23 Nisan Milli Egemenlik ve Cocuk Bayraminiz Kutlu Olsun

Günaydın Dostlarım...

Bugün Türkiye Cumhuriye Milleti Meclisi'nin açılışının 88. yıl dönümü. Bugün Milli Egemenlik Günü. Bugün Çocuk Bayramı.

Bu muhteşem içerikli bayram; 1935'e dek "Hakimiyet-i Milliye" adıyla kutlanmış, 27 Mayıs 1935'te "Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" olmuştur. TRT, UNESCO'nun 1979'u Çocuk Yılı olarak duyurmasının ardından, Uluslararası 23 Nisan Çocuk Şenliği'ni başlatarak bayramı uluslararası bir düzeye taşımıştır.

Maalesef ülkemizde bayram mantığı genellikle gençler arasında okulda kutlanıp orada bırakılan bir şey olduğundan okul yıllarından sonra hak ettiği değeri göremez. Tabii bu önemsizleşmenin ya da bayramlardan soğumanın biraz da büyüklerimizin bir hatası olduğunu es geçemeyeceğim. Karıncalar bile çalışmaya başlamamışken yapılan bayram törenleri, güneşin bağrında saatlerce ayakta tutmak ve bayramların sadece "tatil nedeni" olarak gösterilmesi... Bu kadar değerli bayramlarımızın bu kadar basitleştirilmesi çok ama çok yazık.

Bu saatte neden ayaktayım? Çünkü birazdan Yenibosna'daki görece ufak bir stadda yapılacak olan 23 Nisan Töreni'ne katılacağım. Sevgilim bir Anaokulu Öğretmeni ve öğrencileri bugün Kafkas Oyunu oynayacaklar. Ben de onlarla birlikte, ilkokuldan beri ailemle hipodromlara gitmelerimizi saymazsam ilk defa bir 23 Nisan Töreni'ne katılacağım.

Bu özel gün nedeniyle; ara sıra açıp aşk ve şevk ile dolduğum marşlardan bir demet hazırladım. Dilerim beğenirsiniz...

Bayramımız Kutlu Olsun, Tüm Dünya'ya barış ve huzur getirsin...

Ishak Alaton : Yeter Artik Uyanin

( İshak Alaton'un, Referans Gazetesi yazarı Eyüp Can'a yolladığı yazıyı sizlerle paylaşmak istiyorum. Fikrimi sorarsanız; doğru söylemiş, aynen katılıyorum. )

Yeter Artık Uyanın

Geçenlerde, Tophane'deki Modern Müze'yi gezdim.
Yoruldum.

Pencere kenarından rıhtıma baktım ve düşündüm...
Gümrük antrepoları ve döküntü binaların sıralandığı rıhtım boyu, içler acısı bir durumda...
Deniz kenarı, şehre ve insanlara küsmüş...
Şehrin merkezi ama, bürokrasi işgalinde...
İnsanları dışlamış...

Beş altı yıl oluyor, Sammy Ofer isimli bir adam, bizim Mehmet Kutman ile bir olup, buraya milyar dolarlık bir yatırım yapacaktı...
Rıhtım canlanacak, yabancı bandıralı gemiler binlerce turist getirecek, Kapalıçarşı pazar günleri bile açık tutulup, ekonomiye katkı sağlayacaktı.

Olmadı.
Medya ile bürokrasi el ele verdiler, bu projeyi önlediler.
Neden?
Ofer Yahudi! Olmaz!
Yahudi'ye mi yedireceğiz burayı?
Aradan yıllar geçti. Mezbelelik, perişanlık aynen devam eder. Kaderimiz herhalde...

Bugün, Referans'ta Osman Öndeş'in yazısını okudum.
Londra'daki müzeye Ofer'in verdigi 45 Milyon Dolarlık bağışı da okudum.


Aklıma Gülbenkyan geldi. Petrol zengini....
Hani kırklı yıllarda Istanbul'da bir müze yapmaya kalkışmıştı. Türkiye'de doğmuş da, hala memleketini severmiş...
1915'lere rağmen sevgisi azalmamışmış..

Akılsız adam!

Ankara'daki "vatanseverler" adamı sopa ile kovaladılar...
Ermeni ya...
Olmaz...
Doğuştan mundar...
O da gitti Lizbon'da müzeyi inşa ettirdi.
Türkiye kaybetti, Portekiz muhteşem bir eser kazandı.

Geçenlerde, basında, arka sayfalarda tek sütun ufacık bir haber vardı.
Anayasa Mahkemesi, yabancılara gayrimenkul satışını durdurmuş, yasaklamış...

Yaşasın! Memleket işgalden kurtuldu...
Fakirliğe ve akılsızlığa devam...

Bu paranoya, bu yabancı düşmanlığı, bu gayrimüslim düşmanlığı, bu antisemitizm burada devam ettikçe, bizler bu vasatlığa mahkum insanlar olarak, hayatın kıyısında bir yerlerde kalakalırız.
Arada bir, bu topluma ayna tutup, bu önyargıların bedelini hatırlatmanızda yarar var derim.

İshak Alaton

AXE ve Kizlari...

Pazar günü, güzeller güzeli Sevgilim ile Bebek Sahili'nde güzel havanın keyfini çıkarırken yanımızdan 3 tane AXE kızı geçti. Sevgilimin tepkisi "Bunlar kim ki?" oldu, benimse cevabım "Bunlar AXE kızları. Deodarant ve parfüm reklamları yaparlar. Bazen motorsikletlerle, bazen de çok özel araçlarla şehrin sokaklarına dağılırlar." idi.

Birkaç metre gitmedik, bahsettiğim o özel araçlardan bir tanesini gördük; AXE Kızları, bu sefer beyaz bir limuzinle dolaşıyorlardı.

