Gelecekten Bir Gun

Günlerden 30 Nisan'dı, yılını ise bilmek bile istemiyorum. Hapse girmeden önce, okul çıkışı kafama aldığım darbelerden ötürü bir çok ayrıntıyı unutmuş olabilirim. Belli ki ceza evinde ki daracık, loş ve ölüm kokulu hücremde yaşadıklarımı unutmamak için çabalarım pek yeterli gelmemiş, unutmuşum bazı şeyleri.

Herşey sanki daha dün gibi, yoksa yarın gibi mi demeliyim?

1 Mayıs öncesinde radyolarda uyarılar tekrarlanıyordu. Zaten eylem olmayacaktı ama yapmak isteyenler sorgusuz sualsiz yargılanacak ve suçlu bulunacaklardı. Gerçi 1 Mayıs'ları kutlamayalı çok zaman olmuştu ama tedbiri elden bırakmak istemiyordu hükümetimiz. Herşey toplum refahı ve güveni içindi.

Hiç içime sindirememiştim şu hükümeti. Yaptıkları ve söyledikleri hep yavan gelmişti bana. Belki de görüşlerimiz uyuşmadığındandı, hiç bilmiyorum. Kalemim yazabildiği ve dilim dönebildiği ölçüde, yaptıklarını eleştirir ve doğruları göstermeye çalışırdım. O vakitler hükümete kimse ses çıkarmaz olmuştu. İşte biz bir grup deli yazar, bir grup da bizi destekleyen. Halkın büyük çoğunluğu kararsızdı ama hükümeti desteklerdi, ama o güne kadar hiç hissetmemişlerdi buna zorunda olduklarını.

30 Nisan akşamı bir mahkeme kararı gelmişti posta kutuma. Askeri mahkemelerden birinden geliyordu. İşlediğim bir suçtan ötürü,, hakkımda tutuklanma kararı çıkmı ve. 2 Mayıs sabah saat 09:00'da askeri bir komutanlığa başvurmam gerektiği dile getirilmişti. Çok merak etmiştim ne suçu işlemiştim. O güne kadar yanlışlıkla yolda yürürken ezdiğim karıncalar dışında karınca incitmeyen ben, ne yapmış olabilirdim. Sonradan öğrendim ki yazdığım yazılardan biri, ki o yazılar bundan sadece 5 yıl kadar önce demokratik eleştiriler olarak nitelendirildi, hükümet tarafından tehlikeli bulunmuş ve askeri mahkemeye iletilerek derhal tutuklanmama hükmedilmiş. Ne zaman yargılandığımı göremedim ama infazımı görmek nasip olacaktı, bunu gösteriyordu bu mektup.

Hatta geçen gece Taksim'de okul otobüsümü beklerken mutlulukları gözlerinden okunan çiftten kız olanına o mektuplardan biri gelmişti. Onu da araştırdık; bir ay kadar önce yine okul otobüsünde hükümetten hoşlanmadığını dile getirmiş, bu birilerinin kulağına gitmiş. Ama yine de biraz hoşgörülü davranmışlar, bayanlar 12.00'de teslim olabilecekmiş komutanlığa; içimizden teşekkür ettik, bu kadarına izin verdikleri için.

***

1 Mayıs'ın ilk saatleri... Elimde infaz mektubum, okul otobüsü ile okuluma ulaşmaya çalışıyorum. İnanılmaz bir trafik var her zaman ki gibi. Son yıllarda gelen belediyeler, İstanbul'a çözüm yerine hep sorun getirdiler. Trafik gün geçtikçe arttı, sinirler daha çok gerildi.

Hele de bugün 1 Mayıs'tı. Gecenin ilk saatlerinden itibaren gerekli tedbirler alınmıştı. Kaç yıldır 1 Mayıs'ların kutlanmasına izin verilmiyordu, hatta insanlar nerede ise unatacaklardı ama hükümet tedbiri elden bırakmıyordu. Ancak eski 1 Mayıs önlemleri ile şimdikiler arasında önemli bir fark vardı; olur da eğer 1 Mayıs kutlaması yapacaksanız, polis değildi sizi engelleyen, askerlerdi.

