Bazıları seyrederken hayati en önden, kendime bir sahne buldum oynadım.
Öyle bir rol vermişler ki, okudum okudum anlamadım.
Friedrich Nietzsche
Proficiency Sınavı İçin Hangi Kursa Gitmeliyim?

Boğaziçi Üniversitesi Proficiency (İngilizce Yeterlilik) Sınavı'nın zorluğuna dair şöhreti, üniversiteyi aşmış durumda. Bir de Remedial öğrencilerinin üniversitede üvey evlat muamelesi görmesi, bu sınav hakkındaki endişeleri doğal olarak daha da körüklemekte. Öyle ki, parçalı geçme sistemi yeterli gelmediğinden Beginner düzeyi öğretiminin 1,5 yıla çıkarılması da artık gündemde.

Haziran'daki sınava 4 ay gibi bir süre kaldığı bugünlerde, Hazırlık öğrencilerinden sıklıkla duymaya başladığım soru 'Proficiency Sınavı için kursa gitmeli miyim ve hangi kursları önerebilirsin?' oluyor. Ben de hazır dönem henüz başlamışken daha fazla geciktirmeden bu sorunun cevabını sizlerle paylaşayım dedim.
Her Yeni Gün, Yeni Bir Yaşam Demek...

En son Perşembe günü akşam yemek yemiş ve tuvalete gitmiştim. Cuma günü aldığım ve 'Sağlık olsun...' dediğim haberle sarsılmış olarak kendimi odaya kapatmıştım. Herhangi bir insan yüzü görmek istemiyor, aç olduğumu da hissetmiyordum. Sürekli düşünüyordum, çıkış yolları arıyordum.

Bugün 6'da başladım güne. Önce odadan çıktım ve gidip bir duş aldım. Suyun o dinlendirici ve huzur verici etkisine bıraktım kendimi, yağmurda yürümeyi de bu nedenle severim zaten. Sonra odaya gelip bir kahve yaptım kendime, kaç vakittir odamda bekleyen kekle bir şeyler atıştırmak istedim ve de bu yazıyı yazmak.
Bir Zamanlar... Parliament Sinema Kulübü...

Aslında bu bir blog yazısı olmayacaktı, bir iki cümle yazacaktım o kadar. Sonra bir baktım kaptırdım gidiyorum, aklımda bir sürü güzel anı da canlandı, bloga dönüştüreyim dedim. Bir de kaç vakittir blogumda renkli şeyler paylaşmamıştım, hem ben biraz kafa dağıtmış olurum, hem de geçmişe ufak bir yolculuk yaparız :)

Biliyor musunuz bilmiyorum ama ben 85'liyim (gerçi bu konuda farklı rivayetler var, ama karıştırmayayım ortalığı şimdi)... Çocuk olmak için en güzel döneme denk geldim diyebilirim, Türkiye için ilginç ve eğlenceli bir geçiş döneminin şahitlerindenim. Gerçekten güzel şeylerdi, ya da ben çocuk olduğum için o aralar bu kadar dert etmiyordum, işin renkli taraflarını görüyordum.
Kilyos Maceramın Da Sonuna Geldim...

28 Eylül 2010'da Kilyos'a ilk kez ayak bastığımda, aklımdaki en son şeydi burada bu kadar çok zaman kalmak. Hatta sadece misafirdim burada, Kuzey Kampüs'te yer açılana kadar kalacak ve sonra geri dönecektim. Ama sevdim ben Kilyos'u... Bir ay kadar sonra "Hadi Kuzey'de yer var, gel artık!" dediler, ama ben ayrılamadım Güney Kampüs'e 32,5 km uzaklıktaki bu kampüsten...
O Oda Kapısının Arkasında Biri Var...

Her gün gelip geçtiğin koridorda, o koridordaki odalardan birinin kapısının arkasında biri var...

Kapının hemen ardına çökmüş, başını ellerinin arasına almış, sessizce ama hıçkırarak ağlıyor. 'Koskoca adam ağlar mı?' demiyor, ağlıyor. İçi dolmuş taşmış, ama boğazı düğümlü. Haykıramadıkça hıçkırıyor, içi gözlerinden akıyor ince ince...