Gunde 20 Saatlik Ozgurluk ve Saglik Kampanyasi

Insanlarin cep telefonlari olmadan yasayamadigi bir dunyada varligimizi surdurmeye calisiyoruz. Ac kalsak da cebimiz icin kontor aliyoruz. Gozumuzu actigimiz andan kapattigimiz saniyeye kadar cep telefonu ile konusuyoruz. Eskiden geceleri kapatirdik, artik kapatmiyoruz. 7 gun 24 saat acik olarak tutuyoruz. Sevgililerimiz kendilerini ne kadar sevdigimizi bile onlari ne kadar aradigimizdan ya da onlara gunde kac tane mesaj attigimizdan anliyorlar.



Oysa ben uzunca bir sureden beri cep telefonumdan kurtulmak icin sebepler aramaktayim. Kendisine bana dayandigi icin saygim olsa da kendimden uzak tutmak icin cesitli yollar gelistirdim. Sarja takmiyorum ya da kontor almiyorum. Yere dusup dagildiginda toplamiyorum. Zaten tamirlik oldugu halde bakima bile goturmedim.

Ve sizleri de CEP TELEFONUNA HAYIR demeye davet ediyorum...

Bu tepkimin iki nedeni var; biri kisisel ozgurlukler, digeri saglik problemleri...

Kisisel Ozgurlukler


Cep telefonlari ciktigindan beri ailemizin, sevgilimizin, arkadaslarimizin bizi surekli takipte tutmalarindan kendimizle kalamaz olduk. Telefona bir sure cevap vermesek, hakkimizda felaket senaryolari uretilmeye baslaniyor. Ailemiz basima bir bela geldiginden supheleniyor, sevgilimiz aldatildigini dusunuyor, arkadaslarimiz ise kaale alinmadiklarini saniyor.

Hani yukaridaki aile-sevgil-arkadas uclusunu ozel hayatimizin yakin insanlari diye dusunup es gecelim. Ya peki cep telefonlari sayesinde (!) is hayatimizin mesai saatleri disina cikip tum anlarimiza mudahale etmesine ne diyeceksiniz? Insanlarla iliskilerin siki oldugu mesleklerde ozellikle, kisisel telefonlarimizi da vermek zorunda kalabiliyoruz. Is saatleri disinda bile is verenler, sanki is verdikleri icin hayatlarimiza da mudahale etme hakkina da sahip olmuslar gibi cep telefonlarimizdan ariyorlar ve hatta kapali gorurse hesap soruyorlar.

Ya peki sevgililerimiz! Cep telefonu ile butunlesmemizi istiyorlar sanki... Gunde 5 kezden az aramak, onlari dusunmedigimiz anlamina geliyor. Sabaha kadar cep telefonu araciligi ile onlarla konusmamizi istiyorlar. Gunde sonsuz sayida mesaj atmamamizi bekliyorlar. Beklemeye asla tahammulleri yok. Kafa dinleme hakkimizdan da en basta feragat etmis oluyoruz sanki...



Saglik Problemleri

Turkiye'de cep telefonu sayisi 2000'de 14.970.000, 2004'te 30.843.000. Dunya'da 2.168.433.600 telefon bulundugu 2005'te yilinda ise Turkiye, 43.609.000 ile 17.sirada. 2007 yili sonunda Dunya'daki cep telefonu sayisi 3.25 milyara ulasirken, Turkiye'deki sayi ise 50 milyonu asacakmis.

Uzmanlar yogun cep telefonu kullaniminin insan sagligi uzerinde uzun vadede ciddi problemlere neden olacagini anlatmaktalar. Tabii kac kisi dikkate aliyor orasi ayri mesele!...

www.kitapyurdu.com'dan satın al
Bogazici Univeristesi Elektrik Elektronik Muhendisligi Bolumu ogretim uyesi Prof.Dr. Selim Seker ve Bogazici Universitesi Molekuler Biyoloji ve Genetik ile Kimya bolumu mezunu Anil Korkut'un cikardiklari "Tehlikeli Oyuncak" adli kitaplarinda cep telefonlarinin yaydigi elektromanyetik dalgalarin insan sagligi uzerindeki etkilerini anlatiyorlar.