Hükümet kısa süre içinde askeri camiada kadrolaşmasını tamamlamış, daha birkaç yıl öncesine kadar hükümetin susturucu gücü olarak bilinen kadrolaşmış polisleri asker ilan etmiş, askeri birliklerin görev alanını iç ve dış güvenlik olarak yeniden düzenlemiş ve de polis teşkilatını ortadan kaldırmıştı. Bu değişime diğer Avrupa ülkeleri ve Amerika da destek vermiş, değişim başarı ile tamamlanmıştı. Polis teşkilatı ortadan kalktığından beri, özellikle güvenliğin artırıldığı 1 Mayıs gibi günlerde ülke işgal edilmiş gibi gözükürdü. İlginç ve aslında kabullenilemez bir durumdu ama kabullenen kabullenmişti, bizim gibi bir kaç muhalefete söz hakkı tanınmamıştı.

***

Kaderimde askeri cezaevine düşmek de varmış diyerek üzülürken neşemi de kaybetmiyor, elimde kalan son özgürlüklerimden biri ile şarkı söylüyordum. Etraftaki araçlarda Sezen Aksu'nun yeni albümü çalıyordu. Albüm her zaman ki gibi mükemmeldi. Sezen Aksu, o günlerde Mustafa Kemal Atatürk'ün izinden gitmeye çalışan birkaç Türkiye aşığı sanatçıdan bir tanesi idi. Çevresindeki birçok kişi yurt dışına çık, burada tehdit altındasın demiş olmalarına karşın; o kendi gibi olan Mustafa Kemal Atatürk aşıklarını Türkiye'de yalnız bırakmamıştı. Yaşamının son günlerini hakkında açılan davalar, şahsına yöneltilen iftiralar ve psikolojik tacizlerle geçiriyor olsa da, nüfuzunu ve parasını bir şekilde kullanarak Türkiye'de yaşamaya devam etmek için çırpınıyordu.

O albümde bir şarkı vardı ki, inanılmaz tutmuştu. Aslında 1950 askeri darbelerinden bahseden, içinde Atatürk ve devrimlerinin yer aldığı bir şarkının bu kadar çok tutması şaşırtıcı değildi. Sezen Aksu muhteşem yorumunu, söz ve müzik ile o kadar harika bir şekilde harmanlamıştı ki; sözlerine kulak vermek istemeseniz bile, müziğine kaptırıyordunuz kendinizi ve dilinize dolanıveriyordu.

Trafik içerisinde bir hareketlenme oldu. Kafamı servisin penceresinden çıkarıp baktığımda araçların arasından hükümetimizin önemli şahsiyetlerini gördüm. En önde Milli Güvenlik Bakanı vardı, iç ve dış güvenlik birimlerinin birleştirilmesinden sonra Milli Savunma Bakanlığı isim değiştirmiş ve Genelkurmay Başkanlığı tamamen ortadan kaldırılarak tüm görevleri bu yeni bakanlığa devredilmişti. Milli Güvenlik Bakanımız, altında şalvarı, üstünde çizgili beyaz gömleği, tabak gibi yüzü, göbeğine varan sakalı ile en önden sinirli sinirli ilerliyordu. Hemen ardında, yeniden düzenlenen eğitim ve öğretim sistemi ile birlikte, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın tüm görevlerini de kendi bünyesine alan Milli Eğitim Bakanlığı'nın bakanı yürüyordu. Onun da giyim tarzı Milli Savunma Bakanımız'dan farksızdı. Bir kaç tane daha benzer giyimli üst düzey görevlisinin hemen ardında da İstanbul Baş Haham'ı geliyordu. Yahudileri sevmeme karşın, bu hahama bir türlü kanım ısınmamıştı. Sanırım ülke işlerimizde bu kadar çekirdekte söz sahibi olmasındandı hoşnutsuzluğum.

