Zoundry Blog Editoru

Ve iste editorumu buldum : Zoundry

Inanilmaz derecede program tabanli bir blog editorune ihtiyacim vardi. Cunku; bloglarimi hizlica bloguma ekleyebilmek istiyorum.

Bugun geceden sabaha tum islerimi koseye koyup bu uzun vadeli yatirim uzerine arastirmalarda bulundum. Tavsiye edilmis blog editorlerini inceledim, kurdum ve aradigim en onemli ozellikleri birebir test ettim.

Sizlere bu yazimda, en begendiklerimle ilgili bir derleme sunacagim. Dilerim faydali bir yazi olabilir sizin icin...

Oncelikle blogumu takip edipte, "blog editoru ne ola ki?" diyenleriniz elbette vardir. Blog editoru, blogunuza herhangi bir internet tarayici kullanmadan baglanabileceginiz bir program. Blog editorunun ozelliklerine bagli olarak cok farkli blog saglayicilarina baglanabilir ve bloglariniza eklediginiz iceriklere fazladan ozellikler ekleyebilirsiniz.

Testi yaparken aldigim temel kistaslar var; etiket sistemini ne olcude destekliyor, eski gonderilerimi sunucudan cekip uzerinde degisiklik yapmama ne kadar izin veriyor, Turkce karakterleri (kullanmasam da) destekliyor mu, ne kadar RAM tuketiyor (benim icin onemli) ve de secenekleri ne kadar gelismis... (Tum testleri blogger ile yaptim.)

BlogJet : Ucretli ve ucretsiz surumleri bulunan bir blog editoru. Ben ucretli surumunu test ettim ve acikcasi ucretli bir program olmasina karsin istedigim performansi alamadim. Blogger ile baglantisi biraz zayif ve kafa karistirici. Iceriklerinizi yazip yayinlayabiliyorsunuz ama diger iceriklerinizi cekmede sorunlar yasayabiliyorsunuz. Arayuzu hos ama kurdum sonra da kaldirdim hemen.

Post2Blog : Arayuzu guzel, kendisi hafif bir program. Etiketleme de sorunlar olusturabiliyor. Aslinda sorun, etiketleri direk yazinin icine atmasinda. Programi genel hatlariyla sevmis olmama karsin, kendini kaldirmamdaki en buyuk etken artik gelistirilmesinin durdurulmasi. Uzun vadeli blog editoru ihtiyacima bu nedenle karsilik veremez hale geldi ama yine de tavsiye ederim.

wBlogger : CNet Download'da kullanicilardan iyi bir not almis bir editor. Gelistirilmesi de surmekte. Genel hatlari ile guzel. Ancak icerik basliklarini alirken, gonderilme id'sine gore aliyor. Yani bu yazinin basligini "Zoundry Blog Editoru" olarak okumak varken "ID98034....." gibi upuzun bir isimle cekiyor ve benden eksi puani kapiyor. Kurup, kullanabilirsiniz.

Qumana : Zoundry ile benzer ozelliklere sahip. Arayuzu Zoundry kadar basarili olmasa da yine de fena degil. Qumana'da kategorileri guncellestirmesi yapilamadigindan, kategorilerinize ezberden ulasmaniz gerekiyor ki hic istemedigim bir durum bu. Ileride belki kendini gelistirebilir ama simdilik bana hitap etmiyor.

Ve Zoundry...

Test ettiklerim arasinda (ki en islevsel olanlari test ettim) bana en cok hitap eden ve ihtiyaclarimi karsilayan bir editor. Blogger'da "tag - etiket" olarak adlandirilan ozelligi "category - kategori" olarak adlandirmis. Boylece benim blogum gibi her telden calan bir blogda birbirine giren etiket cilginliginin onune gecmis. Ayrica kategoriler otomatik olarak yukleniyor, boylece secmeniz kolay oluyor. Bir kere kategorilendirmeyi kaliteli bir sekilde yaparsaniz sonrasinda isiniz cok kolaylasacaktir. Ama gercek anlamda etiketler de unutulmamis ve technorati ya da delicious gibi siteler uzerinde kullanilabilecek etiketlere de izin veriyor (acik konusmak gerekirse bu ozelligi ilk defa deneyecegim).