AXE dikkat çekmeyi biliyor. Gerek televizyon reklamları ile, gerekse diğer tanıtım araçları ile başarılı işler çıkarıyorlar. Gerçi seksiliğin ve cinselliğin ön planda olduğu reklamlarında, güzel kızlar ve yakışıklı erkeklerle işin içinden kolaylıkla sıyrılıyorlar.

Aslında reklamın başarısı; reklamın ne kadar çok izlendiği ile değil, reklam aracılığı ile gelen yeni tüketicilerle ortaya çıkar. Şahsen; AXE reklamlarını severek izlesem de, ömrü hayatım boyunca bir kez bile AXE kullandığımı hatırlamıyorum. Bu durumda; güzel reklamlarının ve reklam kızlarının, başarılı olamadığını da rahatlıkla söyleyebilirim.

Ülkemizde henüz gösterime girmemiş olsa da, www.axevice.com adresinde gösterimde olan "The Axe Vice Naughty To Nice Program" isimli reklam bir hayli ilginç. Güzellikleri ile çeşitli problemlere neden olan kızlar, adalet tarafından yargılanıp özel bir cezaya çarptırılıyorlar. Bu reklamda AXE; başta kendisi ile dalga geçiyor, sonra tek bir ekranla "yaptık yine yapacağımızı" diyor. Ancak reklamın komik ama saçma olması gerçeği değişmiyor.

Ben Mutsuzken Mutlu Olmasinlar

Bugün fark ettim ki bu konuda inanılmaz bencilim. Düşündüğümden de öte bencilim.

Ben bir şekilde mutsuz olmuşsam, bu mutsuzluğa neden olan ya da neden olmasa bile konuyla ilgili bir ilişkisi olan kişilerin mutlu olmalarını istemiyorum. Hatta sadece istememekle kalmıyor, onları da mutsuz etmek için elimden geleni yapıyorum.

Bir zaman öncesine kadar "kendimi insanların mutluluğuna adadım" derken, kendimi şimdi burada bulmak. Ama şimdi düşünüyorum ki, aslında değişmedim. Sadece kendimi kandırmışım. Mutlu ettiklerime dönüp bir baktığımda bir taraflarda acısını fazlası ile çıkarmışım. Almadan verdiklerimi, faizi ile geri almışım.

Diyebilirsiniz ki, "Herkes mutsuz olduğu vakit etrafa negatif enerji saçar. Senin ki abartılacak bir şey değil."...

Ama benim bahsettiğim tam olarak negatif enerji değil. Negatif enerji, mutsuz olan kişinin iç karamsarlığının dışa yansıması ve etrafını da bu şekilde karamsarlaştırmasıdır. Biraz öfke, biraz bağırma ile mutsuzluğun derecesi gösterilebilir. Ama bu negatif enerji etrafa saçılırken ekstra bir güç harcanmaz.

Benim durumumda ise; negatif enerjinin yanında nefret ve intikam planları da etrafa saçılmakta. Ancak mutsuzluğum iki farklı şekilde gösteriyor bu karanlık yüzünü.

  • Normal Mutsuzluk ve Negatif Enerji (Birebir Yansıtma) : Herhangi bir konuda mutsuz olduğum anda, negatif enerji saçılımı başlıyor hemen. Yüzüm asılıyor, keyfim kaçıyor, yani olağan döngüler oluşuyor. Ancak bunun yanında; mutsuz olduğumu ilgili kişilere her fırsatta göstererek onları da mutsuz etmeye çalışıyorum. Beni düşünen bir kişi ise ama o anda ki mutsuzluğuma rağmen mutlu ise, onun da üzülmesini sağlayacak yeni suni olaylar yaratıyorum. Beni düşünmeyen bir kişi ise, onun da keyfini kaçıracak şekilde sert tepkiler veriyorum.
  • Sahte Mutluluk ve Sahte Pozitif Enerji (Geciktirilmiş Yansıtma) : Ortada mutlu olmamı sağlayacak ufak nedenler varsa negatif enerji, kendini ekstra pozitif enerjiye dönüştürüyor. Yüzüm eskisinden daha fazla gülüyor, keyfim daha da artıyor. Eğer tüm sahteliği gerçekliğe dönüştürebilecek yeterli mutluluk nedenine sahip olamazsam aynı modda devam ediyorum. Keyfimi kaçıracak en ufak bir şey olursa, biriken tüm mutsuzluğum bir anda ortaya çıkıyor. Bir anda sessizleşip çevremdekileri "Şimdi ne oldu?" soruları ile baş başa bırakırken, beynimde mutsuzluğumla ilgisi olan kişiler hakkında kısa ya da uzun vadeli "faizle mutsuzluk geri ödemesi" planlarını kurmaya başlıyorum.

Bu bencilliğimi fark etmiş olmak güzel, böyle bir bencilliğimin olması ise çok fena.

Karanlık bir günde, yeni bir farkındalık daha...

Dilerim farkına vardıklarım negatif şeyler dahi olsa, bana katkıları pozitif olur...

Sevgiler...

Gunun Sarkisi : Sebnem Ferah - Perdeler

Sevgilim Emirgan'da kahvaltıda, ben Etiler'de bilgisayar başında. Sanmayın ki bilgisayarımdan ayrılamadığım için bu harika günü dört duvar arasında geçiriyorum (aslında dolaylı yoldan buna da bağlayabiliriz). Sadece 09.00'dan beri arayan Sevgilim'i, 1 saat sonra cevaplayabildim (uykum ağır olduğundan değil, henüz yatalı 2 saat olduğundan uyanamadım). Geciken cevaplama ile birlikte de Emirgan'daki kahvaltı sizlere ömür. Keşke sadece kahvaltı sizlere ömür olsa, benim pamuk ipliğine bağlı mutluluğum da sizlere ömür. Şu dakikalarda "dibe vurduysak ne olmuş elbet çıkarız" diyerek ruh halimden kurtulmaya çalışıyor ve bu şarkıyı sizlere armağan ediyorum.