Trafiğin kilit noktasında, yüksekçe bir aracın üstüne çıktılar. Askeri bir aracın megafonu ile neden bu kadar sinirli olduklarını ve bizden isteklerini dile getirdiler. Arabalarda çalan Sezen Aksu'nun şarkısından hoşlanmamışlardı, başka şarkı mı kalmamıştı dinlenecek. Nedendi bu ısrarımız? Derhal şarkının değiştirilmesini emrettiler, ayak üstü bir de yasak getirdiler şarkıya. Tavsiye de verdiler, Gülben Ergen dinleyebilirmişiz. Bunları söylediler, megafonu bıraktılar ve yollarına devam ettiler. Onlar gittikten sonra müzikler sustu.

Sezen Aksu'yu dinleyenlerin bu yasak haberinden hiç hoşlanmadıkları aşikardı. O anda bir delilik yapasım geldi. Bendeki albümü taktım servisin müzik çalarına ve yüksek sesle dinlemeye başladım. Benim bu hareketim çok dikkat çekmişti, biraz önceki araçlar da bana yeniden dinlemeye başlayarak eşlik oluyorlardı. Ellerinde albüm olmayanlar, kafalarını arabadan çıkarmış şarkıyı söylüyorlardı. Elbette o sanatçıyı ve albümü görmek istemeyenler ise, kornalarına son kuvvetleri ile basarak sesimizi bastırmaya çalışıyorlardı. Kısmen başardılar ama arkamda bana destek veren birilerinin olduğunu görmek sevindiriciydi. Yazılarımı takip edenleri biliyordum ama hiç bu kadar yanımda hissetmemiştim onları.

Ben bu minik eylemi yaptıktan sonra, kalesini korumayı başarmış bir komutan edası ile servis şoförüne döndüm ve "Harika!" dedim. Söylediği çok basit ama bir o kadar da manidardı, "Kaleni korudun, ya peki kellen?". Sustuk. Sonra umutla gülümsedim, "Yarın askeri cezaevindeki hücremde olacağım, daha kötü ne olabilir ki?" dedim.

***

Servis ineceğim yere geldi, inmeden önce servisçi bana bir kez daha baktı ve "Kendine dikkat et!" dedi. Gülümsedim yine umutla ve indim servisten.

Servis henüz hareket etmemişti. Etrafımı 3-4 kişi sardı. Birisi "Çok komikti." dedi, diğeri "Sen kendini ne sanıyorsun?". Neler olduğunu anlamaya çalışırken sırtıma bir asker copu indi. Yere düştüm, dizlerimin üstüne. O sırada içlerinden yaşlıca olanı servis şoförüne bağırdı, "Sakın arabadan ineyim deme, çocuklarının yanına sağlam bir şekilde dönmek istiyorsan sözümü dinle!" diye bağırdı. Biri, "Beton Kemal'in piçi, az önce sesin ne de çok çıkıyordu? Ne yıkılmaz bir kale sanıyordun kendini Gavat dölü? Hemen pes etmesene Ateist Bozguncu!" diye bağırdı ağızından köpükler çıkartarak. Bir güçle kafamı kaldırdım ve servise baktım. Servisteki arkadaşlarımın yüzlerinde korku, gözlerinde yaş vardı.

Bir kez daha ve son damla gücümle gülümsedim, zafer işareti yaptım ve "Atam İzindeyim!" diye haykırdım...

Kafatasıma inen copun tok sesinden sonrasını ise hatırlamıyorum...

Ortak Akil Hareketi'nin Altinda Bakin Kim Varmis

İstanbul'daki ilan panolarında bir hareket çağrısı var : Ortak Akıl Hareketi...

Merak ettim ve sadece sitelerine girip bir baktım. Kim başlatmış, neden başlatmış, neymiş ne değilmiş öğrenmek için...