Zoundry'nin ilgimi ceken ozelliklerinden bir tanesi de, sitelerinden urun tanitimi yapmayi seven blog dostlarimizi ilgilendirecektir. "create product link" tusu ile amazon ya da buy.com gibi sitelerden urun tanitimlarini bloguna otomatik olarak cekebiliyor (resimleri ile) ve hatta Zoundry ID'niz varsa para da kazanabiliyorsunuz (ID almak davetiye ile olmakta ve simdilik sadece Amerika ile sinirli). Ama yine de guzel bir ozellik...

Zoundry tum yazilarinizi bir kereye ozel olmak uzere bloglarinizdan cekiyor. Boylece tum blog yazilariniz soldaki agac menuden erisilebilir oluyor. Istediginiz zaman girip dilediginiz degisiklikleri yapabilirsiniz...

Ayrica solda duran bu blog icerigi listenizde herhangi bir yaziya sag tiklayip "create a link to this post" derseniz, o anda yazmakta oldugunuz blogunuzun icerisine diger blogunuzdaki yaziyi aktarabiliyorsunuz. Hemen test edelim :) - FireFox Evladım Ne Oldu Sana!

Ve Zoundry'nin beni en cok ilgilendiren ozelliklerinden bir tanesi, RAM tuketimi. Genellikle RAM tuketimi 30 MB'nin ustune cikmiyor. Ozellik acisindan en yakin rakibi Qumana ile karsilastirdigimda, Qumana'nin yarisi kadar bir RAM tuketimine sahip.

Zoundry'i kesinlikle tavsiye ederim...