Ve işte hayal kırıklıkları ve pişmanlıklarla başlamış bir günün şarkısı, günümün şarkısı; Şebnem Ferah ve Perdeler...

bir yanımda dopdolu yaşanmış sayfalar
bir yanımda üst üste okunmamış kitaplar
dünün yarınım hep burda küçücük adamda
susadım yoruldum ama aklım hayatta
bir yanda yorgun düşmüş yaşlanmış insanlar
bir yanımda ümitle aşka uyananlar
dünyanın her hali burda dağınık odamda
çok düştüm yaralandım ama sarıldım hayata
ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler
her yerimden çektiler beni beklettiler
dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan
her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler
bir yanımda durmadan çalışan saatler
bir yanda ağır ağır dipten gelen sesler
düşündüm buldum sandığım yüzyıllık gerçekler
hepsiyle giyindim durdum bazen büyük geldiler
bir yanda hiç susmadan konuşan dudaklar
bir yanda küsüp susmuş sessiz akıllar
dibe vurduysak ne olmuş elbet çıkarız
bir gün var bir gün yokuz kiralıkmış hayatlar
ardımda büyük büyük kocaman ağır yükler
her yerimden çektiler beni beklettiler
dinlendim su içtim aktı dudaklarımdan
her gün güneş doğar yeter ki açık olsun perdeler

Power Fm Radyolari Listesi

Radyo dinlemeyi çok severim. Geniş bir müzik arşivim olmasına karşın, radyo dinlemek hep çok çekici gelmiştir. Programcının yorumları, hangi şarkının çıkacağını bilmemem, dinleyicilerle yeni buluşmuş şarkıları keşfetmek... Tüm bunlar beni radyoya bağlayan nedenler. Dünya'daki tüm müziklere sahip olsam da, asla ve asla radyo dinlemekten vazgeçmem.

Dün gece de bu niyetle WinAmp'ıma radyo adresleri eklerken çok hoşuma giden bir yenilik keşfettim. Ne zamandır bu hizmetler mevcut bilmiyorum ama ben dün gece keşfettim ve kendime güzel bir liste hazırladım.

Power Grup kanallarını bilirsiniz. Power Fm, Power Turk, Power XL. Dijital ses ve yayın kalitesi mükemmeldir. Bol bol hediye dağıtır. Türkiye'nin bir çok yerinden rahatlıkla dinleyebilirsiniz. Kablolu TV ile de Türkiye'nin her yerinden erişilebilirlerdir. Orada burada Power Grup araçları ile karşılaşabilirsiniz.

Dün gece Power Fm'i de WinAmp'ın Sık Kullanılanları (Bookmarks)'na eklemek için sitelerine girdiğimde her tür müzik için ayrı ayrı internet radyoları oluşturduklarını keşfettim. Kaliteden taviz vermeden, yine çok başarılı bir iş çıkarmışlar. Tebrik ediyorum kendilerini ve oluşturduğum listeyi sizlerle paylaşma mutluluğuna erişiyorum hemen.

Dinleyebileceğiniz Kanallar:

Power Fm / Power Fm Dance / Power Fm Oldies / Power Fm Rap / Power Fm Rock

Power Turk / Power Turk Pop / Power Turk Nostalji / Power Turk Adrenalin / Power Turk Rock / Power Turk Slow

Power XL / Power XL Ethnic / Power XL Chillhouse / Power XL Latin / Power XL Electronic / Power XL Ambient

Power Fm Radyo Listesi

Soldaki resimde bir liste mevcut. Karşılarında da WinAmp Sık Kullanılanları (Bookmarks)'na ekleyeceğiniz adresler mevcut.

Peki bu adresler nasıl eklenir?

Bunun için WinAmp'ın tam sürümüne ihtiyacınız var, çünkü bu listeyi sadece kütüphane (library) desteği ile tutabiliyorsunuz. Şarkı Listesi(Playlist)'ni açın, URL Ekle (Add URL)'yi tıklayın. Resimde sağ sütundaki adresi oraya girin ve Tamam (OK) deyin. Bu işlem, adresi şarkı listenize ekleyecektir. Bu adres şarkı listenizdeyken, adrese sağ tıklayın. Gönder (Send To:) > Sık Kullanılanlara Ekle (Add To Bookmarks) 'yi tıklayın. Adres WinAmp Sık Kullanılanları'na başarı ile eklendi.

Ancak adresler yukarıdaki şekilde isimlenmeyebilir (resimde sol sütun). İsimlerini düzenlemek için Ortam Kütüphanesi (Media Library)'ni açın, sol sütundan Sık Kullanılanlar (Bookmarks)'a tıklayın. İsmini değiştirmek istediğiniz adresi seçin ve Ctrl+E tuş birleşimi ile düzenleme ekranını açın ve ilk boşluğu isteğinize göre değiştirin.

Kolay Yükleme:

Şarkı Listesi'ne tek tek eklemek zorunuza giderse, buradan tüm bu adresleri içinde bulunduran Şarkı Listesi Dosyası (Playlist File)'nı indirin ve çift tıklama ile WinAmp'ta açın. Ancak istediğiniz kanalları Sık Kullanılanlar (Bookmarks)'a eklemek için üstteki paragrafı uygulamak durumundasınız.

İyi Dinlemeler...

Teşekkürleriniz mutlulukla kabul edilir :)

Ucup Giden Bilgilerim

Birkaç saat önce 300'den fazla iletişim bilgisi ile birçok yazımı kaybettiğimi farkettim. Benim için acı dolu bir farkındalık oldu açıkçası. 40gb'lik bilgisayarımın içinde, bir o yana bir bu yana bakıverdim ama sonunda acı gerçeği kabul ettim; bilgisayarıma Windows XP'yi kurarken düşüncesizlikle sildiğim klasörün içinde o veriler de varmış.

Çok yazık oldu bana, çok...

Hatta çok da üzüldüm, kahroldum, bittim, öldüm...

