OKCK.net
blog | microblog

Follow okckilinc on Twitter

    Obur Dünya, Bari Cem Karaca Bize Kalsaydı!

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    08 Şubat 2010
    Cem Karaca, kendisi vefat ettikten sonra içimde "yaşarken neden kıymetini bilemedim" dediğim sanatçılarımızdan biri değil. Bu durumun haklı mutluluğunu yaşıyorum en derinlerimde, vefatından dolayı dertlere ve hüzünlere kapılmış olsam da buruk bir mutluluk oldu hep içimde.

    Papazın eşşeğini kovala dur,
    Ali'nin külahını Veli'ye uydur,
    Aldat dur, aldan dur,
    Oğlum hayat bu mudur?
    Lise yıllarımda her haftasonu Bursa merkeze gidip Cem Karaca'nın bir ya da iki kasetini almak ve bunları tekrar tekrar dinlemek benim için vazgeçilmez bir hobi olmuştu. Adeta onsuz olamaz olmuştum. Ağızlara pelensk olmuş eserlerinden ziyade, daha gerilerde kalmış eserleri daha çok ilgimi çekiyordu.

    Sadece kasetlerini satın almakla yetinmiyordum, kendisi hakkında kitaplar okuyor ve geçmiş yıllarda yaşamış kişilerle onun hakkında sohbetlere giriyordum. Bu sohbetler için öyle özel kişiler ya da özel yerler seçmeme gerek de yoktu; gençliğinde Cem Karaca'ya hayran olmuş bir simitçi ile otobüs durağında muhabbetlerim bunlardan bir tanesi.

    Cem Karaca, ömrü boyunca ülkemizin yanlışlarını göstermeye çalıştı. Ama yeterince anlaşılmadı, daha doğrusu politik görüşü yüzünden anlaşılmak istenmedi. Ülkemizin genel bir problemidir bu; politik görüşünüze göre yaftayı yapıştırırlar, sözlerinizin doğruluğunu göz önüne bile almazlar.

    Cem Karaca, o kendine has mükemmel yorumu ve yine kendine has ve de eşsiz konuşma şekli ile her seslendirdiği esere çok ayrı ve özel bir hava kattı. Birbirinden ölümsüz eserler yarattı. Her bir eseri paha biçilmez bir değere ulaştı.
    Üryan geldim üryan giderim
    Ölmemeye elde fermanım var?
    Azrail gelmiş de can talep eyler,
    Benim can vermeye dermanım mı var?

    Cem Karaca'nın kendi kaleme aldığı eserlerinin yanı sıra büyük şairlerin eserlerini de başarılı bir şekilde yorumlayarak müzikseverlerle buluşturdu. Bu eserleri sayesinde, sayısız edebi eser de belleklerimizdeki yerlerini o mükemmel yorumla almış oldu.

    Cem Karaca'nın ne kadar başarılı bir sanatçı olduğunu, onu taklit edenlerin ya da etmeye çalışanların fazlalığı ile de ölçebilirsiniz. Murat Göğebakan, Barış Akarsu gibi akla hemen gelen isimlerin dışında, birçok sanatçı bir şekilde onun yorum şekilden birebir taklit etti ya da fazlasıyla kendisinden esinlendi.


    Ayrıca Cem Karaca'nın yorumlayacağı eserleri seçerken oldukça dikkatli davrandığı da gözden kaçabilecek bir gerçek değildir. Aşk temalı eserlerde dahi, ülke gerçekleri ile yoğrulmuş şahaserleri seslendirmeye dikkat etti. 
    hoş geldin kadınım benim hoş geldin
    yorulmuşsundur;
    nasıl etsemde yıkasam ayacıklarını
    ne gül suyum ne gümüş leğenim var,
    susamışsındır;
    buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim
    acıkmışsındır;
    beyaz ketenli örtülü sofralar kuramam
    memleket gibi esir ve yoksuldur odam. 
    Cem Karaca'nın her bir eseri, yeni nesillere büyük bir dikkatle ve önemle dinletilmelidir. Çünkü her biri birbirinden değerli ve önemli bilgileri bünyesinde taşımaktadır.

