OKCK.net
blog | microblog

Follow okckilinc on Twitter

    Akın Anaokulu Logosu

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    08 Mart 2010
    "Akın Anaokulu" için yaptığım logo çalışması...

    Boğaziçi Üniversitesi Bahar Dönemim Açıldı

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    05 Mart 2010

    Boğaziçi Üniversitesi'nde (üniversitem oluyor kendileri) Bahar Dönemi başladı geçen hafta. Ama ancak ders programım kendine gelebildi. Ve işte tüm değişikliklerden sonra ders programım tam olarak bu şekilde (PHYS130.PS'leri eksik aslında, daha açıklanmadı günü ve saatleri).

    Görüldüğü üzere Çarşamba ve Cuma günleri öğle arasında okulu kapatıyorum, bir işe girip o boşlukları da doldurma düşüncesindeyim ama :)

    Bu programda LB ile tanımlanmış olanlara gitmemek olmaz, onlarsız dersi geçsem bile geçmiş sayılmam. PS ile tanımlanmış olanlarsa, gidilmese de olabilir ama o saatlerde soru çözülüyor ve bu nedenle önemliler.

    Yukarıdaki tabloda dolu gözüken saatlerde beni nette ya da sokakta görürseniz hesap sorabilirsiniz, benden size izin :)

    Bir Boğaziçi Üniversitesi kuralı ile sözüme noktayı koyayım, bu kural önemli ve rehber niteliğinde;

    Boğaziçi Üniversitesi'nde;
    • Derslere Giderseniz; Dersi C ile Geçersiniz.
    • Derslere Gider ve Sınavdan Önceki Hafta O Derse Çalışırsanız; Dersi B ile Geçersiniz.
    • Derslere Gider, Akşamları Tekrar Eder ve Sınavdan Önceki Hafta Arşiv Sorularını Çözerseniz; Dersi A ile Geçersiniz.
    • Derslere Gitmezseniz Ne Olur? Cevap Basit, Kalırsınız...
    *** İstisnai durumlar olabilir, ama genel durum bu şekilde :)

    Forvet Değil, Defans Önemli...

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    26 Şubat 2010
    Türkiye'deki takımların ve taraftarlarının en büyük hatasıdır, sürekli forvet istemek ya da gol beklemek. Transfer sezonu açıldığı anda forvet ya da orta saha oyuncusu almak için çabalar kulüplerimiz, amaç bol gol bekleyen taraftarı mutlu etmektir. Ama çok ama çok büyük bir hata yaparlar ve defans hattını görmezden gelirler...

    Bir futbol takımında defans hattı, ileri hattan kat kat daha önemli. Yüz tane gol atsanız ama bir fazlasını yeseniz yenilirsiniz. Yenildiğiniz anda da kimse sizin gollerinizi görmez, görse bile sonuç kaybediştir.

    Defans hattınız iyi olursa;
    • Gol yemez (ya da az yer) ve rakip takımın ayağınıza kadar getirdiği topları orta sahaya kazandırıp goller atabilirsiniz.
    • Kalecinizin önemi ve üzerindeki baskı azalır, sadece kalesini korur.
    • Defans oyuncularınız bile gol atabilir.
    Bu sezon Galatasaray'ın yaptığı Dos Santos, Jo ve Neill transferlerinden ikisini (Dos Santos ve Jo) çok gereksiz buluyorum, ama Neill yapılması gereken ve gerçekten de takdir toplayan bir transfer.

    Fenerbahçe'ye (tuttuğum takım) gözümüzü çevirdiğimizde ise defansın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz. Önce geçtiğimiz Pazartesi oynanan Fenerbahçe - Bursaspor, sonra da dünkü Fenerbahçe - Lille maçına bakalım. Öne geçtiğimiz ve hatta son anlara kadar önde götürdüğümüz maçlar ikisi de, ama skor Fenerbahçe aleyhine; çünkü, Fenerbahçe defansı tam anlamıyla bitik. Defans olması gerektiği yerde olmayınca da, kaleciniz kalenin yarısını kapatsa dahi diğer yarısı elbet açık kalıyor. Ve size rahatlıkla söyleyebilirim ki; Fenerbahçe defans hattına acil bir çözüm bulamazsa, bu sezon şampiyon falan olamaz.