Kanser Hastaları Terk Edilmekten Korkuyor

Bugün sizlerle NTVMSNBC'den Tülay Sağlam'ın bir yazısını paylaşacağım. Bu yazıyı seçmemin nedeni şu; önümüzdeki günlerde bir dizi muayeneden geçeceğim. Bunların sonucunda şuan içinde bulunduğum, bazı olumsuzukların nedeni ortaya çıkmış olacak. Tüm tahlillerin 1 ay gibi bir süreye yayılacağını tahmin ediyorum. Şuan ki belirtiler, kalın bağırsak kanseri olduğum yönünde. Ancak dilerim basit bir rahatsızlıktır ve çabucak sıhhatli günlerime dönerim. Dualarınızı lütfen esirgemeyin. Teşekkürler... --:-- Kanserli hastalar, yüzde 4.5 ile yüzde 58 oranında depresyon yaşıyor. Psikolojik destek ve psikoterapi, kanserli hastanın kaygısını azaltıyor, yaşam kalitesini yükseltiyor ve tedavide daha başarılı sonuçlar alınmasına etki ediyor. Yaklaşık 3 yıldır Cerrahpaşa Tıp Fakültesi'nde kanser hastalarına gönüllü terapi yapan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Konsültasyon Lezyon Psikiyatri Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr.Mehmet Kemal Arıkan, kanserli hastaya yaklaşımda hekimlerin, aile çevresinin, en çok da eş ve sevgililerin önemli rol oynadığını belirtiyor. Kanser hastası nasıl bir psikolojik süreçten geçer? Kanser hastaları değişik psikolojik aşamalardan geçer. Bu hastalar ilk aşamada şok dönemi yaşıyorlar, ölüm gerçeğiyle burun buruna geliyor ve öleceklermiş duygusuna kapılıyorlar. Sonra "Niye ben", "Ben ne yaptım", "Benim suçum neydi" diye kendilerini sorguluyorlar. Depresif aşamada hasta hayattan zevk almaz. Pazarlık aşamasında ise yaradanla pazarlık yapar. "Ben insanlara iyilik yapayım, sen de beni iyileştir" diye... Bundan sonra da kabulleniş aşaması gelir. Bu finaldir ve güzel bir aşamadır, çünkü bu dönemde işler yoluna girmeye ve ölüm korkusu azalmaya başlar. Hastalar daha olgun bir tavır sergiler ve o yoğun depresif durum ortadan kalktığı için olayı daha mantıklı karşılarlar. Kanser hastalarının yaşadığı en büyük korku nedir? Hastaların büyük bir çoğunluğu sevdikleri tarafından terk edilme korkusu yaşar. Çünkü kanser hastaları yakın akrabaları ya da arkadaşları tarafından terk edilebiliyor. Özellikle de kadınların sevgili ya da eşleri tarafından terk edilmeleri gerçekten düşündürücü. Ben, akademisyen olarak yetişmiş insanların bile eşlerini terk ettiklerine şahit oldum ki çok şaşırtıcıydı. Terk edilmenin bu şekilde gerçekleşmesi hasta açısından kanserden daha kötüdür. Bu yüzden biz insanlara, kanser olan yakınınıza yardımcı olmak istiyorsanız, "onu terk etmeyin ve ona terk edilme korkusu yaşatmayın" diyoruz. Diğer hastalara göre çok daha kırılgan ve hassas olan kanser hastalarına nasıl davranmak gerekiyor? Her şey açıkça konuşulmalı. Hastanın duygularını baskılamayın, eğer o konuşmak istiyorsa konuşsun. Çünkü konuşulmazsa hasta yalnızlığa itilir ve bu onun için daha olumsuz sonuçlar doğurur. Bu hastaların profesyonel destek almasını sağlamak gerekir. Çünkü böyle bir destek, hastaların daha bilinçli olmalarını sağlayarak farklılık yaratır, süreçleri daha kolaylaştırır ve olgun döneme yani