Karanliklar Ardindan Bir Merhaba

Merhaba, Bu mektubu karanlıkların ardından gönderiyorum. Sen belki karanlıkların içindesin, belki de aydınlıklar da. Ya da sen de benim gibi karanlıkların ardındaki karmaşanın tam ortasında duruyorsun, bilmiyorum. Ama eğer bu mektubumda ve sonraki mektuplarımda (ki bu karanlıkların ardından yolladığım ilk mektubum) biraz da olsa kendini buluyorsan, lütfen düşüncelerini ne olursa olsun benimle paylaş. Benim gibi ulu orta paylaşmaktan çekinirsen, okckilinc@gmail.com adresine iletebilir ve yayınlanmadan paylaşmak istediğini belirtebilirsin. Bunu istiyorum çünkü belki sen de benim gibi burada, bu karmaşanın içinde kendini inanılmaz yalnız ve garip hissediyorsundur. Aslında nereden başlayacağımı bilemiyorum, neler anlatacağım hakkında da bir fikrim yok. Ama nedir bu karmaşa dersen, cevabım çok basit; bir tarafının aydınlıklarda diğer yanının karanlıklarda olması demek. Yeterince açık olmadı mı? Tüm insanların birbirlerini sevmesini düşünürken bir yandan onları birbirlerinden uzaklaştırmak demek. Daha rahat nefes alsın, daha çok yaşasın diye boğazını kesmek demek. Kısaca akla karayı karıştırmak ama griyi elde edemeden ak gibi görünüp kapkara olmak demek. "Ak gibi görünüp kapkara olmak..." İşte tam anlamıyla bu demek. Dışarıdan bakıldığımda modern bir gencim ama farklı sınırlara geçiş yaptığınızda, derinlerime indiğinizde bu aklığa karalıklar bulaşıyor. Ve tam bu noktada kendimle çatışıp, karanlıkların en karanlığına gömülüyorum. Aslında tüm bu soyutlamayı somutlaştırmak ve sana örneklerle anlatmak çok daha kolay. Hem de örneklerim tam içimden, kendimden, benim yaşantımdan. Bu mektuplarımı, günah çıkarma ayinleri olarak görebilirsin. Ya da sadece paylaşım. Sen bilirsin... Düşünce sistemlerimde, yazılarımda, sohbet masalarında; arkadaşlıkları ve dostlukları savunurum. Kadın-erkek ilişkilerine sıcak bakarım. Kadınların erkek dostları olabilir, erkeklerin kadın dostları. İlla aralarında bir yakıştırma yapılması gerekmez. Bir erkek ile bir kadın, aralarında hiçbir şey olmadan bir evde rahatlıkla yaşayabilir, yaşamalıdır da. Savunur, anlatırım, örnekler veririm. Tüm bunları yaparım da tüm bunlara ters bir şeyler de yaparım. Sevgilimin erkek arkadaşları ile görüşmesini istemem, birbirlerine güzel sözler söylemeleri hoşuma gitmez. Onların evlerinde kalmasına şiddetle karşı çıkarım. Sevgilimin erkek dostları olamaz. Onlarla, ben yanında olmadan dolaşamaz. Dolaşmak isterse beni bir daha yanında bulamaz. Bu uzaklaştırılası erkekler listesine babası ve erkek kardeşi hariç tüm akraba çevresi de dahildir. Onun bir erkekle herhangi bir şekilde bir münasebette bulunduğunu görsem ya da duysam, karanlıklar çöker beynime. Akım, karanlıklara gömülmüştür. Kadınların, rahatça giyinmeleri gerektiğini savunurum. Giysi, insanı tahrik edici bir unsur olmamalıdır. Çünkü kadınlar seks objeleri değildir. Bikini, bir giysi çeşididir. Ama işler sevgilime gelince değişir. O savunduklarımdaki kadar rahat giyinemez. Dar giymemelidir, açık giymemelidir. Değil bikini, mayo bile sevgilim için yasaktır. Eğer illa ki giyecekse, ben görmemeliyim. En azından görmemekle kendimi kandırabilirim. Burada bir ekleme yapmak istiyorum. Açıkçası kendim dahil erkeklere güvenmiyorum. Yurdun dört bir tarafından, taciz ve tecavüz haberleri gelirken, sevgilim için kendi çapımda önlem alma çabam bu. Aslında bir arkadaşınız tecavüz edildikten sonra intihar ederek senden uzaklaşmışsa, bir diğeri ise dayı oğlu tarafından 11 yaşında (daha çocukken) tecavüz edilmişse; bu korkunç düşünceler belleğinde kalıcı oluyor. Bu kısıtlamalarımın içinde elbette kıskançlık da var. Ancak itiraf etmeyelim ki bazen aşırı abarttğımı düşünüyorum ama kendime engel olamıyorum. Aklından geçebilir, bunlar kıskançlıktan olan şeyler. Bu çelişkiler normal olabilir diyebilirsin. Ama çelişkiler bununla sınırlı değil. Bu konu hakkında yazı yazmak için çok düşündüm. Bir hikaye ile düşüncelerimi aktaracaktım sana ama yeri geldi paylaşmak isterim. Ben bir Avşar Türküyüm. Ülkemize yapılan PKK saldırılarını kınamakla birlikte, biraz düşününce kendilerini haklı da buluyorum. Sonuçta kendi çaplarında bir özgürlük mücadelesinde bulunmaktalar. İstedikleri topraklar var, kendi ülkelerinde yaşamak istiyorlar. Biz Türkler'de Anadolu'yu eski sahiplerinin ellerinden almadık mı? İzmir (Smyrna), Yunanlıların değil miydi? Ama Kurtuluş Savaşı'nda Yunanlıları İzmir'den denize döktük, eski vatanlarından. Kürtler de Türkleri şuan bizim olan ama gelecekte belki onların olacak topraklardan çıkarmak istiyorlar. Elbette kimse topraklarından bir anda çıkmadı. Savaşlar oldu ve yine olacak. Güçlü olan kazanacak, topraklar onda kalacak. Türkiye vatandaşı olarak, Türkiye'nin kazanmasını istesem de Kürtlerin bu tür istekte bulunmasını hiç de anormal karşılamıyorum. Doğal bir istek. Gönül ister ki, kan dökülmesin. Ne onlardan ne bizlerden, herşey tatlılıkla sonuçlansın. Bu düşüncende çelişki nerede diyebilirsin, haklısın. Düşüncemi açık açık paylaştım. Ama önceki yazılarımı okudu isen, Kürtlerin bu isteğine karşı durmuşumdur. Neden dersen cevabı basit; toplum bunu istiyor. Toplumun bir parçası olarak, onun taleplerine cevap vermeliyim. Onun düşündüğünden farklı bir şey düşünüyorsam, gelebilecek tepkilere karşı da hazırlık olmalıyım. Yahudilerle ilgili yazıma gelen tepkiden sonra, özellikle bu dağdağlı dönemde Kürtlerle ilgili böyle bir açıklama yapmak açıkçası kelleyi koltuğa almak gibi bir şey. Kısaca toplumla benim aramdaki çelişkiler, beni karanlıkların ardına sürüklüyor. "Bir ben var benim içimde!..." O "ben" ki; beni, benden alıp taa ötelere götürüyor. Dünya hayallerimdeki saflığı ve güzelliğinde değilken, tüm savunduklarıma çamurlar bulaşıyor. Dünya hiçbir zaman benim istediğim gibi olmayacak, ben de Dünya'nın... Hep kavgalı olacağım onunla, hep küskün... Sonraki mektubumda görüşmek üzere şimdilik hoşçakal...