Prof. Dr. Selim Seker;
Cep telefonuyla konusurken, telefonun yakin oldugu organlar isinir. Daha cok kullanildiginda, daha cok isinir. Cep telefonunun konusma sirasinda en yakin durdugu organ, beyin ve kulaklar. Dolayisiyla beyin ve kulakta asiri isinmaya yol acarak zarar verir. Kulak ve beyinde baslayan isinma, daha sonra ic organlara sirayet eder. Dunya Saglik Orgutu, cep telefonlari ve baz istasyonlarinin isitma yoluyla vucuda nasil zarar verecegini, yayinladigi raporla duyurdu. Bu rapora gore, cep telefonlarinin isisal etkileri sonucu, vucudun normalde salgilamadigi bazi proteinler uretiliyor. 'Isi soku proteini' adi verilen bu proteinler, vucudun normalden farkli islemesine yol aciyor. Kronik olarak cep telefonuyla cok fazla konusuldugunda, bu molekullerin varligi da surekli bir hal aliyor. Bu da vucutta yikima yol acabiliyor. Bu yikimin sonucunda ise kanser olusumu, kalp yetmezlikleri, merkezi sinir sisteminin islemez hale gelmesi gibi oldurucu hastaliklarin tetiklenebilecegi dusunuluyor. Uzun sureli cep telefonu kullaniminin yol actigi isinma, gozde de uzun vadede katarakt olusturuyor. Rusya ve Fransa'da hayvanlar uzerinde yapilan deneyler, asiri cep telefonu radyasyonunun hayvanlarda dusuk oranini dort kat artirdigini gosteriyor."
Kitapta ilginc arastirma sonuclari da var;
- Isvec'te beyinlerinde tumor olan 1500 hasta ile 1500 saglikli kisi karsilastirildi. Kanserli hastalarda cep telefonu kullanim orani hesaplanarak, beyin kanserine etkisi incelendi. Buna gore tum beyin tumorlerinde, cep telefonu kullanimina bagli olarak 1.5 katlik bir artis goruldu. Cep telefonunun vucuda degdigi bolgelerde, ornegin kulaga yakin olusan 'noroma' adli tumor icin risk artisi ise 3.5 kat olarak saptandi.
- Transgenetik 101 fareye cep telefonu radyasyonu uygulanirken, 102 fareye bir sey verilmedi. Gunde 30'ar dakikalik iki seans olarak 18 ay boyunca radyasyon uygulandi. Lemfoma gorulenlerin orani, radyasyona maruz kalanlarda yuzde 53, radyasyon almayanlarda ise yuzde 22 oldu.

Ya Peki Ne Yapmali?


Cep telefonlari artik vazgecilmezlerimiz arasinda. En guzelini ileri ki gunlerde ben yapacagim ve kullanmayi birakacagim ama eger siz benim kadar telefonunuzdan bikmadi iseniz yapabileceklerinizi Prof.Dr. Selim Seker su sekilde siralamis:

# Gorusmeleri olabildigince kisa tutun.
# Cocuklariniza acil durumlarin haricinde asla cep telefonu kullandirtmayin ve onlari mesafe olarak cep telefonlarindan uzak tutun.
# Hamileyseniz cep telefonlarindan cok acil durumlar haricinde uzak durun. Hamilelik surecinde evinizde cep telefonlarini kapali tutmak, hem sizin hem bebeginiz icin daha saglikli.
# Cep telefonunu bir kulaklik araciligiyla kullanmak daha guvenli.
# Cep telefonunu gorusme yapma disindaki ekstra ozelliklerini kullanmaktan ozellikle kacinin.
# Eger ileti yapmaniz gerekiyorsa bunu mesaj yoluyla yapin.
# Gece yatarken mutlaka cep telefonunu kapatin.
# Cep telefonu alirken mutlaka SAR (cep telefonu kullanirken vucudun emdigi radyasyon enerjisi miktarinin olcusudur) degerini ogrenin. SAR degeri dusuk bir cep telefonu alin.
# Cep telefonlarinin yaydigi radyasyon miktari, telefonunuz caldigi ya da numara cevrildigi anda maksimum duzeydedir. Bu zamanlarda telefon bas bolgenizden olabildigince uzak durursa, zarar minimize edilmis olur. Bir numarayi aradiginizda karsi taraf telefonunu actiktan sonra cihazi basiniza dayayabilirsiniz. Telefonunuz caldiginda da bir iki saniye bekledikten sonra telefonu kulaginiza goturun.