final aşamasana geçiş daha kolay olur. Yıllardır kanser hastalarıyla ilgileniyor ve onları tedavi ediyorsunuz, iletişim konusunda yaşadığınız özel bir anınız var mı? Radyasyon onkolojisinde yatan ve hastalığı son döneme gelmiş bir hastam vardı. Odasına girip çıktığımda onu bulmaca çözerken bulurdum. Hayatının sonuna yaklaştığını biliyordu ve hâlâ bulmaca çözmekle meşguldü. Yüzü sürekli asıktı, doğal olarak mutsuz ve sessizdi. Ama hastalığından söz etmek istemiyordu, hiçbir konuda konuşmuyor, sürekli susuyordu. Bir gün ona, "Neden rol yapıyorsun" diye sordum. Durdu, yüzüme baktı ve ağlamaya başladı, "Rol yapıyorum ama bu rolü yapmamı ailem istiyor, çocuklarım, eşim, annem benim güçlü olmamı istiyor, ben de güçlü oluyorum" dedi. Bu olaydan sonra kendisi ve hastalığı ile ilgili sürekli konuştuk, hastam hayatının son günlerini daha neşeli ve gülümseyerek geçirdi. Gerek onkologlar gerekse cerrahlar kanserli hastanın hayatında önemli bir yer tutuyor, sizce hekimlerin bu tür hastalara yaklaşımı nasıl olmalı? Meslektaşlarımızın bu tür hastalarla ilişkilerinde son derece dikkatli olmaları gerektiğini düşünüyorum. Çünkü kanser hastası diğer hastalardan daha farklı bir psikolojiye sahiptir, çok daha duygusal ve kırılgandır. Bu hastaların kafalarında çok fazla soru vardır, ne yazık ki bu soruların bir çoğunun cevabı yoktur ancak kanser hastası bu soruları yine de doktoruna sorar. Doktorların bu konuda hastanın güvenini sarsmayacak şekilde cevap vermesi ve o hastaya diğer hastalardan biraz daha fazla zaman ayırması gerektiğini düşünüyorum. Kanser hastası, tüm soruların cevabının doktorunda olduğuna inanıyor ve ölüm korkusundan uzaklaşmada hekimin ağzından çıkan her cümleyi farklı yorumlayabiliyor. Sizce doktor hastanın her sorusuna cevap vermeli mi, vermeliyse zaman zaman beyaz yalanlar söylemeli mi? Bence doktor kanser hastasının bütün sorularına cevap vermeli, hatta bu hastaların kafasındaki soruları açmasına da imkan sağlayacak bir ortam hazırlamalı. İşte o zaman kanser hastası doktoruna daha fazla güvenir ve kendisini daha güvende hisseder. Ölüm duygusu ve korkusundan uzaklaşır. Her sorunun cevabının olmadığını açıkça ifade etmekte fayda vardır. Ancak beyaz da olsa ben hekimin yalan söylemesini doğru bulmuyorum. Doktorlar beyaz yalanlar yerine tüm soruların cevabının kendisinde olmadığını söylemeli. Kanserli hastanın kendisini iyi hissetmesinin tedavinin başarısını etkilediğini söylüyorsunuz. Çevresinde kanser hastası olanlara önerileriniz neler olur? Kanser hastasıyla empati kurmaya çalışın, kendinizi onun yerine koyun ve 'ben olsaydım ne yapardım' sorusunu kendinize sorun. Kanser olduğunu öğrenen hastanın deprem atlatmış gibi olduğunu, onun hastalığın tekrarlama ihtimaline ve tedaviye karşı kaygılar yaşadığını unutmayın. Yakını kansere yakalanmış insanlara önerim; onlara güven verin, sıcak bir ortam yaratın, sempati ile yaklaşın ve her ne olursa olsun terk edilmeyeceği duygusunu yaşatın. --:-- Tanrı Tüm Hastalara Acil Şifalar Versin... Sağlık ve Mutlulukla Kalın...