Hiç şaşırmadım karşıma çıkan isimleri görünce ve açıkçası tahmin etmiştim. Eh o kadar ilanı verecek para ancak bu kişilerde olabilirdi ya da o ilanlar oraya belediyenin desteğini arkasına alarak asılabilirdi. İkisi de olmuş olabilir...

Amaçları, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı değiştirmek.

Sloganları belli, 22 Temmuz'un öncesinden beri aynı şeyi söylüyorlar: Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletin... Bu ekip, Mustafa Kemal Atatürk'ün bu sözünü dillerine pelensk edip keyiflerince kullanıyorlar.

Ha gayret, tahmin ediyorsunuz ya da akıllarınıza geliyor kim oldukları.

Az biraz daha ipucu vereyim...

Darbelere "şiddetle" karşılar. Neden acaba?

Türkiye'nin temel sorunu olarak kimi görüyorlar dersiniz? Seçimle oluşan iktidarlara itibar etmeyen seçkinci anlayışı.

Daha fazla söze gerek var mı? Bence yok ama devam, ayılmadı iseniz henüz belki ayılırsınız diye...

Hatta bu seçkinci anlayış, sorunlu hukuk sistemi ile de birleşince Türkiye'nin ilerlemesi zorlaşmaktaymış.

Eh bir de bu ekibi destekleyenlerden de örnek vereyim de tam olsun:

Prof.Dr. Mümtazer Türköne (Kızı mı AKP milletvekili idi?), Araş.Yazar Abdurrahman Dilipak, Gazeteci Yazar Hakan Albayrak (çok tanıdık geldi bu soyadı), MÜSİAD ("müstakil"miş oradaki "mü", bense hep sanardım ki "müslüman". ah tanrım ne kadar cahilim), İHH İnsani Yardım Vakfı, İslam Dünyası STK'lar Birliği, MAZLUM-DER, ENSAR Vakfı, Dünya Ehl-i Beyt Vakfı, Ulema Cemiyeti (İlim Yayma Cemiyeti idi ama değiştirdim, kızmazlar herhalde), GENÇ İŞADAMLARI Vakfı (işte gemilerin falan olursa katılıyorsun bu vakfa), BÜYÜK SELÇUKLU Vakfı (bu eski bir devlet değil miydi, yıkılmadı mı hala), DİYANET-SEN (imamların da sendikası varmış, yarın öbür gün namaz kıldırmak için daha fazla maaş eylemi yaparlarsa şaşırmam), GENÇLERİ EVLENDİRME ve MEHİR Vakfı ("mehir" eskiden verilen bir şey değil miydi, "başlık parası"nın güzelcesi), TÜRKİYE İMAM HATİPLİLER Vakfı (onlar da Allah'a zikretmeyi bırakmış vakıf kurmuş, tebrikler), TÜM İLAHİYAT FAKÜLTELERİ YÜKSEK İSLAM MEZUNLARI Derneği vs, vs...

AKP gerçekten seni tebrik etmek istiyorum, çok iyi organize olmuşsun. Kapatma davasının üstüne çok güzel geldi bu hareket.

Allah sizi de bizi de bildiği gibi yapsın...

Mustafa Kemal Atatürk'üm mü? Ona da bir şiir parçası Attila İlhan'dan gelsin:

Elsiz ayaksız bir yeşil yılan,
Yaptıklarını yıkıyorlar Mustafa Kemal
Hani bir vakitler Kubilay'ı kestiler
Çün buyurdun kesenleri astılar
Sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa'm Mustafa Kemal'im...

Shut The Fuck Up Europe

Muhteşem bir maçı geride bıraktık... Finale çıkamadık ama Milli Takımımızı ayakta alkışladık. Ve gördük ki ileride inanılmaz başarılara imza atmaya devam edeceğiz...

Peki neden başlığım bu kadar kaba ve hatta hakaret içeriyor?