Gunde 20 Saatlik Ozgurluk ve Saglik Kampanyasi

Cep telefonunuzu gunde sadece 4 saat acik tutun. Bu acik kalma vakti kisiye gore degisir ama 10.00 - 12.00 ve 18.00 - 20.00 saatleri en ideal aralik. Sizlere ulasmak isteyenler bu saatler arasinda sizle iletisime gecsinler. Bu saatler disinda size ulasmak isteyenlerse, ya sabit hatlar uzerinden baglanti kursunlar ya da telesekreterinize mesaj biraksinlar veyahut mesak atsinlar.

Telesekreterde cevrenizdeki insanlari su sekilde bir mesajla selamlayabilirsiniz;
"Gunde 20 Saatlik Ozgurluk ve Saglik Kampanyasi'ni destekliyorum. Bu nedenle telefonum gun icerisinde sadece 10.00 - 12.00 ve 18.00 - 20.00 saatleri arasinda acik olacak. Mesajinizi sinyal sesinden sonra birakabilirsiniz. Ya da kisa mesaj atabilirsiniz. Mesajinizi aldigimda size donecegim. Tesekkurler..."
Kampanyayi desteklediginizi bana buradan yorumlarinizla ya da okckilinc@gmail.com adresi uzerinden epostalarinizla bildirebilirsiniz. Konu ile ilgili calismalarimi sizlere iletmeye devam edecegim...

Cep telefonsuz mutlu, saglikli ve ozgur gunler...

İsrail'i Severim Yahudileri De

Uzunca bir süreden beri bu konuda yazmayı düşünüyordum, o gün bugünmüş...

Kültürleri ve yaşam biçimleri Türkmenlere birçok noktada benzediği için Yahudilere karşı içimde bir sempati hep varolmuştur. Bizlere gösterilen ve hatta dikte edilen onlarca olumsuz özelliklerine karşın, azimleri ve inançlarına bağlılıkları hayran olunası bir toplumdur da.

"Fiddler On The Roof" adlı müzikal tadındaki filmi izlediniz mi bilmiyorum ama izlemediyseniz kesinlikle bulun buluşturun izleyin. 3 saatlik bu filmin müzikleri, oyuncuların performansları ve konunun işlenişi yönüyle kesinlikle eşsiz. Yahudi toplumu hakkındaki düşüncelerinizi yeniden gözden geçirmenizi sağlayabilir.

Aslına bakarsanız İsrail - Filistin sorunu olarak bize gösterilen şey aslında tam olarak da gözüktüğü gibi değil. Yahudiler herkesin bildiği gibi oldukça zengin bir topluluk, bu zenginliğe akıllarını kullanarak ve baskılara boyun eğmeyerek kısaca bileklerinin hakkı ile kavuşmuşlar. Varolan bu zenginlikleri ile yurtları kabul ettikleri ve Filistin toprakları olarak bildiğimiz yerleri karış karış satın almışlardır. Oldukça barışçıl bir yöntemle ve toprakların değerlerini misli misli ödeyerek, hiçbir zorlama ya da işgal olmadan bu topraklara kavuşmuşlardır.

Filistin ise zamanında düşüncesizce Yahudilere sattıkları bu topraklarda hak idda eder duruma gelmişlerdir. Hatta Filistinliler sattıkları ve artık kendilerinin olmayan topraklara yeniden yerleşmişler ve çıkmak istememişlerdir, kısaca Yahudilerin olan toprakları bir bakıma işgal etmişler ve üzerinde kan dökülmesine rıza göstermişlerdir.

Toprakların para karşılığı satın alınmasını ve bu satın alma sonucunda Yahudilerin bu topraklar üzerinde olan hakkını akıl dışı bulabilirsiniz. Ancak geçmişte Osmanlı da bazı beyliklerin topraklarını satın alarak, onların kendilerine katılmalarını sağlamıştır. Elbette bu beylikler daha sonra eskiden kendilerinin olan bu topraklar üzerinde sonradan hak iddia etmiş olsalardı, siz de kabul edersiniz ki Osmanlı da onlara hoşgörü göstermeyecekti.

Türkiye'nin de topraklarını yabancılara satmasını, özelleştirmelerde dış kaynaklı yatırımların fazlalığını bu nedenle istemiyorum. Satarsın satarsın ve bir gün kalkar bakarsın, Türkiye Cumhuriyeti'nde başka bayraklar dalgalanmaya başlamış. O vakit kalkıp da "Bu Vatan Bölünmez, Parçalanamaz!" diyemezsin, çünkü artık geç kalmışsındır.