    Cem Karaca'yı anlatmaya kelimeler yetmez, yüzlerce eserini buradan sizlerle paylaşmaya ise benim takatim. O nedenle yazımı burada sonlandırıyorum.
    İşte geldik gidiyoruz
    Bilinmez bir diyara
    Eskiden karpuz idik
    Şimdi döndük biz hıyara
    Cem Karaca Seni Hiç Unutmadın, Eserlerinle Hala Seninleyim ve Seninle Olacağım...
    Mekanın Cennet Olsun...

    Hem Yeteneksizsiniz Hem De Zevksiz

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    Dün gece halkımızın ne kadar zevksiz ve ezik olduğunu hep birlikte gördük, aslında çok farklı bir sonuç beklentisine girerek bizler hata yaptık. "Yetenek Sizsiniz!" yarışmasının dünkü yarı finalinden bahsediyorum, iyi ki izleyememişim. Sonucu öğrenmem bile kahrolmama yetti.

    Bu ülkede körseniz, kocanız dövmüşse, babanız kolunuzu bacağınızı kırdı ise, okuldan atılmışsanız, kaybetmek yerine kazanıyorsunuz. Aman yanlış anlaşılmasın (hemen linç etmeyin beni), bunlar olduğunda toplumdan dışlanın falan demiyorum. Ama ülke olarak kendini acındırıp ağzına yerli yersiz "Allah" lafını dolayanlara karşı pek bir bonkörüz. Kendimizden bir parça gibi hissediyoruz, çünkü fazlasıyla eziğiz.

    Biz tarih boyunca eziktik ve kimi zaman kaba kuvvetle kimi zaman da pohpohlanarak ezikliğimizi üzerimizden attık ya da attığımızı sandık. (Atatürk'ün Büyük Yalanı...)

    Halkımız kör olmayı bir yetenek sanıyor, Allah lafını öyle yerli yersiz kullanmayı marifet sanıyor. Ve sonuç ortada; kör topal yaşıyoruz, işimiz de Allah'a emanet.

    Juriye de iki çift lafım olacak, çünkü bu rezilliğin bu boyutlara erişmesinde kendilerinin payları çok büyük. Halkın bu tip ucuz numaralara her zaman tav olduğunu bile bile neden Bilal'i yarı finale aday gösterirsiniz? (düzenleme: "halk koruması" denen bir durum varmış, bkz: ilk yorum) Gerçi amacınız belli, programın izlenme oranlarını yüksek tutmaya çalışıyorsunuz. Ki Acun'un yayın politikası bu şekilde. Var Mısın Yok Musun?'da da aynı yolla seyirci toplamıştı, Acun açık açık insanları kullanıyor ve insanlar da böyle aşağılanmaktan haz duyuyor; çünkü eziklik kanımıza işlemiş artık.

    Ey Halkım!
    Sizden çok şey beklediğim için özür dilerim,
    Sizden bir halt olmaz...

    Atatürk'ün Büyük Yalanı...

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    Mustafa Kemal Atatürk'e saygı duyan ve onu çok seven bir bireyim. O ki, bu ülkeye verilmiş en büyük armağanlardan biridir, değerini bilene.


    Ama öyle bir yalanı var ki yıllardır kendimize tekrar edip durduk, o yalanla kendimizi avuttuk. Atatürk bile bu koca yalanı tamamen stratejik bir kararla ve tamamen bilinçli bir şekilde söyledi, biz de inandık.


    Anadolu Lisesi'ndeki Tarih Öğretmenimiz Nevzat Bey'in, o gün bizi şok eden sözleri ile beynimizden vurulmuşa dönmüştük. O zamana kadar anlatılanları bir anda silip atmıştı, kendisini o gün çok yadırgamış ve hatta adamın dediklerinin saçmalık olduğunu düşünmüştük. Sonradan kişisel araştırmalarımda gördüm ki, dedikleri birebir doğruydu ve doğruyu söylediği için dokuz köyden kovulmuştu.