    Son kez üstüne basarak söylüyorum;
    Bir Takımda Forvet Değil, Defans Önemlidir!...

    Gercek Müzik Ne Derseniz, Cevabı Bad'lik Amiri

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    14 Şubat 2010
    Müzik...
    Ruhların yansıması, sonsuz farklı şekilde.
    Ve ruhun derinliklerinen çıkıp gelen şarkılar herkes gibi beni de daha fazla etkiliyor...
    Ki para kaygısı ile piyasaya sürülmüş şarkılar kendilerini hemen belli ediyor,
    Çünkü insanın ruhuna, en en derinlerine işleyemiyor,
    Yüzeysel ve tatsız, öyle bomboş kalıyor...

    Kargo'nun Bad'lik Amiri adlı eseri, duyguların müziğe aktarılışı yönüyle oldukça farklı çalışmalardan bir tanesi. Eserde;
    Aynı anda iki ve hatta üç ses birden duymamız,
    Çelişkili sözler içermesi,
    Müziğindeki vurgular, inişler ve çıkışlar,
    Sözlerindeki çığlıklar,
    İnsana o duyguyu fazlasıyla yaşatıyor, kendi içine çekiyor, kasıp kavuruyor...

    Şarkının sözlerini bir kez dinlemekle çıkarmanız,
    Ya da şarkıya eşlik etmeniz de pek mümkün değil.
    Az önce de dediğim gibi aynı anda iki hatta üç ses geliyor eserden.
    Hatta bu çok sesliliği ve hatta bu seslerin bazı noktalarda insanı rahatsız etmesi,
    Eserin ruhundaki sıkıntıyı ve gerilimi oldukça başarılı bir şekilde aktarıyor.

    Kesinlikle arşivinizde bulunması gereken çok özel bir tat bu eser.
    Hissettirdiği karamsarlık nedeniyle sık sık dinlemeniz olası değil.
    Ancak "Bir müziğe ruh nasıl verilir?", hatta "Gerçek bir müzik nedir?" derseniz cevabı budur.


    "Eğer Bir Yanlış Yapacaksan, Bari Onu Doğru Yap!" diyerek, şarkının sözlerini aşağıya ekliyorum.

    (not: eserdeki hikaye gerçektir.)

    ***
    Dün gece senin hoşlandığın kadınla yattığımı sana nasıl anlatabilirim?
    Dün gece senin evleneceğin kadınla yattığımı sana nasıl anlatabilirim?
    Soğuk bir rüzgar esti pencereme, tül perde genişledi
    Şişti, odanın içine...Tıpkı bir balon gibi...Yayıldı...
    Dün gece ona dokunduğumu sana nasıl anlatabilirim?
    Biraz şarap içtik... Ve bilirsin biraz dedikodu...
    Aslında Chet Baker'ın bunla hiçbir ilgisi yoktu...
    O ruj lekesi... Dağınık bir yatak.. Sıcak bir gülümseme...
    Bunlara katlanabilir misin?
    İnsanın kendisini onemsemesi; kendisinin kiralık katilidir.
    Benciller ise yaşarlar...
    Kimse suçlu değil aslında, (hiç kimse suçlu değil!)
    Bu sadece üçlü bir oyun,
    Ama ben anlattığım için suçluyum, biliyorum...
    Bir yılan gibi girdi evime, yanıma uzandı, kolumdan zehirledi beni...
    Her öpüşü ılık bir ölümdü sanki...
    Yağmuru damarlarımda hissediyordum, (Yağmur'u)
    Kusmak istiyordum, ellerim titriyordu, başım dönüyordu,
    Gözlerim kararmıştı!