Ayrıca internet dünyasında virüs gibi yayılan şu tarz epostalardan da hoşlanmıyorum:
Coca Cola'nın sahibi, CNN'de yaptığı açıklama ile Temmuz ayının tüm gelirini ve bundan sonraki ayların kâr paylarını İsrail Donanması'na devrettiğini açıkladı.(...)
Bu mantıksal olarak mümkün değil, çünkü Coca Cola ve yazının devamında
(...) Her Coca Cola alışınızda, her McDonald's'a gidişinizde, her Carrefour Marketi alışverişlerinizde, her Nescafé yudumunuzda ve her Ariel Matik kullanışınızda kanlı görüntülere ortak olacağınızı unutmayın! (...) 
linç edilmek istenen şirketler tek bir kişiye ait değil. Bu şirketlerin hisseleri halka açıktır ve şirket yaptığı her harekette hissedarlarına hesap vermek zorundadır.

Bu konu hakkındaki yazımı yukarıda da andığım Fiddler On The Roof 'tan "Tradition" adlı müzikle noktalıyorum. Yahudilere ne kadar çok benzediğimizi bu müziğin sözleri ortaya koyacaktır.
Tradition, tradition! Tradition!

Who, day and night, must scramble for a living,
Feed a wife and children, say his daily prayers?
And who has the right, as master of the house,
To have the final word at home?
The Papa, the Papa! Tradition.

Who must know the way to make a proper home,
A quiet home, a kosher home?
Who must raise the family and run the home,
So Papa's free to read the holy books?
The Mama, the Mama! Tradition!

At three, I started Hebrew school. At ten, I learned a trade.
I hear they've picked a bride for me. I hope she's pretty.
The son, the son! Tradition!

And who does Mama teach to mend and tend and fix,
Preparing me to marry whoever Papa picks?
The daughter, the daughter! Tradition! 
Benliğini kaybetmemiş tüm Yahudilere ve aklını kaybetmemiş tüm okuyucularıma Sevgiler ve Saygılar...

PKK Masaya Oturmak Istiyor...

Irak Devlet Baskani Talabani'nin silah birakmasi cagrisinda bulundugu teror orgutu PKK, internet araciligi ile bir aciklama yapti. Operasyonlarin durmasini isteyen PKK, Turk hukumeti ile gorusme masasina oturmak istedigini bildirdi.

Tebrikler...

Harika bir adim (!)...

Hangi ulke, hangi teror orgutu ile masaya oturdu bugune kadar?
Masaya oturacagiz ve PKK'yi taniyacak miyiz?

Baglantidaki haberi size yeniden yazayim, ne demek istediklerine daha yakindan bakalim...
Teror orgutu PKK tarafindan internetten yapilan aciklamada, “Turkiye operasyonlari durdursun. Biz, Kurt sorununa diyalog ve barisci yollardan cozum istiyoruz” ifadesi kullanildi. Irak Devlet Baskani Celal Talabani’nin cagrisi uzerine yapilan aciklamada, PKK’nin ateskes icin istekli oldugu ve orgutun zaten “Her zaman barisci yollari tercih ettigi” savunuluyor.
PKK demis ki, Basbakanimiz (!) Erdogan'in da bahsettigi gibi ortada bir Kurt sorunu var ve bariscil (!) yollardan cozum istiyoruz. Talabani'de capulcularini desteklemis.

Oncelikle surada bir anlasalim, ortada herhangi bir Kurt sorunu yok. Ortada sadece birkac ne oldugu belirsiz varlik var, sorun cikartiyorlar. Ki bu sorunu cikaranlar hem "Turkum, Dogruyum, Caliskanim" diyen andimizi icmekten nefret ediyor hem de birileri "Tum Kurtleri katledelim!" dediginde tepki veriyor. Iki durumda da ciddi bir irkcilik var. Lakin bu konu diger bir yazimin konusu olacak, bu konuda oldukca farkli dusuncelerim var. Onlari da paylasacagim sizlerle... Evet, ortada bir Kurt sorunu yok... Bizler Kurtlerle cok guzel anlasiyoruz, benim cok sevdigim Kurt arkadaslarim da var. Nasil diger irklardan arkadaslarim varsa, Kurtlerden de var. Ortada sorun cikartanlar var...

PKK olmasa, biz PKK'dan kurtulmak icin yaptigimiz askeri harcamalari Dogu ve Guneydogu illerinin kalkinmasi icin yine oraya aktarmayacak miydik? Elbette aktaracaktik, hala elimizden geldigince destek veriyoruz. Neden? Cunku orada yasayanlar da Turkiye Cumhuriyeti'nin vatandaslari. Ataturk'un dedigi gibi, bu ulke sinirlari icerisinde yasayan ve kendini bu ulkenin vatandasi olarak goren her kisi Turk'tur ve esit haklara sahiptir.