    Peki ne diyordu Nevzat Öğretmen?

    Mustafa Kemal Atatürk'ün "Türk Milleti'nin karakteri yüksektir. Türk Milleti Çalışkandır, Türk Milleti Zekidir." laflarının Türk Milleti'ni pohpohlamak için söylenmiş sözler olduğunu iddia ediyordu.

    Çünkü Türk Milleti yüzyıllar boyu Osmanlı boyunduruğu altında yaşamış ve iyice içine kapanmıştı. Bir liderin çıkıp bu boyunduruk altında yaşamaya alışmış halkı uyandırması gerekiyordu ve o lider Atatürk idi.

    Bir millet yeterince zeki ve çalışkan olsa, kendisine aşağılık muamelesi yapan bir imparatorluğun boyunduruğu altında yüzyıllarca yaşar mıydı?

    Osmanlı yüzyıllarca boyunca (özellikle de son yüzyıllarda), Türk halkına ikinci ve hatta üçüncü sınıf muamelesi yaptı. Anadolu'daki halk, İstanbul'daki o muhteşem (!) imparatorluktan uzaktı ve oradan kopuktu. Bir insana "Türk" diye hitap etmek ona hakaret etmek ve aşağılamak anlamı taşıyordu. Ve eğer ki aralarında aklı başına gelenler olursa, katledilmeleri ve sürülmeleri padişah fermanıydı (bkz: Şeyh Bedrettin Destanı).

    İşte böylesi bir halkı uyandırmak için ona beyaz yalanlar söylenmesi gerekiyordu ve söylendi...

    Türk Milleti'nin karakteri yüksektir. Türk Milleti çalışkandır, Türk Milleti zekidir.
    M.K. Atatürk

    Cevap Basit: İhtiyaç Yoktu

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    02 Şubat 2010
    Ara transfer döneminde Fenerbahçe'nin neden adamakıllı transfer yapmadığı ve Galatasaray'ın "kiralık" muhteşem transferleri tartışılıp dururken aklıma hep şu nükte geliyor ve gülümsüyorum;


    Bir üniversitede öğrenci yemekhanede bir profesörün yanına oturur. Profesör sinirlenir ve "Öküzlerle kuşlar aynı masada oturamaz!" der, bunun üzerine öğrenci "Öyleyse ben uçup gideyim!" der ve hocasını bozarak kalkar. Profesör bunun altında kalmak istemez derste öğrencisini geçirmek için bir soru soracağını bilemezse geçirmeyeceğini söyler ve der ki "Yolda giderken yerde iki kese buldun, birinde akıl birinde para var. Hangisini alırsın?" Öğrenci gayet rahat bir biçimde "Parayı..." der, profesörse "Ben olsam aklı alırdım." der. Öğrenci bunun üzerine lafı yapıştırır:
    "Herkes neye ihtiyacı varsa onu alır Hocam!..."

    İşte Fenerbahçe'nin işi de böyle, yani Fenerbahçe'nin transfere ihtiyacı yoktu. Bunu Roberto Carlos giderken Daum'un gazetecilierin sorusuna "Cristiano Ronaldo'yu almayı düşünüyoruz." şeklindeki alaylı cevabından bir transfer olmayacağı belliydi. Gökhan Ünal'ı ise laf olsun diye aldılar, belki Colin Kazım'ın yerine Guiza ve Semih'in yokluğunda varlık göstersin diye.

    Galatasaray'da ise görünen o ki, önemli oyunculara "kiralık" da olsa ihtiyaç varmış. Kendilerine hayırlı olsun diyorum.

    İyi olan kazansın... Spor dolu günler size...

    Nut Up or Shut Up Zombieland

    Oğuz Kaan Çağatay Kılınç
    31 Ocak 2010
    Az önce Zombieland adlı filmi izledim ve kesinlikle izlediğim en iyi zombi komedi filmi. Aslında özünde bir komedi filminden öte öğretici ögeler de içeriyor ve kesinlikle nerede durması gerektiğinin farkında.