    Şimdi ben, zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim...
    Şimdi ben, zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim... (şimdi ben... )

    Söylememek, söylemekten daha dürüst bir davranıştır
    ( bütün gün burda sessiz sedasız evde oturdum )
    Ve bu oyun üçlü oynanmaz
    ( bir yerde bir kelebek uçuyordu )
    Sevgiyle yapılan hiç bir şey insana zarar vermez

    Suçlu yok, yanlış var...
    ( sustukça benim gerçekten içimden geçtiğini, sessizce nasıl izliyorduk... )
    Boşver, olmayanı arama..
    ( ay yansıyordu yatağa... yatağın kenarındaki parkelere )
    ( bir telefon geldi )
    ( o günü anlatan bir iki telefon..chicago'da yalnız bir gece)
    ( sen hiç bilme bunu )
    Sana gülümsemesi senin için hayat, benim içinse ölüm demek!
    ( dostum olabilirsin ..? )
    Dün gece senin hoşlandığın kadınla yattığımı sana nasıl anlatabilirim?
    ( onun dışında sessizlik hakimdi )
    Dün gece senin evleneceğin kadınla yattığımı sana nasıl anlatabilirim?
    Daha da önemlisi... Bunu kendime nasıl anlatabilirim?
    ( bunu kendime nasıl anlatabilirim? aahh nasıl!? )
    ( traş olmak için berbere çıktım..atıldım, aynaya bakmadan.. )
    Bacaklarından süzülen kanlar, yere damlıyordu...
    ( McDonald's'an bir menü söyledim. )
    İnan başka bir yalnız gece için, hiç bir açıklamaya ihtiyacım yok benim !

    Aaaah!!! Şimdi ben... Zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim!
    ( şimdi ben... zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim... )
    Aah şimdi ben!!! Zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim!!!
    ( şimdi ben... )
    Aaaah şimdi ben!!! Zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim!
    Ölümle doğum arasında, o bilinmeyen bölgedeyim...
    ( zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim )
    Aah şimdi ben... Zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim!!!
    Gece!!!

    Dün gece senin evleneceğin kadınla yattığımı sana nasıl anlatabilirim?
    ( bileklerimi keserek intihar etmeyi düşündüm )
    Dün gece senin hoşlandığın kadınla yattığımı sana nasıl anlatabilirim?
    ( onu düşünmekten sıkıldım )
    Ona dokundugumu sana nasıl söyleyebilirim?
    ( söyleyin... )
    ( sssiktir git, evet..) (03.35)
    ( bütün bir gün uzaklardaydim... )
    Onun eti, benim vücudumun altında titrerken,
    ( elime jilet alıp saçlarımı yavaş yavaş kazımaya başladım )
    Neler düşündügümü sana nasıl açıklayabilirim?
    ( açıklayabilirim... )
    ( delirdiğimi ya da ona yakın hissettiğimi düşünüyordum )
    Teypte Cansever, ve onun tok sesi...
    ( niye düşünüyorum... )
    ( lanet olsun!... lanet olsun!... )
    Tüm gücümü toplamıştım, bütün bunları sana anlatmak için...
    Tam o sırada bana baktın ve telefon acı acı inledi.
    ( sessizce bir şey düşünememenin delirmek olduğuna inanmaya başlamıştım )
    Konuştuktan sonra bana şöyle dedin:
    "Onun beni düşünmesi, buraya gelecek olması, daha doğrusu yanımda olması...
    ( korkmuyorum..korkmuyorum... )
    Bana içten içe... Büyük bir mutluluk veriyor!!! "

    ( söyleme! söylememek, söylemekten daha dürüstçedir ! bunu unutma! )
    Şimdi ben, zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim...
    ( söyleme! söylememek, söylemekten daha dürüstçedir ! bunu unutma! )Aah!... Şimdi ben, zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim...
    ( unutma!!! )
    Gece inanılmayan bir dinin ebedi misyoneridir, bekleyenin gövdesi içinde!
    ( unutmaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa!!!!!!)
    Ve şimdi ben, doğumla ölüm arasındaa o bilinmeyen bölgedeyim
    ( söylememek, söylemekten daha dürüstçedir )

