Bana Mektup Gelmiş

Uyku tutmak. Uyumayı denedim ama insanın kafasında bir sürü düşünce olunca uykusu da kaçıyor. Bu aralar var bir sorun ama hayır olsun artık. Hayatın getirdikleri, özel sorunlar, toplumsal sorunlar, ailevi sorunlar derken insan dünyaya geliş sebebini açıkçası tam olarak göremiyor. Boş yaşayıp boş düşünüp hayatımızın beşte biri dolacak kadar bile bir şey yapmıyoruz belki de. Uykusuzluğa alıştım. Aslında uykusuzluk da değil bu. Eski duruma göre daha az uyuduğum için uykusuzluk diye düşünüyorum. Ama hayatımı bir yandan düzene sokarken diğer yandan patlak verme korkusu da yok değil.

Bu aralar boşluktayım, belki de ikilemleri düşünüyorum ya da kendimi kendime ispatlama çabasındayım. Çok uç noktaları seçiyorum her zaman. Ya hep ya hiç durumları olur ya, benim için de böyle; ya hep olmalı ya da hiç yaşanmamalı. Karşımdaki ya hep beni sevmeli ya da hayatıma hiç girmemeli, diye çok düşünüyorum. Ama olmuyor, insanoğlunun yaşamındaki parçalardan biri de bu. Kötüyü yaşamadan iyinin anlamını, değerini göremezsin. Sanki tokat yemeden ayılamayacakmışsın da, her defasında birinin tokat atıp ayıltmasını bekler gibi.

Kendimi bile çözemiyorum aslında bazen. Biraz fazla saflık var sanırsam. Karşımdaki insanı yüceltiyorum gözümde, sanki eşi benzeri yokmuş gibi. Kaybetmenin acısını yaşamamak için daha sıkı sarılıyorum tüm varlığımla. Herkesi kendim gibi düşünüyorum belki de o an. Her insanın duyguları vardır nasıl olsa diye... Ama yokmuş! Duyguları olan insan zaten kendini belli edermiş.

Düşünüyorum da acaba bendeki bu bağlılık, hastalık mı? İnsan sevdiğini gözünde büyütüp sadece birlikte oldukları zamanın mutlu geçmesi, görüşemedikleri zaman da birbirlerini düşünüp hatırlarken bile özlemlerinin artması gibi bir durum hep kısa mı sürer ya da hiç olmaz mı?

Bu konu daha çok kafamı kurcalıyor. Diğer sorunlar bir yana, bu çözüp kapatmak istiyorum. Her insandan aynı ya da benzer davranışları elbette bekleyemem, beklemem yanlış olur zaten. Ama nedir bu insanlardaki umutlandırıp kelimeleri süsleyip altında tepside sunma hevesi. Kanarsa ne ala, kanmazsa da artık ya başka bir tepsi sunarız ya da halihazırda olanı bir başkasına sunarız; ta ki bir saf bulana dek.

Buradaki saf aslında ben oluyorum, hoş hala öyle devam ediyorum saflığa ama derslerimi de ala ala. Belki de iki kişi arasındaki bağa, aşka ve sevgiye çok inanıyorum. Karşımdaki insanın gelip geçici biri olmasını istemediğimden belki de, tüm sevgimi ona yansıtıyorum.

Yok, yok, yok. Hala daha doğru insan çıkmadı. Bu yaşımda bunu düşünmem aptalca belki de ama, ya hep ya hiç diye düşünen bir insan bu konuda da ya doğru insan hemen çıksın karşıma ya da hiç yanlış biri çıkmasın doğru insan çıkana dek diye düşünür elbet.

Sevgi biter mi hiç? O ilk günler tapılacasına sevdiğin, o benim diğer yarım dediğin insana olan sevgi gün gelir de biter mi? İlk öpüşünde, ilk sarılışında atan kalbin ritmi gün gelir yavaşlar mı? Birbileri için planlar yaparken artık sadece kendi için planlar yapar hale gelir mi bir aşkta? Bu kadar mı kısa sürer o kalp atışının vücuda verdiği kimyasal süreç? Ya benim düşüncelerimin yakınından bile geçebilen insan yok ya da ben aklımı ufaktan ufaktan kaçırıyorum.

Çok mu şey bekliyorum karşımdakinden acaba. Yani sevdiği için insan fedakarlık yapmaz mı hiç? Tek doğru ayrılık mıdır her zaman? Neden insanlar ayrılırken tek bahane "ikimiz için de en doğrusu bu emin ol" demekle yetinir her zaman? Kolaya kaçmak insanoğlunun yapısında olan bir şey belki de, ama aşıksa ve seviyorsa insanın gözü ne bahane aramalı ne de sevdiğini kendinden uzakta tutmalı bence.

Ama giderek inancımı kaybediyorum sevgiye dair. Kozmopolit şehrin kozmopolit insanlarıyla olan tüm diyaloglar ya da gözlemler artık bir şeylerin bitmesine neden olurken, başka düşüncelerin de doğmasına neden olabiliyor.

En yontulmamış insanı da gördüm şu şehirde, en kültürlüsünü de. Ama aşk ve sevgi, ne yontulmamışında ne de kültürlüsünde farklı. İkisinde de bırakıp gitmenin düşüncesi kurulmuş kafalarında.

Şuan şunları yazıyorum, ama yazarken hem gülüyorum kendime hem de düşünüyorum şu durumu. Gelecekte eşim diyeceğim insanın şu kriterlerden hangisine uyacağına dair düşünceler beliriyor kafamda. Dedim ya şu yaşta bunları düşünmek çok saçma belki de, ama diğer konularda hedef aldığım noktalara ulaştığım için bir tek bu konuya bir sonuç çıkaramadığımdan belki de bu düşünceler.

Aslında yazacak daha çok şey var anlamadığım ya da anlamsızlaştırdığım, ama fazla da kafa yormak istemiyorum artık bu durumlara. Elbet doğru insan bir gün gelecek, yollarımız kesişecek ve ölüm bizi ayırana dek sözcükleriyle hayatlarımızı birleştireceğiz, bir sevgi selina kapılacağız ve yine o sevgi selinde birlikte kulaç atıp yüzeceğiz.

Sevginin de aşkın da sonsuz olabileceği düşüncesi hala içimdeyken ve bir nebzede olsa bu inancımdan uzaklaşmayı da düşünürken şu ikilem arasında ağır basan kısma olan bağlılığımı hak edecek ve karşılığını verebilecek bir kişi var bu dünyada biliyorum ve bekliyorum o kişiyi...

Blog Sahibinin Notu: Ele geçirilen bu mektup anonim olarak paylaşılmıştır. Ancak sahibinden izin alınmamıştır.

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...