    Zombiler hakkında zilyon tane film mevcut, bu filmler sayesinde gerçekte hiç varolmayan zombiler hakkında tahmin edebileceğimizden de fazla detaylı bilgiye sahibiz ve eğer bir gün olur da zombiye dönüşürsek bu durumu hiç yadırgamayacağız.

    Zombi filmlerinin temeli tamamen "bööö" tipi korkutmaya dayalı ve açıkçası birkaçı dışında ([REC] gibi) yaratıcılıktan bir hayli uzaklar. Ama Zombieland için "yaratıcılıktan uzak" demek çok büyük haksızlık olur.

    Zombieland'in oyuncu kadrosu, figuran olan zombileri saymazsak sadece 4 kişiden oluşuyor ve artık insanın kalmadığı bir dünyada fazlası ile yeterli bir kadro. Bir de henüz zombiye dönüşmemiş bir ünlü olarak Bill Murray bizzat kendisini canlandırmakta. (-spoiler- ama onun da sonu başkahramanımızın elinden oluyor)

    Zombieland diğer zombi filmleri ile kesinlikle dalga geçmiyor, zombiler hala zombi ve hala yeterince korkunçlar. Diğer filmlerle dalga geçerek komedi yapmaya çalışmadığı için bile oldukça başarılı bence.

    Zombieland'de zoraki bir komedi mevcut değil, hayatın içinden alınmış ve oldukça olağan esprilere sahip. Gerçek hayat da yeterince komik olabiliyor zaten ve bunu beyazperdeye aktarırken içine zoraki kahkahalar eklemeye gerçekten hiç ama hiç gerek yok, işte Zombieland'in temel aldığı nokta da bu.

    Filmde, Zombieland'de ayakta kalabilmek adına başkahramınımız Columbus'un bir kurallar listesi var. Filmin başında birinci kuraldan anlatmaya başladığını görünce, bir merak duygusu ile birlikte sıkıcı bir listeleme izleyeceğinizi zannedebilirsiniz ama ilk dört kuraldan sonra kuralları hayatta karşınıza çıktığında hatırlatmak koşulu ile ve oldukça sırasız ve hatta bir çoğuna şahit olmadan öğreneceksiniz. Ve elbette ki tüm kuralların atası olan kural da unutulmamış, "Kurallar çiğnenmek içindir..."

    Birçok üniversite öğrencisi, filmin başkahramanı Columbus'ta biraz kendisini bulacak. Bu nedenle öğrenci arkadaşlarım Columbus'u kendilerine oldukça yakın hissedebilir :)

    Filmin sert erkeği Tallahassee'nin içindeki çocuk da kendisi ile tanıştıktan kısa bir süre sonra ortaya çıkıyor, çünkü o bir Twinkie avcısı. Karakterin giyinişi ile Twinkie'nin maskotu nedense çok benzer ;)

    Hayatta olduğu gibi filmimizde de seksi ve çekici bir hatun bulunması bir şart. Ama hiç heveslenmeyin Wichita adlı kızımızı hiç çıplak göremeyeceksiniz, çünkü bu filmde "seks satar" kuralı geçerli değil ;) Ve "Little Miss Sunshine"dan hatırlayabileceğiniz ufaklık da büyümüş ve çok açıkgöz bir varlık olmuş ve hatta biraz vahşi de.

    Bir detay vermek de yerinde olacak bu noktada. Karakterlerimiz birbirlerini gerçek adları ile tanımıyorlar, sadece gitmeye çalıştıkları yerler onların isimleri ya da kendilerine göre takma isimleri var.

    Son olarak filmdeki öğretici ögelerden de bahsederek kapanışı yapmak istiyorum. Filmde bir ailenin aslında ne olduğu, kimseye ne olursa olsun kolay kolay güvenilmeyeceği, abazalığın başa ciddi belalar açabileceği ile ilgili hayata dair ipuçları da içermekte ;)

    Bence Zombieland'i hemen edinin ve izleyin...

    Kendime Not: "Nut Up or Shut Up" (Ya Cesur Ol Ya Da Kapa Çeneni) deyimini de çok sevdim, sık sık kullanırım artık :)