Karanliklar Ardindan Bir Merhaba

Merhaba, Bu mektubu karanlıkların ardından gönderiyorum. Sen belki karanlıkların içindesin, belki de aydınlıklar da. Ya da sen de benim gibi karanlıkların ardındaki karmaşanın tam ortasında duruyorsun, bilmiyorum. Ama eğer bu mektubumda ve sonraki mektuplarımda (ki bu karanlıkların ardından yolladığım ilk mektubum) biraz da olsa kendini buluyorsan, lütfen düşüncelerini ne olursa olsun benimle paylaş. Benim gibi ulu orta paylaşmaktan çekinirsen, okckilinc@gmail.com adresine iletebilir ve yayınlanmadan paylaşmak istediğini belirtebilirsin. Bunu istiyorum çünkü belki sen de benim gibi burada, bu karmaşanın içinde kendini inanılmaz yalnız ve garip hissediyorsundur. Aslında nereden başlayacağımı bilemiyorum, neler anlatacağım hakkında da bir fikrim yok. Ama nedir bu karmaşa dersen, cevabım çok basit; bir tarafının aydınlıklarda diğer yanının karanlıklarda olması demek. Yeterince açık olmadı mı? Tüm insanların birbirlerini sevmesini düşünürken bir yandan onları birbirlerinden uzaklaştırmak demek. Daha rahat nefes alsın, daha çok yaşasın diye boğazını kesmek demek. Kısaca akla karayı karıştırmak ama griyi elde edemeden ak gibi görünüp kapkara olmak demek. "Ak gibi görünüp kapkara olmak..." İşte tam anlamıyla bu demek. Dışarıdan bakıldığımda modern bir gencim ama farklı sınırlara geçiş yaptığınızda, derinlerime indiğinizde bu aklığa karalıklar bulaşıyor. Ve tam bu noktada kendimle çatışıp, karanlıkların en karanlığına gömülüyorum. Aslında tüm bu soyutlamayı somutlaştırmak ve sana örneklerle anlatmak çok daha kolay. Hem de örneklerim tam içimden, kendimden, benim yaşantımdan. Bu mektuplarımı, günah çıkarma ayinleri olarak görebilirsin. Ya da sadece paylaşım. Sen bilirsin... Düşünce sistemlerimde, yazılarımda, sohbet masalarında; arkadaşlıkları ve dostlukları savunurum. Kadın-erkek ilişkilerine sıcak bakarım. Kadınların erkek dostları olabilir, erkeklerin kadın dostları. İlla aralarında bir yakıştırma yapılması gerekmez. Bir erkek ile bir kadın, aralarında hiçbir şey olmadan bir evde rahatlıkla yaşayabilir, yaşamalıdır da. Savunur, anlatırım, örnekler veririm. Tüm bunları yaparım da tüm bunlara ters bir şeyler de yaparım. Sevgilimin erkek arkadaşları ile görüşmesini istemem, birbirlerine güzel sözler söylemeleri hoşuma gitmez. Onların evlerinde kalmasına şiddetle karşı çıkarım. Sevgilimin erkek dostları olamaz. Onlarla, ben yanında olmadan dolaşamaz. Dolaşmak isterse beni bir daha yanında bulamaz. Bu uzaklaştırılası erkekler listesine babası ve erkek kardeşi hariç tüm akraba çevresi de dahildir. Onun bir erkekle herhangi bir şekilde bir münasebette bulunduğunu görsem ya da duysam, karanlıklar çöker beynime. Akım, karanlıklara gömülmüştür. Kadınların, rahatça giyinmeleri gerektiğini savunurum. Giysi, insanı tahrik edici bir unsur olmamalıdır. Çünkü kadınlar seks objeleri değildir. Bikini, bir giysi çeşididir. Ama işler sevgilime gelince değişir. O savunduklarımdaki kadar rahat giyinemez. Dar giymemelidir, açık giymemelidir. Değil bikini, mayo bile sevgilim için yasaktır. Eğer illa ki giyecekse, ben görmemeliyim. En azından görmemekle kendimi kandırabilirim. Burada bir ekleme yapmak istiyorum. Açıkçası kendim dahil erkeklere güvenmiyorum. Yurdun dört bir tarafından, taciz ve tecavüz haberleri gelirken, sevgilim için kendi çapımda önlem alma çabam bu. Aslında bir arkadaşınız tecavüz edildikten sonra intihar ederek senden uzaklaşmışsa, bir diğeri ise dayı oğlu tarafından 11 yaşında (daha çocukken) tecavüz edilmişse; bu korkunç düşünceler belleğinde kalıcı oluyor. Bu kısıtlamalarımın içinde elbette kıskançlık da var. Ancak itiraf etmeyelim ki bazen aşırı abarttğımı düşünüyorum ama kendime engel olamıyorum. Aklından geçebilir, bunlar kıskançlıktan olan şeyler. Bu çelişkiler normal olabilir diyebilirsin. Ama çelişkiler bununla sınırlı değil. Bu konu hakkında yazı yazmak için çok düşündüm. Bir hikaye ile düşüncelerimi aktaracaktım sana ama yeri geldi paylaşmak isterim. Ben bir Avşar Türküyüm. Ülkemize yapılan PKK saldırılarını kınamakla birlikte, biraz düşününce kendilerini haklı da buluyorum. Sonuçta kendi çaplarında bir özgürlük mücadelesinde bulunmaktalar. İstedikleri topraklar var, kendi ülkelerinde yaşamak istiyorlar. Biz Türkler'de Anadolu'yu eski sahiplerinin ellerinden almadık mı? İzmir (Smyrna), Yunanlıların değil miydi? Ama Kurtuluş Savaşı'nda Yunanlıları İzmir'den denize döktük, eski vatanlarından. Kürtler de Türkleri şuan bizim olan ama gelecekte belki onların olacak topraklardan çıkarmak istiyorlar. Elbette kimse topraklarından bir anda çıkmadı. Savaşlar oldu ve yine olacak. Güçlü olan kazanacak, topraklar onda kalacak. Türkiye vatandaşı olarak, Türkiye'nin kazanmasını istesem de Kürtlerin bu tür istekte bulunmasını hiç de anormal karşılamıyorum. Doğal bir istek. Gönül ister ki, kan dökülmesin. Ne onlardan ne bizlerden, herşey tatlılıkla sonuçlansın. Bu düşüncende çelişki nerede diyebilirsin, haklısın. Düşüncemi açık açık paylaştım. Ama önceki yazılarımı okudu isen, Kürtlerin bu isteğine karşı durmuşumdur. Neden dersen cevabı basit; toplum bunu istiyor. Toplumun bir parçası olarak, onun taleplerine cevap vermeliyim. Onun düşündüğünden farklı bir şey düşünüyorsam, gelebilecek tepkilere karşı da hazırlık olmalıyım. Yahudilerle ilgili yazıma gelen tepkiden sonra, özellikle bu dağdağlı dönemde Kürtlerle ilgili böyle bir açıklama yapmak açıkçası kelleyi koltuğa almak gibi bir şey. Kısaca toplumla benim aramdaki çelişkiler, beni karanlıkların ardına sürüklüyor. "Bir ben var benim içimde!..." O "ben" ki; beni, benden alıp taa ötelere götürüyor. Dünya hayallerimdeki saflığı ve güzelliğinde değilken, tüm savunduklarıma çamurlar bulaşıyor. Dünya hiçbir zaman benim istediğim gibi olmayacak, ben de Dünya'nın... Hep kavgalı olacağım onunla, hep küskün... Sonraki mektubumda görüşmek üzere şimdilik hoşçakal...