Peki PKK ne zaman bariscil yollari kullandi? Hem PKK hangi amacla kuruldu? PKK deyince sizin aklinizda ne canlaniyor? Onbinlerce askerimizi sehit eden capulcu surusu. Peki sorunu olan birkac Kurt icin, PKK ne demek? Belki "Ozgurluk Savascilari"... Peki bu iki tanimin neresinde "baris" var? Ben goremedim, siz gorebildiniz mi?
Teror orgutu, “Turk hukumetiyle gorusme masasina oturmak istedigini” soyluyor ve bunun icin bir dizi sart one suruyor.
Hem masaya oturmak istiyor hem de sart one suruyor... Simdi ben o sartlari alir, bir guzel degerlendirirdim ama edebimizi bozmamak lazim. Neymis sartlari bir soylesinler hele? Neler istiyorlar merak ettim acikcasi...
Orgut, Turk Silahli Kuvvetleri’nin operasyonlarini durdurmasi ve Irakli Kurtlerin icislerine mudahale edilmesinden vazgecilmesini istiyor.
Bir dakika, benim burada bilmedigim bir sey mi var? Turkiye, Irakli Kurtlerin icislerine ne zaman mudahale etti ve neden etti? Irakli Kurtlerin icisleri ile bizim Hakkari'nin, Sirnak'in, Diyarbakir'in arasindaki baglanti ne? Buralar bizim illerimiz degiller mi? Eger bilmedigim bir sekilde "babalar gibi" satilmamislarsa PKK neden gelip burada evlatlarimizin canlarini alip gidiyor?

PKK gelsin Turkiye Cumhuriyeti sinirlari icerisinde onbinlerce askerimizi oldurup Irak'a kacsin, sonra da Turkiye Irak'a girmesin desin. Bu ne yaman bir celiskidir boyle!...

Farkinda misiniz son bir yildan bu yana bir tarihe taniklik ediyoruz, bakalim daha neler gorecegiz...

Saygilarimla...

Bir De Yalvaralim Isterseniz

" Aysel Tuğluk ise PKK’nın elinde olduğu ileri sürülen 8 asker ile ilgili girişimde bulunup bulunmayacakları sorusuna “Bize talep gelirse elimizden geleni yaparız” yanıtını verdi. "

Su habere lutfen bakin, bakmakla kalmayin uzerinde dusunun. Sinir otesi operasyondan cekinen, Turkiye Cumhuriyeti'ni pazarliga davet eden DTP; 'talep olursa' kayip askerlerimiz icin bir seyler yapabileceklerini soylemisler. Keske kayip askerlerimiz icin baska ne istediklerini de soyleselermis...

Turkiye Buyuk Millet Meclisi'nde soz haklari var, bu ulkenin kaynaklarini kullaniyorlar, en azindan bu ulkede yasiyorlar. Sonra da cikip kayip askerlerimiz icin talep gelmesini bekliyorlar.

Ah ozur dilerim unuttum... Kayip olan Turkiye Cumhuriyeti'nin askerleri, kayip olan bizim Mehmetciklerimiz... DTP'liler bu kayip askerlerimizi, kendi askerleri olarak gormuyorlar. DTP'lilerin askerleri, PKK'li capulcular mi yoksa? Yorum sizin...

DTP, haddini bil. Yapabilecegin bir sey varsa yap adami deli etme...

Bir de hala okumadi isen Su Cilgin Turkleri oku da, neler yapabilecegimizi gor...

Rice Rica Etmis, Talabani Guzel Demis

Dun ki teror zirvesinden sonra Basbakanimiz (!) Tayyip Erdogan'in aciklamalari muhtesem. Insana "Bu adam neden bu kadar sakin?" dedirtiyor. Aslinda elbette sakin olmamiz lazim, ne demisler ofke ile kalkan zararla oturur ama ne bileyim biraz daha sakinlestirici mesajlar verse cok daha iyi olmaz mi? Aciklamalarinda yuregimize su serpecek pek bir sey bulamadim acikcasi.