    Aaah şimdi ben!!! Zamanın beni sancıya mıhladıgı yerdeyim !!!
    ( söylememek, söylemekten daha dürüstçedir! bunu unutma! bunu unutma!... )
    Gel bul beni, gel, gel kafir !
    Gel hisset beni!
    Gece inanılmayan bir dinin ebedi misyoneri, bekleyenin gövdesi içinde...
    Şimdi ben, zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim...
    Doğumla ölüm arasında... O bilinmeyen bölgedeyim...
    ( açlığa alışıyor insan, peki ya deliliğe alışabilir mi? )

    Şimdi ben, zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim...
    ( açlığa alışıyor insan, peki ya deliliğe alışabilir mi? ) 
    Doğumla ölüm arasında, o bilinmeyen bölgedeyim...
    ( gel... gel, bul beni... )

    Şimdi sen, sonsuz şeritli bir yolun en sol tarafındasın...
    Ve hızla ilerliyorsun... Huzura doğru! Erdeme doğru!
    ( açlığa alışıyor insan! peki ya deliliğe alışabilir mi? )
    Ama ben, zamanın beni sancıya mıhladığı yerdeyim.
    Tatlım ama ben, zamanın beni sancıya mıhladıgı yerdeyim.
    Ölümle doğum arasında, o bilinmeyen bölgedeyim...
    Gece ( gece ), inanılmayan bir dinin edebi misyoneri...
    Bekleyenin gövdesi içinde..
    Gece bir sızıntı, kirletilmeyen insanlardan,
    Ve o benim içim... Benim gövdemin içinde...
    Şimdi ben!
    Şimdi ben!
    Şimdi ben!!!

    Eğer bir yanlış yapacaksan, bari onu doğru yap...

    Welcome To The Google In-Buzz

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    11 Şubat 2010
    Bir Gmail hesabınız varsa artık bir Buzz kullanıcısı da oldunuz demektir. Buzz, Google'ın yeni oyuncağı ve öyle böyle bir oyuncak değil; bir Friendfeed ve doğru şekilde geliştirilirse Facebook ve Twitter katili.

    Buzz ile ilgili özellik değerlendirmelerime başka bir yazıda yer vereceğim. Burada bir Buzz derdine çözümü paylaşmak istiyorum. 
    Buzz, bir şekilde dahil olduğunuz (eklediğiniz, beğendiğiniz, yorum yaptığınız) Buzz'ları posta kutunuza gönderiyor. Bu bir süre sonra bir felakete neden olabilir Gmail posta kutunuz için.

    Bu sorundan kurtulmak için yapmanız gerekenler ise çok basit:

    Ayarlar (Settings)'dan Filtreler (Filters)'i Seçin

    Filtreler Sayfasında Filtreleri İçe Aktar (Import Filters)'ı Tıklayın

    Dosya Seç (Choose File)'e Tıklayıp...

    "In-Buzz Filter"i Seçin (ilgili filtre dosyası yazımın en altında) ve Dosyayı Aç (Open File)'a Tıklayın
      
    Varolan Postalara Filtreyi Uygula (Apply New Filters To Existing Email) Seçiliyken
    Filtreleri Oluştur (Create Filters) Deyin...

    Artık Buzz'da sizinle ilgili epostalar Gmail hesabınızda "inbuzz" etiketi ile etiketleniyor ve posta kutunuzu doldurmuyor ;)

    Filtre Dosyası / Filter File : In-Buzz Filter 
    (sağ tıklayıp "hedefi farklı kaydet..."i seçin / click right "save as...")

    Önemli Düzeltme:
    Gmail'inizi Türkçe kullanıyorsanız filtrede küçük bir değişiklik yapmanız gerekiyor.
    Filtreyi yükledikten sonra, konu kısmını Buzz: olarak değiştirin.
    Buzz from > Buzz: