Benim Adım Einstein


Bugün günlerden Cumartesi, takvimler 9 Şubat 2008'i gösteriyor. Hava soğuk, üşüyorum. Odadan çıkarken Ali'nin telefon numarasını heyecandan unuttuğumdan ve Ali'den aldığım bilgilerle Ralf Bey'den edindiğim bilgileri karıştırdığımdan ötürü Beşiktaş Barbaros Parkı ile Atatürk Cumhuriyet Heykeli önünde mekik dokuyorum. Kimsenin benim yüzünden o soğukta boş yere beklemesini istemiyorum ve sırf bu nedenle Ralf Bey'i telefonla rahatsız edip duruyorum.

Bugün, bu dönemin bizim grubumuz için ilk rehberlik buluşmasını yapacağız. Benim için oldukça önemli. Çünkü her buluşmamızda Ralf Bey ile paylaştıklarımız, düşünce ufuklarımda yepyeni kapılar açıyor ve yine Ralf Bey'in teşvikleriyle bu açılan kapılardan o ufuklara doğru koşuyorum. Bu ilk rehberlik buluşmasından beri bu şekilde sürüp gidiyor. Her bir buluşma benim için çok önemli, benim için çok özel bir değere sahip. Her buluşmanın her bir anını kutsallaştırıyorum. Her buluşma benim için yıllanmış bir şarabın bir yudumu, bir orkestranın çaldığı dünyaca ünlü bir eserin bir notası, dünyanın en güzel çiçekleriyle bezeli bir bahçenin bir papatyası, günlerdir bir şey yememiş bir çocuğun midesine giden bir lokma, bomba sesleriyle uyanmaya alışmış bir insanın barış içindeki bir günü. Rehberlik buluşmalarının her biri benim için ayrı bir tat, ayrı bir dokunuş. Asla kaçırmak istemediğim nadide günlerden bir gün.

***
Dün, Einstein Sergisi'ne gideceğimizi söylemişti Ali. Aklımdan, Einstein'in bilimsel çalışmalarının sergilendiği bir sergi planı geçiyordu. Ders kitaplarında anlatılan Einstein, bilim dünyasının dehası 'tek taşı' Einstein... Herkesin bildiği İzafiyet (Görecelik) Teorisi'nin mimarı, Fotoelektrik Kuramı ile Nobel Ödülü alan bilim adamı Einstein hakkındaki bu sergide, aslında beklediğimden çok daha fazlası vardı. Çünkü Einstein'in bilimsel çalışmalarının yanında özel hayatı ve toplumsal anlamda aldığı sorumluluklar belgelerle anlatılıyordu.

İyi bir cinayet dedektifi, olayı başarıyla çözmek için kendini katil yerine koyar ve onun gibi düşünür. Bir süre katil gibi yaşar. Katili tam anlamıyla taklit eder ve katilin bir kopyasına dönüşür. Katile birebir benzediği zaman, katilin düşünce sistemi ile düşündüğünden bir sonraki adımını kolaylıkla tahmin ederek katili suç üstünde yakalar.

Siz de bir kişinin neler hissettiğini, neler düşündüğünü, neler yaptığını veya yapmaya çalıştığını anlamak isterseniz kendinizi onun yerine koyun. Bu empatiden farklı. Empatide yerine koyuş bir anlık ya da kısa bir süreliktir. Ancak benim bahsettiğim daha uzun zamanlı bir yerine koyma durumu. Yerine kendinizi koyduğunuz kişi ya da herhangi bir şey gibi davranın, tam anlamıyla hem de. Kendinizi sokaktaki dilencinin yerine koyacaksanız dilenin, bir bilim adamının yerine koyacaksanız o bilim adamının çalışmalarını kendinizin yaptığını hayal edin.

İşte ben de bugün tam bu anlattıklarımı yaptım. Serginin kapısından içeri girer girmez artık Benim Adım Einstein idi. Kendi sergimde kendimi incelemeye gelmiştim. İnsanlar bana nasıl bakıyordu, benden nasıl bahsediliyordu. Ben neler düşünmüştüm ve hatta şuan neler düşünüyordum. Einstein'i daha iyi anlamak içindi bu duruşum. O'nu içimde, tüm hücrelerimde, beynimin kıvrımlarında hissetmek içindi. Başarılı oldum mu? Elbette... Adım Einstein değildi ama; kendimi küçük görmediğim, yeteneklerimin farkında olduğum müddetçe en az Einstein kadar benim de dünyayı değiştirmek için yeterli gücüm vardı, bunu farkettim. Kimin söylediğini bilmesem de şu sözü çok severim: "Alçak gönüllülüğün fazlası ahmaklıktır." Bu nedenle bu konuda alçak gönüllülük yapamayacağım, özür dilerim.

***
Ancak içeride neler gördüğümü anlatacağımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz çünkü bu gidilip görülmesi gereken bir filmin sonunu söylemek gibi olur ki bu boşboğazlığı yapmayacağıma emin olabilirsiniz. 2 Mart 2008 tarihine kadar kesinlikle gidip görmelisiniz, ortalama iki üç saatinizi alıyor sergi. Ulaşım ve biletler ile ilgili detaylı bilgileri http://www.otomotion.com.tr/einstein/ adresinden edinebilirsiniz. Tekrar hatırlatmak isterim ki; kapıdan girer girmez "Benim Adım Einstein" deyin ve sergiyi yukarıda anlattığım gibi gezin, sizde bıraktığı tat çok ayrı olacaktır.

Bu arada Einstein Sergisi, bana Newton Yasaları'na göre şekillendirdiğim Toplum-İnsan Düşünce Yapısı'nın, bir de Einstein'in Görecelik Yasaları'na göre modellemem gerektiği oldu. "Fizik Yasaları'na Göre Toplum-İnsan Düşünce Yapısı Modellemesi Nedir?" derseniz; düşünce sistemimde geliştirdiğim, sayısal bilimlerle sosyal bilimleri kaynaştırma isteğim çerçevesinde oluşan bir düşünceler bütünü olarak nitelendirebilir. Konu hakkındaki ilk taslağım: Fizik, İnsan ve Var Olma

***
Sergiden çıktıktan sonraki durağımız, rehberlerimizden Mehtab Kardaş'ın "Bir Oda Çikolata" adlı mine sergisiydi. Üzerinde emek harcandığı bir bakışta anlaşılan onlarca eseri incelemek ve sonrasında bilgi almak hayli keyifliydi. Mehtab Hanım'ın kaliteli bir baskı kalitesindeki çalışmaları, beni hayretlere düşürdü. Kesinlikle görülmesi gereken bir sergi. Bu sergi de 29 Şubat 2008'e kadar açık, yani henüz hiçbir şey kaçırmış değilsiniz. İki sergi de halen açık ve gezilmek için sizleri bekliyor.

Bu görece mini sergiyi de geride bıraktıktan sonra Ralf Bey, bize çok hoş bir sürpriz yaptı. Benim için kesinlikle çok farklı ve harika bir deneyimdi. Ralf Bey, bizi annesi ile tanıştırdı. Annesinin oğluna "Paşam Benim" demesi, oğlunu gördüğündeki gözlerindeki mutluluk. Çok çok farklı bir tat. O samimiyet, o doğallık. Ralf Bey'in de bir zamanlar çocuk olduğunu düşünmek insanı bambaşka dünyalara götürüyor. Tarif edilmesi zor, yoğun hisler yaşatan bir an. Hatta bu anın çok farklı bir değeri daha var; Ralf Bey, biz rehbilerini annesi ile tanıştırırken kendimi aileden biri gibi hissettim. Çünkü bu sıradan bir tanıştırma değil. Kesinlikle çok ama çok farklı. Bu özel ve bir o kadar da güzel tanıştırma için Ralf Bey'e, çok ama çok teşekkür ederim.

Tüm bu keyifli anlardan sonra biraz sohbet etmek ve biraz da yeni tatlar denemek için bir restorana girdik. Bu restoranlar da benim için çok önemli; açıkçası yeni tatlara fazlası ile açık bir insanım. Hele de rehberlerimizin tecrübelerine göre farklı mekanlarda bambaşka tatları denemek, karın doyurmanın ötesinde rehberlik buluşmalarının farklı bir açısı benim için. En başta da söylemiştim; bir rehberlik buluşmasının her anı benim için kutsal.

23 Şubat 2008'de Rehberlik Genel Kurulu'na da büyük bir keyifle katılacağım. Bu çok uzun bir aradan sonra katılacağım ilk kurul. Ne kadar uzun derseniz; ilk rehber-rehbi eşleşmelerinden beri bu kurullara hiç katılamadım, buna kesinlikle katılacağım...

Mutluluk, sağlık, başarı ve barış ile kalın...

Not: Bu yazı TOG-SES Nisan 2008 sayısında, sayfa 24'de "Bir Rehberlik Buluşmasının Ardından" başlığıyla yayınlanmıştır.

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...