1 yorum

  1. En başata sana gerçek bir karalıklar ardında dediğin olayın gerçekte ne olduğunu söylemek isterim.Sen bir boşluktasın şu anda ölmeden mezardasın yaşamadan yürüyorsun.Hak ettiğinin ölüm mü yoksa yaşammı olduğunu bilmiyorsun.Bu karanlıklar ardında olmak değil hiliğin ortasında olmak.Karanlıklar ardında olmak yaptıklarının çelişmesi değildir.Karnlıklar ardında olmak olayları iyi veya kötü değil boşlukta değerlendirmektir.Sadece olayların ötesini görebilenlere verilen bir vasftır bu.Yani bu vasıflarla doğmuş insanlar en güçlü olanlardır.Üzgünüm ama bu sende yok.
    Şimdi şu anlattığın diğer konulara gelelim.Başlangıç olarak kız arkadaşını bu şekilde baskı altına alman yanlış.Asıl sorun çevernde veya kız arkadaşının çevresindeki insanlarda değil sende.Bunlar sana şu anda sanki sana saldır gibi gelecek ama benim sana saldırmakla kazanıcağım hiçbirşey olmadaığını en başta aklına sok.Aslında karşısında durduğunu söylediğin her şey sensin.İlk olarak senin kafandaki sex sorununu çözmen gerekiyor.Bilinç altında bastırılmış duygular taşıyorsun bu duygularından kurtulman gerekiyor. Sapıkları çevrende değil içinde aramalısın önce o adamdan kurtulmalısın.
    Şimdi gelelim şu kürt açılımına.Dağda olan kürtler sadece özgürlükleri için savaştıklarına inanıyolar ama farkında değiller ki onlar zaten ellerinde olan şeyler için savaşıyolar ama şehirlerde olan terör örgütü elemanları gerçekte ne için savaştıklarının gayet farkındalar.Onalar adaını şu anda açıklamıycağım ama hepinizin bildiği yabancı güçlerin piyonları olduklarını biliyorlar. Tek hedef üçünçü dünya savaşından önce türkiyeyi bölerek gücünü azaltmaktır.Zira onların bilmediği şey türklerin gücünün ayakta yürüyüp savaşan insanlardan değil toprağın altında yatan ŞEHİT KADEŞLERİMİZDEN geldiğidir.Kardeşim sende bunu böylebil bu vatanı bölmek isteyen inların yataçak bir metre kare toprok bulamıycaklarına emin ol.Tek dileğim Allah'tan gençlerimizin aklının bölünse ne olur gibi şeylerle bulanmaması.Bunu yapmaya çalışanlar dağdaki teröristen daha tehlkeli insanlardır.Düşmana saygımız olur ama vatan hayinine asla ....

    YanıtlaSil

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...