Rice rica etmis, bir iki gun sure istemis. Aylardir hatta yillardir, PKK'yi teror orgutu olarak taniyin dedik yeni tanidilar. Bu saldirilarin bir sekilde onune gecin dedik, ugrasiyorlarmis (!) oyle dediler. Bu kadar surede cozum bulamadilar, bir iki gun icerisinde nasil bitiriverecekler? Birileri anladi ise bana da anlatsin da biraz tatmin olayim yoksa kotu kotu fikirler uretecegim. Iki tane hazir uretilmis dusuncem var bile.

Ilki; bizi oyalamaya calisiyorlar ki kuvvetle muhtemel cunku bu vakte kadar bizi bol bol oyaladilar. Biliyorlar onlar da bir kac gun sonra insanlar unutur. Herkes hicbir sey olmamis gibi yasamina devam eder.

Ikincisi ise savasa hazir degiller. Yok yok yanlis anlamayin bize destek vermek icin degil hazirliklari. Ortada bir savas varsa, Amerika'nin silah pazari genislemis demektir. Ellerinde henuz yeteri kadar silah yoktur, bu bir iki gun icerisinde silah uretimine hiz vereceklerdir.

Merak ediyorum bir iki sonra ne yapacaklar, bence hicbir sey ama yine de bekleyelim...

Talabani de PKK'nin liderleri ile gorusecekmis, hangi vasifla gormeye gidecek? Ne diyecek orgut liderlerine? "Evlatlarim hizli dalmissiniz iyi yapmissiniz ama biraz hiz kesin yigitlerim. Soyle bir 10 gun gecsin bir daha dalarsiniz, nasil olsa karsi tarafta asker bol eh bizde Amerika sagolsun techizat bol. Soyle Turkiye salagi ile aramizi duzeltelim, yavastan yavastan toprak da isteriz. 'Kurdistan' kelimesini kabul ettirdik, topragini da kabul ettiririz koclarim." mi diyecek?

Yine merak ediyorum bu Talabani, PKK'nin liderleri ile nasil gorusuyor?

Sevgili (!) Tayyip Erdogan, birileri istiyor diye OHAL ilan edilemez demis. OHAL nedir, acilimi Olaganustu Hal degil mi bu OHAL'in? Bir hafta icerisinde 30'a yakin askerimiz sehit oldu, gazilerimiz de cabasi.

Cok merakliyim galiba ama bu Normal Hal midir, yani OHAL ilan edilemez derken "Ortada olaganustu bir durum yok, hersey cok olagan mi bu sehit sayisi zaten bizim ortalamamiz!" mi deniyor?

Halki sakin olmaya davet etmis, pek bir sevdigim (!) Tayyip Erdogan. Guzel bir cagri elbet ama bir lider olarak, sokagin potansiyelinin neye donusecegini gormesi gerekmez mi? PKK yuzunden, Kurtlere karsi inanilmaz bir kin var. Hani bir grup ahaliye birakilsa "toplu katilam" yapilacak. Arada kurunun yaninda bol bol yas da yanacak. Bu acik ve net olarak ortada, eger Guneydogu'dan yakin zamanda boyle kitlesel bir sehit haberi daha gelirse cok cok fena seyler olacagi acik.

Bu cagrin Erdogan, sence kitleleri nasil sakin tutabilir, PKK'lilar ellerini tetikten cekmedikleri muddetce merak ediyorum...

Esas merak ettigim, onumuzdeki gunlerde ne olacak? Iste bunu cok ama cok merak ediyorum...

Cumhuriyet'in 84 Yilini Tamamlarken...

Cumhuriyet Haftasi...
84.yilini kutlayacagiz gelecek hafta...
Kutlayacak miyiz?
Nasil kutlayacagiz?
Hergun onlarca sehit haberi geliyor Guneydogu'dan; gozlerimizden kanlar, dillerimizden agitlar eksik olmuyor...
"Terore Lanet" eylemlerinde Turklerle Kurtler karsi karsiya geliyor; gorulen o ki kanlar kaldirim taslarimiza bulasacak...
Ne oldugu bilinmeyen yasalara aykiri bir referandumda oy kullaniyor, HAYIR diyoruz belki sonumuz HAYIR olur diye ama biliyoruz ki olmayacak...
Anayasayi degistiriyoruz birileri icin, kimsenin sesi cikmiyor...
Her yeni gune daha fazla borcla uyaniyoruz, elbet bir gun oderiz umuduyla ama biliyoruz ki sonunda fena batacagiz...
Satiyoruz neyimiz varsa babalar gibi, yarin bir vakit kendimizi de satacagiz ama belki de coktan sattik bile...
Egitimimizi ve egitilmisligimizi yillar once feda ettik ama feda etmeye de devam ediyoruz hic ama hic umursamadan...
Ogretimimiz ise cagin gereklerini karsilamaktan oldukca uzak, bahsi bile soz konusu degil...

Bize bir canimiz kaliyor o da Allah'a emanet...

Asiyan Yollarindan Ses Versem Duyar Misin(iz)?

Hani bazi sarkilar vardir, o anki ya da o donemki ruh halimize gore bizim sarkimiz oluverirler. Bizim icin yazilmamislardir elbet ama sanki birebir bizi anlatmaktadirlar. Gidenin ardindan Emre Aydin'dan "Git" dedigimiz gibi... Bazi sarkilar da kisa donemli degil de tum hayatimiz icin yazilmistir. Sanki tum hayatimizin anlami onun icinde gizlidir. Ben de dusundum de suan ki donemime guzel bir sarki buluverdim. Iste ilk sarkimiz Zeki Muren'den geliyor, "Bir Yanginin Kulunu Yakip Gectin"... Sarkinin mp3'unu internette bulamadigim icin sozlerini veriyorum ve hemen irdeliyorum.
Gonul penceresinden ansizin bakip gectin, Bir yanginin kulunu yeniden yakip gectin, Madem ki son sarkinin kirik bir guftesiydin, Nicin yarim biraktin, neden birakip gectin. Ne cok sevmistim seni, ne cok hatirlar misin, Asiyan yollarindan ses versem duyar misin, Hala beni dusunur ve hala aglar misin, Bir bahar seli gibi dalimdan akip gectin.
Bu sarkiyi suan sadece bir kisi icin mirildanabilecegim gibi, tum tanidigim ve suan yanimda olmayan herkese de iletebilirim. Ozellikle, benim gibi Bogazici Universitesi'ne kazik cakmis biri olarak Asiyan Yollari kismi beni bir ayri mest ediyor lakin burada belki de bircogunuzun dikkat etmedigi ya da dikkat etmis olsa da farkina varamadigi ince bir detay var bence. Bogazici Universitesi'ne Bebek kapisindan girmis kisiler ya da o tarafa ugrayanlar bilirler, orada oyle bir Asiyan Yolu vardir ki evlere senlik. Nasil bir yokustur o oyle! Ama orada yoldan ote baska bir sey var. Bir mezarlik... Evet, Asiyan Mezarligi var... Bence bu sarkidaki "Asiyan Yollari"ndan anlatilmak istenen de "Asiyan Mezarligi", yani sizin anlayacaginiz bu sarki bir olunun agzindan yazilmis.
Asiyan yollarindan ses versem duyar misin, Hala beni dusunur ve hala aglar misin,
kismi da bu tezimi destekliyor. Yani Candan'in soyledigi kadar senlikli bir sarki degil bu... Ikinci sarkimiz ise Bulutsuzluk Ozlemi'nden geliyor ve adi "Sozlerimi Geri Alamam"...
Sozlerimi geri alamam Yazdigimi yeniden yazamam Caldigimi bastan calamam Bir daha geri donemem Akiyorsa gozyasim hic kurumasin Cosup seven gonlumse durmasin Dost bildik anilarim cagirmasin Bir daha geri donemem Hic bir kere hayat bayram olmadi Ya da her nefes alisimiz bayramdi Bir umuttu yasatan insani Aldim elime sazimi Yine asinca cayin suyu boyunu Belki yeniden karsima cikacaksin Goz goze durup bakinca gorecegiz Neyiz ve nerelerdeyiz bilemiyoruz simdi.
Bu sarki benim icin cok ama cok ozel... Hayatimdaki tum etkenler degisse de sarkinin benim icin olan anlami hic degismedi. En mutlu animda da, en dertli animda da bu sarkinin melodisini islikla calmak beni huzura kavusturup ozgurlestiriyor. Ya peki sizin anlik ve yasamlik sarkilariniz neler? Ve iste ilk kez mimliyorum; Saygideger Rehberim Ralf Arditti (kesinlikle ziyaret edilip okunasi bir blogu var), Mimlenme Prensesi Basak Olmez (neseli yazilari ile surekli gozumun onunde duruyor blogu), Etiketlemenin Efendisi Mert Alemdar ve omurluk destekcisi Aysen Alemdar, Internete Âlemi'ne Degen Kadin Eli Eda Suner ve beni mimle tanistiran ilk kisi Sevgili Hasan Aksoy... Buyrun sira sizde...

Mimleriniz Itina Ile Kuflendirilir :)

Hasan 22 Ağustos 2007 tarihinde beni mimlemiş, ses soluk vermediğimi görünce sağolsun 28 Ağustos 2007'de de eposta ile haber vermişti. Ama ben bu mimi, sardım sarmaladım ve itina ile küflendirdim. Görüyorsunuz ki üzerinden neredeyse 2 ay geçtikten sonra mimlemeye karşılık veriyorum.

Evet mimlenmişiz bu yazı ile...

Bu ilk mimlenmem o nedenle biraz acemice olacak şimdiden kusuruma kalmayın ama beni mimlemekle hata ettiniz. Mimlerimin ardı arkası kesilmez hatta çok fena köşeye sıkıştırırım haberiniz olsun :)

Konumuz duvar yazıları imiş...

Tuvalet ihtiyacım için hep evimin tuvaletini seçtiğimden olsa gerek çok görmedim tuvalet kapısı arkasına yazılmış duvar yazılarını. Pek efendi bir öğrenci olduğumdan, sıramda da yazı olmazdı. Varsa bile değiştirirdim temiz bir sıra ile, o kadar da titizdim yani.

Ama gülmemiş de değilimdir elbet duvar yazılarına...

Mesela bir duvarda yazar : Seni Seviyorum. Sorarım kimsin, kimi seviyorsun ya peki neden seviyorsun? "Buna mı gülüyorsun, galiba sen delisin!" diyenleriniz çıkabilir ama düşünsenize komik değil midir bu öylece duran iki cümle. Ne yazanı, ne yazılanı belli. Madem emek verdin bari adını yaz ki en azından sevdiceğin anlasın değil mi?

Ama biz utanırız, söylemeyiz...

Belki de söyleyemeyiz çünkü hiç "o" olmamıştır, kendi içimizde kendimizle yaşamışızdır...

Duvara değil ama bloguma yazıyorum;

Sizi Çok Seviyorum...

Bildirgeç'in Yaptığı, Bildirgeç'e Yapılan...

Bildirgeç'i takip eden arkadaşlarımızı bilirler; geçen gün Bildirgeç sisteminde oluşan bir hata bazılarına göre hatanın gösterilmesi için, bazılarına göre ise sırf "geyik" olsun diye güzel(!) bir şekilde kullanıldı. Bu konu ile ilgili Bildirgeç'te, bu iki kişinin bloglarında ve de diğer blogcu arkadaşlarımızın bloglarında çeşitli açıklamalar ve yorumlar sunulmuş. Dileyen bir araştırıp detaylı detaylı muhabbetleri inceleyebilir. Ama ben olayın özelleştirilmesinden yana değilim, bu nedenle genel olarak değerlendirmek istiyorum... Bir internet siteniz var ve siz sitenizi geliştirirken bir açık oluşuyor. Bu gayet doğal bir olaydır, çünkü geliştirme anında denediklerinizi adı üstünde denemektesinizdir. Geliştirmeyi de sırf ziyaretçilerinizin sitenizden aldığı verimi artırmak için yapıyorsunuz. Denediğiniz özelliğin sonuçlarını incelerken, oluşan açıktan birilerinin yararlandığını biraz geç fark ediyorsunuz ki bu da normaldir. Çünkü test edilen özelliğin, arka planda oldukça fazla ayarı olabilir ki siz bu ayarları yeni düzenlemektesinizdir ya da ayarları tek tek kontrol etmektesinizdir. Ve birileri bu açığınızı kendilerince "zararsız", ama bir marka için "ciddi manada zararlı" biçimde kendi çaplarında kullanıyorlar. Siz bu sitenin sahibi olarak bu birilerine "Ah canlarım açığımızı yakaladılar, eğlensinler!" mi dersiniz yoksa ivedilikle siteden atar mısınız? O anda eğer ciddi bir işle uğraşıyorsanız ve zamanınız gerçekten çok değerli ise emin olun ilkini söylemezsiniz, söyleyemezsiniz. Siz orada siteniz için uğraş verip kafa patlatırken, birileri gelip sitenizi kendi çaplarında rezil etmektedir. İnternet ve tasarımla iç içe olan paylaşım sever insanların toplandığı Bildirgeç'in, her sistemde olabilecek bir hata nedeniyle Serkan ve Volkan tarafından etik olmayan bir şekilde kullanılması hiç ama hiç kabul edilebilir bir durum değildir. Ve son söz... Düşene vurmak her kişinin, düşeni kaldırmak ise er kişinin işidir...