Ama dirilmesini bildim... Şuan o verileri dert etmediğimi söyleyebilirim...

Neden mi?

1. Benimle iletişim kurmak isteyenler beni rahatlıkla bulabilirler (Google vb.).

2. Ben aradıklarıma bir şekilde ulaşabilirim. Köprüler kurmam gerekecek belki ama üzüldüğüme değmez.

3. Yazdıklarım gitti ama sonuçta kaynak benim. Yine yazarım, hem de daha güzellerini.

Kısaca;

Kafam kopmadı, sadece traş oldum...

Günün Dersi: Asla bilgilerinizi bilgisayarınızda saklamayın. İnternette, güvenli döküman depoları var. Kullanın, kullandırın.

Ardima Hic Bakmadan

Bugun keyfim düşündüğünüzün ötesinde kaçık. Saat 04.00 (sabaha doğru)'dan beri böyleyim. Arada 12 saat uyuduğumu hesaba katarsanız, aslında hiç düzelmeden berbat bir şekilde gidiyorum ve o saatten beri ağlıyorum.

Neden ağlıyorum? Pişmanlıktan...

Neyin pişmanlığı? Kaldığım derslerin, ertelediklerimin, sevgilime ve aileme layık olamayışımın, hayatımın ters gitmesine sebep olan herşeyin özünün bende olmasının...

Pişmanlık çare mi düzeltmeye? Elbette değil... Ama bu sert dokunuşlar, insana çok ciddi kararlar aldırır. Bazıları ölümcül olur, bazıları ise yenilik dolu. Benim ki ölümcül değil, eğer öyle olsaydı bu benim son yazım olurdu. Benim ki yenilik dolu olanlardan, öyle de olmak zorunda.

Çünkü sorumlu olduğum kişiler var. Öncelikle ve elbette kendim, sonra beni çok ama çok seven Sevgilim, bana canlarını bile feda edebilecek olan Annemle Babam, bir de Toplum. Bu nedenle bu dibe vuruşun çıkışı yenilik dolu olacaktır.

Öyleyse yeni bir hayat için bugün atacağım adımlara ne mutlu. Ne mutlu bu yazımı okuyarak duygularımı paylaşacak olanlara. Ne mutlu hepimize...

(Tüm bu ruh durumumun üzerine rastgele bir şarkı açtım ve işte aşağıdaki çıktı. Ne de güzel uydu. Şarkılar bile halimden haberdar.)

Denedim olmadı
Hevesim kalmadı
Aradım bir çare,bir ümit kalmadı
Kendimi yormadım
Kimseye soramadım
Dermanım kalmadı
Ah sevenim hiç olmadı

Düşlerim başka şeyler
Ağlarım hiç bıkmadan
Giderim çok uzaklara
Ardıma hiç bakmadan...

Kendimi yormadım
Kimseye soramadım
Dermanım kalmadı
Sevenim hiç olmadı

Düşlerim başka şeyler
Ağlarım hiç bıkmadan
Giderim çok uzaklara
Ardıma hiç bakmadan...

Nike Arastirma Anketi

InSites Araştırma Sitesi'nden bana belli aralıklarla anketler gelir. Yaptığım anketlerle çekilişe katılıp Ideefixe'den hediye çeki kazanma şansım olduğu gibi, yaptığım anket başına da WWF (Doğal Hayatı Koruma Vakfı)'ye de bir miktar bağış yapılıyor.

Bugün bu anketlerden birisi gelmiş, anketin gidişatından anladığım kadarı ile; Nike, modellerinde çeşitliliğe gidecek ve internet sitesinde düzenlemeler yapacak. Çeşitlilik de internet sitesi de güzel yatırımlar, ama bunun ankette sorulma biçimi kesinlikle korkunç olmuş.

Anketi yaparken aklınızdan Nike için olumlu düşünceler yerine olumsuzları geçiyor, Nike hakkında iyi şeyler düşünüyorsanız bile şüphe etmeye başlıyorsunuz.

Anketin geneline bir "fiyatlarımızı artıracağız" havası hakim, bu nedenle durup durup şunu soruyor "Fiyatlarımızı ne kadar artırırsak artıralım, bizi almaya devam eder misiniz?". Cevabım kesin ve net: HAYIR. Fiyatlarınızı ciddi manada artırırsanız, sizi almaktan vazgeçer ve diğer markaları denerim.

İnsanı şüphelere iten bir diğer unsursa, Nike'ın marka kalitesi düşünüldüğünde sormak değil akla bile getirilmemesi gereken bir şey: "Eğer Nike markasının kalitesi düşerse, Nike almaya devam eder misiniz?". Cevabım: HAYIR. O kadar para vermişim, bir de üstüne kalitesi düşük mal alırsam bunun ne anlamı kalır. Kalite kaybını, bu derece ciddi bir şirket hiçbir zaman düşünmemelidir.

Diğer husus, yönetici kadro ile ilgili. Anketteki sorulardan "Nike, alt düzey çalışanları bir güzel ezer ve erkekleri kadınlardan üstün görür. Bunu da siz öyle istediğiniz için yapar." anlamı çıkıyor.

Anket, sizi Nike'ın azılı bir savunucusu haline getirmek için yapılmış ama kimsenin bir markaya bu derece bağlı olabileceğini sanmıyorum. "Nike laf eden babam olsa keserim!" mantığında hazırlanmış. Bu durum, marka ile aramızdaki ilişkileri kuvvetlendirmekten öte markayı bizden soğutuyor.

Yaşınızı öğrenmek için sordukları son sorunun şıkları ise evlere şenlik; "Doğum Yılınızı Seçin:", seçelim de 2007 neden var? Hani okuma yazması olmayan bir çocuk bu anketi doldurabilir mi?

Kısaca komik bir anketti, Nike Yönetimi'nin anketin içeriğini tekrar değerlendirmesini tavsiye ediyorum.