Evlerinin Onu Boyali Direk...

Oyku & Berk Ozberk'in bir calismasi olarak YouTube'da boy gosteren "Evlerinin Onu Boyali Direk" duzenlemesi, 2008 yilinin sarkisi oldu. Bunu rahatlikla soyleyebilirim.

Isin aslina bakarsak, bu arkadaslari amator olarak degerlendirirsek gayet basarililar. Ama profesyonel olduklarini dusundugumuzde (ki oylelermis), o kadar basarili olduklarini soyleyebilmek pek mumkun degil. Bu kadar profesyonel olduklarini ogrendigimde gercekten cok sasirmistim.

Amatorlukle profesyonellik arasi bir yerde kalmislar da olsalar, yeni yila onlarla girdik. Yeni yil aksami sevgililerimize aslinda bir turkuyu "Evlerinin Onu Boyali Direk"i soyledik. 2008 yilinin ilk saatlerini onlarla hatirlayacagim.

Oyku & Berk Gurman, klipte cok guzel bir cift olmuslar. Klibi ikinci kez dinledigimde, paparazzi bir tavirla "Bu arkadaslar sevgili mi?" diye sordum ama kardeslermis. Hem de ikizlermis. Resimde de pek bir sirinler. Klipte Berk biraz vasat duruyor ama sitelerinde (ki ziyaret edin derim) cok karizma cikmis arkadas. Bu muhtesem ikili 82'li, ikisi de oldukca kaliteli muzik egitimi almislar. Kisacasi "Kismet" deneyimleri ile ileride cok daha basarili albumler cikaracaklari kesin.

Not: Hicbir sarkici ya da grubun sitesini tamamen okumamistim. Bunlarin ki ilgimi cekti, hic kopmadan hepsini okudum. Tum sayfalari gezdim :)

Klibi degerlendirmek gerekirse basta klibi de sarki gibi amator sanmistim. Siyah bir oda, iki sirin insan karsi karsiya gecmis tum dogalliklari ile sarkilarini soyluyorlar. Hicbir abarti, hicbir efekt yok. Son taraflardaki herhangi bir video programi ile yapilabilecek bir sarartma disinda hicbir goruntu duzenlemesi yok klipte. Hatta o kadar dogal ki; Oyku'nun bazi hareketleri abarti kacmis. Hele de klibin en sonuna dogru elleri ile oyle bir sey yapiyor ki, cigriniyorum burada "bir makas verin, kesecegim klibin burasini" diye. Bir de klibin ortasinda Oyku'nun tum nefesini kullandigi bir yer var ki, sanki soylerken patlayacak. Diyafram otururken yeterince kullanilamaz, sanirim bunun etkisi cok buyuk o patlama konumunda. Klibin 1.15'li dakikasinda Oyku'nun hareketi pek bir sirin, geri gelip oradan izleyip durun. Ben oyle yapiyorum :)



Oyku'den cok bahsettim, Berk'ten de bahsetmek lazim. Berk klipte cok efendi taa ki garip bir tarzla sarkiyi soyleyene kadar. Berkcim, olur da yazimi okursan sen o guzel sesini bu sekilde harcama. Kardesin gibi guzel bir tonla soyle, gercekten cok daha basarili olacaksiniz. Inan bana...

Best FM'de A-riza, yilbasi gecesi sarki hakkinda aynen sunu soyledi: "Maalesef sarkinin ancak buraya kadarini dinleyebiliyorum." Dinlemeyi kestigi kisim, Berk'in soylemeye basladigi kisim.

Biraz da albumu degerlendirmek isterim. "Kismet" 18 Aralik 2007'de piyasaya cikmis. Populer olmasi biraz gecikmis gibi. Belki bu gecikmede Tarkan'in Metamorfoz'u ile ayni donemde cikmis olmasi etkili olmus olabilir. Kismen benim dogum gunume denk gelmis, o nedenle bir kat daha sevdim Oyku & Berk 'i :) Albumu ilk dinledigimde, yeniden dinlemek istemedim. Evet istemedim. Ama dun sitelerini ziyaret ettigimde su ifade ile karsilastim: "Oyku ve Berk'ten mesaj var: 'Evlerinin Onu Boyali Direk'i sevdiyseniz, albumu muzik setinizden cikartamayacaksiniz!"... Sonra bir sans daha vereyim dedim... Ve evet haklilarmis... Sarkilar oldukca guzel, insanin dinleyesi geliyor. Ama size bir tavsiye, "Evlerinin Onu Boyali Direk"teki gibi hareket beklemeyin. Bu beklenti icine girince, benim ilk hissettigimi hissedebilirsiniz.

Oyku & Berk'in bir de ricasi var; lutfen korsan album satin almayin, mp3'lerini internetten indirmeyin. Satin alin albumu. Alin bence, genclere destek olun. Kac paradir bilemem ama bir paket sigaradan birazcik daha pahalidir ama size sigarada bile bulamayacaginiz bir tat verecegi kesin.