Tiyatrolardan Secmeler : 3 Tiyatro

Sevgilim gerçek bir tiyatro aşığı. Sayesinde 15 günde en az bir kez tiyatroya gidiyoruz. Devlet Tiyatroları'nın aylık programlarını takip ediyoruz ve bize en uygun günlerde tiyatro biletlerimizi alıp (Tam: 6tl, Öğrenci: 4tl) saat 20.00'de koltuklarımıza oturup kendimize kültür şöleni yapıyoruz. Beni tiyatro ile bu kadar haşır neşir ettiği için kendisine çok teşekkür ederim, bana kattığı sonsuz artıdan sadece biri bu.

Nisan'a henüz yeni girmişken, biletler de henüz tükenmemişken sizlere izlediğim ve bu ay da gösterilecek 3 tiyatro oyunu için bilgiler vermek istiyorum. "henüz tükenmemişken..." dedim çünkü 15 gün sonra (en geç 1 hafta) gitmek istediğiniz oyun için şimdiden bilet almalısınız; yoksa değil kötü bir yerden oyunu izlemek, salonda yer bulamazsınız.

Ful Yaprakları :

Kendimizi sanal alemin ardına bu kadar saklamışken, kendimizle ilgili bilinmesini istediklerimizi ve hatta bizle alakası olmadığı halde var gibi gösterdiğimiz onca şeyin, bu oyunun içinde nasıl da güzel bir şekilde sergilendiğine tanıklık edeceksiniz.

Oyun dekoru bir hayli ilginç. Sahnede sol, orta ve sağ arkada olmak üzere 3 ekran var. Sahnenin tam ortasında bir küvet mevcut. Oyun başladıktan sonra, yalanlarla dolu bir dünyada neye inanacağınıza şaşıra şaşıra şuan ki içinde bulunduğunuz sanal kayboluşu yaşıyorsunuz. Rollerin birbirlerine hiç acıması yok, tıpkı gerçek bir dünya gibi.

Oyundan sonraki günlerde, bir çiçek satıcısının önünden geçerken Ful Yaprakları'na bakıp gerçekliğinizi sorguluyorsunuz, bu sizi bir anlıkta olsa iç dünyanızın derinliklerine dönmenizi sağlıyor.

Gitmenizi kesinlikle tavsiye ederim. Konuşmalara da özellikle dikkat edin.

Rol Dağılımı : Özlem Güveli Türker, Özden Çiftçi, Musa Uzunlar

Özet: "Dünyada beni özleyen, sesimi duymak isteyen tek bir canlı dahi yok." Ful Yaprakları, sesleri çıkmadığı halde hayata haykırmaya çalışanların oyunudur. "Orada kimse yok mu?" Yaşam hiçbir evresinde kucak açmamıştır, koca şehrin ortasında, tek kişilik hücrelerinde yaşamak zorunda bırakılanlara. Tek yol kendilerine benzer birilerini bulmaktır. Ama "kendilerine benzer birileri" de yoktur aslında. Çünkü o ortamda kendileri bile kendilerine benzememektedir. O halde gerçeği sanalın içinde eritmek ve de yeniden şekillendirmek gerekmektedir. "Ful Yaprakları", hiçliğin kıyısında dolananların var olma ve hayatlarını yeniden yazma çabalarıdır.

Tehlikeli Saplantı :

Oldukça sakin başlayan, gerilimin kademe kademe arttığı ve sonunda tüm iplerin koptuğu oldukça başarılı bir oyun. Oyuncular performansları ile sizi oyunun içine çekiyor, bol aksiyon dolu bir ortamın içinde buluyorsunuz kendinizi. Oyun esnasında, belki sıfırdan bir oyun yazabilecek kadar senaryo çeşitlemeleri oluşturuyorsunuz kafanızda. Oyundan çıktıktan sonra ise; çok çok heyecanlı bir filmden çıkmışcasına senaryo üzerinde yorumlarda bulunuyorsunuz.

Ancak halen o şişelerin nasıl o kadar kolayca sağa sola, hatta Mark'ın kafasına çarpılabildiğini merak ediyorum. O şişe parçalanınca nasıl adamı kesmez pek merak ettim.

Kesinlikle gidilip görülmesi gereken bir tiyatro oyunu...

Rol Dağılımı : Fulya Koçak, Burak Altay, Kuvvet Yurdakul

Özet : N.J.Crisp'in ilk kez 1987 yılında sahnelenen Tehlikeli Saplantı adlı oyunu başta İngiltere ve Amerika olmak üzere pek çok ülkede sahnelenen ve bir çok dile çevrilen, çağdaş bir psikolojik gerilimdir. "Aldatma"yı konu alan ve "Yüzleşme" odağında kurgulanan oyun, Mark ve Sally'nin rutin biçimde sürdürdükleri ve temeli çıkar ilişkisine dayanan evliliklerini sorgulamak zorunda kalmalarını konu edinir. Çifti sorgulamaya iten nedense; dışarıdan gelen, beklenmedik bir konuktur. Kendi geçmişiyle birlikte Sally ve Mark'ın da geçmişlerini sorgulamasına neden olan John, geçmişe gömülmek istenen sırların açığa çıkmasına neden olur.

Kral Dairesi :

Sahnede bir kral dairesi sembolize edilmiş. Oyunda sadece otelin sahipleri gerçek yüzleri ile karşımıza çıkıyor. Diğer oyuncuların karakterlerine göre seçilmiş maskeleri var ve yüzlerinde herhangi bir mimik değişimi olmamasına karşın, başarılı vücut kullanımları ile yüzlerinde maskelerin hareketsiz olduğunu bile unutuyorsunuz.

Oyun iğneleyici espriler içeren bir komedi oyunu. Oyunda bol miktarda gülecek ve inanılmaz zeka örnekleri ile tanışacaksınız.

Oyunun ortalarında, otel sahiplerinin içine düştükleri zor durumdan kurtulmak için fikir alış verişinde bulundukları sahne mükemmel yapılmış. Yandan izlemeye alıştığınız sahneyi, bu sefer tepeden görebileceksiniz. Hem de oyunun kalitesinden ve hareketliliğinden hiçbir şey kaybetmeden.

Bu arada ufak ufak iki hatırlatma: Otelin sahibi "Hadi artık gidin!" derse, saf saf gitmeye kalkmayın. İkincisi kral dairesine ilk gelen çiftteki geline, eğer yanınızda sevgiliniz varsa, çok bakmayın, hayran da kalmayın; çünkü sevgiliniz sizi her an dürtebilir, benden söylemesi :)

Rol Dağılımı : Fikret Urucu, Elif Erdal, Arzu Oş, Fatih Sarı, Deniz Bolışık, Erkan Avcı, Celal Örnek, Emrah Bozkurt, Sibel Akdeniz Demirtaş

Özet: İstanbul'da bir otelin kral dairesindeyiz. Her şey otelin bilgisayarının bozulmasıyla başlar. Kral dairesi bir tanedir, ama aynı güne 3 ayrı rezervasyon yapılmıştır. 3 ayrı çift, balayını geçirmek üzere otele gelir ve beklenen kargaşa başlar. Otel personeli durumu idare edip kurtulmak için çırpınırken, gelen çiftler odada kendi dünyalarını kurmaya başlamışlardır bile... İngiltere'de vücut ve maske tiyatrosu projeleri üreterek dünya çapında şöhretli oyunlar tasarlayan rejisör Toby Wilsher, yeni bir İstanbul macerası kurguladı. Sersemler Evi'nden sonra Kral Dairesi ile bizi şaşırtmaya ve güldürmeye devam ediyor. Tiyatronun sadece ses ve söz sanatı olduğunu düşünüyorsanız çok yanılıyorsunuz.


İşte size birbirinden güzel ve farklı 3 oyun. Bu ay içerisinde gidip görmenizi kesinlikle tavsiye ederim...

Devlet Tiyatroları İnternet Adresi : http://www.devtiyatro.gov.tr/web/index.htm

Online Bilet Alım İnternet Adresi : http://www.mybilet.com/dtgm.php

Sonuncusu Da Gecis Yapti

Bizler Fenerbahçe maçı ile çeşitli duygu yoğunluklarında dolaşırken, sonuncumuz da diğer tarafa geçti...

İstiklal Savaşı Gazileri'nden Yakup Satar, dün 22.50'de dünya değiştirdi. Kendisi 110 yaşındaydı. Rahatsızlıkları nedeniyle 10 yıldır evinden dışarı çıkamayan kahramanımız, torunlarının torunlarını görebilmişti.

Ama keşke göremeseydi...

Atatürk zamanından çok öteye gidemeseydi. Gitti de ne oldu, ne oldu bugünleri gördü de...

Dememiş midir hiç "Biz ne kan döktük, ne can verdik bu vatan için! Şimdi ise herkes kendi malı gibi dağıtıyor!"

Bence demiştir, dedikçe de dertlenmiştir.

Belki de o nedenle; Fenerbahçe, İngilizlere ve Türkiye'li düşmanlarına karşı apansız bir mücadele verirken göçmeyi tercih etmiştir. Bir coşku içinde, bir heyecanla. Belki o günleri, bir nebze de olsun hissetmek istemiştir.

Aklından neler geçti son anlarında bilemiyorum ama Fenerbahçe maçının altında kalsın istemedim.

Ruhun şad olsun Yakup Askerim, Kahramanım... Mekanın cennet, yerin diğer kahramanlarımızın yanı olsun...

Ve Fenerbahcem Yolu Yariladi

Dün gece çok güzeldi... Kesinlikle harikaydı...

Önce Deivid'in kendi kalesine attığı golle "Yine Mi?" dedik, sonra "Ama biz kendi kalemize attıktan sonra gidip bir de karşı tarafa atıyoruz." dedik ve bu gerçekleşti. Colin Kazım ve Deivid, Fenerbahçe'nin yolu yarılamasını sağladığı golleri attılar.

Türkiye'deki Chelsea taraftarları ( normalde diğer lig takımlarının taraftarları bu arkadaşlar ) da aynen Chelsea gibi büyük bir hezimet yaşadılar. "Abi, bu takım ne ballı!" diyenler hala büyük bir çoğunluk, hala şans hala şans. Kupa gelecek hala şans diyecekler ya, ben ondan korkarım.

Teşekkürler Fenerbahçem, Fenerbahçeliler olarak yıllardır süren sessizliğimizi bozmamızı sağladığın için teşekkürler...

Dilerim Şampiyonlar Ligi Kupası'nı alır ve müzemize koyarsın da, biz de bir rahat nefes alırız.

Her Gun Bir Tecavuz

Benim tecavüz ve taciz konusunda oldukça hassas olduğumu Sen Tek Degilsin, Hele Ilk Hic Degilsin!... ve Bizim Sapigi Tanir Misiniz? yazılarımı okumuş olanlar bilir. Bu hassaslığımın elbette bir nedeni var, aslına bakarsanız neden bir değil, bir çok:
  • Yıl 2002. Çorum'da bir arkadaşım tecavüze uğradı. Hamile kaldığını öğrenince intihar etti.
  • Yıl 2004. Ankara'da bir süre arkadaşlık yaptığım kızın, 11 yaşında dayı oğlu tarafından tecavüze uğradığını öğrendim.
  • Yıl 2005. İstanbul'da bir taksici tarafından tacize uğradım, aklımı kullanarak biraz da şansımın yardımıyla bir tecavüzü ucuz atlattım.
  • Yıl 2005. MaviKalem Derneği ile tecavüz ve taciz konularında bilgi alış verişinde bulundum.
  • Yakın çevremdeki bir çok kişiden tacize uğradığına dair bilgiler edindim.

Yukarıda saydığım nedenlerden ötürü bu konuda oldukça hassasım, hatta hassaslıktan öte oldukça da katı olduğumu söyleyebilirim. Tecavüzcülere çok ağır cezalar verilmesini can-ı gönülden istiyorum, şuanda ki cezaların da hiç ama hiç yeterli olduğunu düşünmüyorum.

Yılbaşında Taksim'de turistlere tacizde bulunan kişilere 57 YTL'cik para cezası verildi. Bir hayat kadını ile beraber olmak için daha çok para vermeniz gerekiyor. Bu durumda; sokaktaki bir kadına, hayat kadını gözü ile bile bakılmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Canımız ve cananımız ne kadar ucuz değil mi?

19.02.2008 - Eskişehir, Yenibağlar: Lise öğrencisi A.Ö.(16)'nün ifadesi şu şekilde: "Eski kiracımız (Seniha Ö.(43)'nün eski kiracısı Gübey Nadi Gölpek (27)), birlikte yaşadığı 9 aylık hamile sevgilisi Sevgi K. ile birlikte 1 haftadır bizde kalıyordu. Olay günü ben banyodaydım. Çığlıklar üzerine salona gittiğimde Gübey'in annemi bıçakladığını gördüm. Annem yığılınca Sevgi beni tuttu. Gübey de bıçakla üzerimdeki giysileri yırttı ve bana tecavüz etti. Daha sonra zorla alzheimer hastalarının kullandığı ilaçlar ve fare zehiri içirdiler. 2 gün evde kalmışım." (AKŞAM)

24.02.2008 - Samsun: İddiaya göre, lise öğrencisi D.A, 2006 yılının Ağustos ayında MSN'de B.K. ile tanıştı. Aynı yılın Eylül ayında B.K.(29) ile yüzyüze görüşüp arkadaşlık yapmaya başlayan D.A.(15), bir kız arkadaşının aracılığı ile internet kafede üniversite öğrencisi F.A. ile tanıştı. İnternet kafede bulunduğu sırada yanına gelen F.A., genç kızı konuşma bahanesi ile dışarıya çıkardı ve bıçakla tehdit ederek arkadaşı üniversite öğrencisi U.G.'nin evine götürdü. F.A.(22) ile U.G.(22), genç kızı tartaklayıp bıçakla tehdit ederek cinsel ilişkiye girdiler. Bu olaydan kimseye bahsetmeyen D.A.'yı, internette tanıştığı ve daha sonra yüzyüze görüştüğü B.K. geçen yıl Mart ayında telefonla arayarak, üniversite öğrencileri ile ilişkiye girmesinden haberi olduğunu ve kendisiyle de ilişkiye girmezse kardeşini öldüreceğini söyledi. Korkuya kapılan D.A., 2007 Mart ve Temmuz ayları arasında B.K. ile buluşarak bir çok kez cinsel ilişkiye girdi. (DHA)

27.02.2008 - Adapazarı, Yayhalar: 31 Temmuz 2007 tarihinde 14 yaşındaki yeğeni B.U.'yu, iş arkadaşı Hakan K. ile aynı odaya kapatarak tecavüz etmesine yardımcı olduğu iddiasıyla yargılanan Ömer S., 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Hakan K. ise, 13 yıl ceza aldı. İddiaya göre; alkol bağımlısı Ömer S.(30) yeğeni B.U.(14)'yu telefonla çağırarak, arkadaşı Hakan K.(27)'nin evine götürdü. Burada alkollü olarak beklediği belirtilen Hakan K., dayı Ömer S. ve yeğeni B.U.'y niteliği belli olmayan bir hap verdi. Genç kız hapı almak istemeyince; Ömer S., yeğenini ve arkadaşını bir odaya kilitledi. Hakan K, genç kıza tecavüz ettikten sonra kızı evine gönderdi. (DHA)

07.03.2008 - Muğla, Fethiye: Bir köy ilköğretim okulunda görev yapan 55 yaşındaki evli ve 3 çocuk babası sınıf öğretmeni Z.T. hakkında, yaşları 7 ile 9 yaşları arasında değişen 14 kız öğrenciye tacizde bulunduğu iddiasıyla soruşturma açıldı. Olay; tacize uğradığı iddia edilen E.Y.'nin, babası emekli sınıf öğretmeni T.Y.'nin anlattıklarından sonra ortaya çıktı : "Yağmurlu bir gece elektrikler aniden kesilmişti. Kızım korkarak yanına geldi. Ben de sarılıp kucağıma aldım. Kızım, 'öğretmenim de beni böyle kucağına alıyor, bacaklarımı okşuyor, apış aramı okşuyor, sonra dudaklarımdan öpüyor' dediğinde çılgına döndüm. Olayı biraz soruşturunca okuldaki diğer kızların da aynı şeye maruz kaldığını öğrendim. Sonra diğer velileri durumdan haberdar ettim. Şikayetçi olduk, soruşturma başlatıldı, jandarma olaya el koydu." (DHA)

10.03.2008 - İzmir, Konak: 94 yaşındaki M.O.'nun torununun arkadaşı olan 23 yaşındaki işsiz İ.K., daha önce birçok kez geldiği yaşlı kadının evine akşam saatlerinde bir kez daha geldi. Aşırı derecede alkollü olduğu öğrenilen İ.K., içeriye girdiğinde belden aşağısı tutmayan yaşlı kadına tecavüz etmek istedi. (CHA)

30.03.2008 - Adana: Nişanlı olan B.B.(19) 16 Mart 2008'de, evlerinin önünde, komşusunun kızıyla sohbet ederken tanımadığı 3 kişi tarafından zorla bir otomobile bindirilerek kaçırıldı. Eter koklatılarak bayıltılan B.B., gözlerini Hatay'ın Belen ilçesindeki ormanlık alandaki bir evde açtı. İddiaya göre; ikisi Türkçe biri Arapça konuşan üç kişi, "Seni burada kessek kimsenin haberi olmaz." diye tehdit ederek tecüz etti. Kendilerine direnen B.B.'ye uyuşturucu hap içirerek dirençsiz hale getiren saldırganlar, vücudunu jiletle kesip kollarında ve bacaklarında sigara söndürerek işkence yaptılar.

Yukarıda aktardığım tüm haberler sene başından bugüne benim gözüme takılabilen haberler. Şehir farkı gözetmeksizin her yerde olan bu insanlık dışı olayların haberlere yansıyan kısmının bir parçası sadece bunlar. Her gün, kadın ya da erkek ayrımı olmadan birileri tacize ya da tecavüze uğruyor. Tüm bunlar zinanın en büyük günahlardan biri olduğu Müslümanlığın, %90 düzeyinde olduğu iddia edilen bir ülkede gerçekleşiyor.

Garip ve bir o kadar da acı...

SMS Fiyatlari Yariya Inmis

"miş" diyorum çünkü bunun benimli bir alakası yok ki bir çok kişi ile de alakası olduğunu sanmıyorum.

Haber siteleri sırf haberin okunulurluğunu artırmak için olmayanı var gibi göstermeyi ya da olanı abartmayı bayılıyor. Sırf haber daha çok okunsun, herkes bir hayretler içinde kalsın diye. Tüm olayları, bir magazin haberi mantığında vermek çok hoşlarına gidiyor ve bizler de hiç uslanmadan haberin okunulurluğunu artırmaya devam ediyoruz. Uyutulmaya devam yani...

Artık SMS'lerde Türkçe karakterler kullanabileceksiniz ve bu Türkçe karakterleri kullandığınız için bazı karakterler birden fazla harf gibi algılanmayacak. Türkçe karakterlerin, telefonlar tarafından bu şekilde algılanması tam anlamı ile tekniksel ve aslında kodsal bir durum. Harf kodlamalarında Türkçe karakterler daha fazla yer tutuyor, bu nedenle mesajınızda daha fazla harfin yerini kaplıyorlar.

Telefon şebekelerinin alt yapılarında yaptıkları değişiklikle artık bu problem ortadan kalkıyor. İşin özünde mesaj kodlama çeşidini değiştiriyorlar ve böylece Türkçe karakterler de desteklenmiş oluyor.

Bu durumun beni ve birçok cep telefonu kullanıcısını hiç de etkilemediğini rahatlıkla söyleyebilirim, çünkü zaten birçoğumuz Türkçe karakterler kullanmıyorduk. Evet, zamanla oluşan bir durum ama kullanmıyoruz. Bazen hatalı anlamlar çıkmaması için "i"leri "I" olarak yazdığımız da oldu ama hiç Türkçe karakterlere ihtiyaç duymadık. Hatta bir ara Telsim'in başlattığı akım ile sesli harfleri de atmıştık dilimizden. Ayrıca ücretsiz mesajın su gibi dağıtıldığı günümüzde, bu değişikliğin bir anlam ifade etmediği bir kez daha onaylanıyor.

Bu arada fiyatların yarıya indiği falan da yok, sadece yukarıda da bahsettiğim gibi Türkçe karakter kullandığınız için normalde bir birim olarak gidebilecek bir mesaj, iki birim olarak gidiyordu. Ki mesajın iki birim olarak gideceğini telefonumuz da bize gösteriyordu.

Kısaca mesaj fiyatlarının ucuzladığına dair haber, bilinçsiz kullanıcıların saflığından yararlanılarak bir şekilde kazanç sağlamak isteyenlerin size gerçekleri abartılı olarak göstermesinin bir sonucu o kadar.

Gonullerimiz Hep Seninle Fenerbahcem

Bugün Türk Futbol Tarihi için çok önemli bir gün ve elbette Fenerbahçe için de. Fenerbahçe tarihinde ilk kez Şampiyonlar Ligi Çeyrek Finali'ne kaldı ve bu gece Dünya'nın En Büyük Takımları'ndan Biri olan Chelsea ile karşılaşacak. Bir tarafta Chelsea'nin gücü ve deneyimi, bir tarafta ise Fenerbahçemiz. Dilerim Fenerbahçemiz bu akşam elinden gelenin de fazlasını yapar ve Chelsea'yi farklı bir skorla mağlup eder.

Ancak bu gece sadece Fenerbahçemizin değil, tüm futbol kuluplerimizin de gecesi. Çünkü orada oynayacak olan bir Türkiye Takımı ve o Türkiye Takımı bu geceki maçtan sonra Türkiye'deki kulüplerle oynayacak. Düşünsenize Chelsea ile oynamış -hatta dileriz bir de yenmiş- bir takım ile ligde mücadele ediyorsunuz, bu kesinlikle takımınıza çok şeyler katacaktır.

Bu gece Türkiye'den özellikle Galatasaray'ın renklerinin aşığı, Fenerbahçe düşmanı bir çok kişi Chelsea'yi tutacak. Chelsea formaları giyip Chelsea'nin gollerine sevinecek. Chelsea kazanırsa Fenerbahçelilerle dalga geçecek, bir Chelsea gibi kutlama yapacak. Açıkçası ben bu mantığı kavramakta güçlük çekiyorum. Bundan yıllar önce Galatasarayımız da UEFA'da başarı üstüne başarı kazanırken, bir Fenerbahçeli olarak deliler gibi Cimbom'u desteklemiş, fazladan bir gol atması için dua etmiştim. Kupayı kaldırdığında ise evin içinde zıp zıplamış, hop hoplamıştım. Çünkü Galatasaray bizden bir takımdı, Türkiye'nin bir takımıydı ve UEFA kupasını kazanmıştı. Sanırım bu biraz mantık, biraz da ruh meselesi.

Şampiyonlar Ligi'nde dilerim bu gece Chelsea'yi yener ve İngiltere'de yapacağımız maç için bir avantaj yakalarsın. Gönüllerimiz ve dualarımız seninle...