Nedeni çok basit; eğer maçı izlediyseniz ve hakemin yanlı kararlarına tanıklık etmişseniz, nedenini siz de kolayca tahmin edebilirsiniz. Avrupa Şampiyonası, Türkiye'ye mezar edilecekti ve bu gece bu başarıldı. İyi oynayan Almanya değildi, Türkiye idi. Ama İsviçreli hakem, Türkiye'yi elemek için elinden geleni ardına koymadı ve bunda başarılı oldu. Bu hakem, Avrupa Şampiyonası için kara bir lekedir.

Uğur ile öne geçtiğimiz maçta, sevincimiz kısa sürdü. Güzel bir gol yedik ve 30 dakika 1-1 beraberlikle geride kaldı. Maç içerisinde inanılmaz pozisyonlar harcadık, Turkolarımız sanki maçı uzatma dakikalarına taşımak istiyorlardı. Güzel oynuyorlar ama gol atmaya da çekiniyorlardı. Kazım ve Mehmet sahanın her noktasında idi. Topal, muhteşem bir defans yaptı. Hamit orta alanı iyi koordine etti ama inanılmaz hatalı vuruşlar da yaptığı oldu.

Atamayana atarlar mantığı yine galip geldi ve saysanız 10'u geçmeyen ciddi atak yapan Almanlar, Rüştü'nün yine hatalı çıkışı ile çok kolay bir gol atıverdiler. Bittik o anda, çünkü maçın sonuna çok az kalmıştı.

Ama Turkolarımıza olan inancımız yitmedi. Dakika 86'da Semih bizi yeniden coşturdu. Final ümitlerimiz yeniden yeşerdi. Ama sevincimiz yine kısa sürdü ve 90. dakikada Almanya rahat bir gol daha attı ve böylece elenmiş olduk.

Teşekkürler Milli Takım, Teşekkürler Fatih Terim, Teşekkürler Türkiye...

Ve bizleri Avrupa Şampiyonası'nda görmek istemeyenler, Fatih Terim'i eleştirenler ve Türkiye'yi küçük görenler sözüm size:

"SHUT THE FUCK UP! THIS IS THE SUCCESS OF TURKIYE!"...

Gunaydin Turkiye - 23 Haziran 2008 Pazartesi

Merhabalar Okurlarım...

Bu benim bugünden itibaren yazmaya başladığım "Uyan Türkiyem!" yazılarımdan ilki. Sizlere günaydın derken, kendime de günü ve hayatı aydırmaya çalışacağım. Bu yazılara başlamak için bugünü seçtim, çünkü benim için çok çok özel bir dönem başlıyor;

Ya Herşey Sona Erecek, Ya da Tüm Umutlar Yeniden Doğacak...

Bugün Boğaziçi Üniversitesi Yaz Okulu'nun ilk günü ve saat 09:00'da dersim var. Haftanın 4 günü, saat 07:30 gibi kalkmam lazım. Bu da gece yatmak için 01:00'i geçirmem gerektiği anlamına geliyor ki ikisi birleşince voltranı oluşturmuyor ama uyku yönünden yaşamımı düzene koyuyor.

09.00 - 13.00 arası derslerim, 13.00'dan sonra da lablarım olduğundan ve hepsi kafa gerektirdiğinden yemek yemem gerekiyor. Bu kadar düzenli işleyen ders programı benim yemek yeme zamanı alışkanlıklarımı da düzene koyacak.

Bu yaz CHEM105 (Kimya) ve PHYS130 (Fizik) derslerini alıyorum. Bunlar gelecek yıl derslerini kilitlemekteler, yani bu dersler olmadan gelecek yıl ki dersleri alamıyorum. Bunları başarı ile geçtiğim takdirde, ortalamamda ciddi derecede artış olmakla birlikte gelecek yıl ders alımı konusunda elim rahatlayacak.

Ve 6 haftalık bu özel dönemi başarı ile atlatabilirsem (en az B harf notu almak istiyorum), eğitim ve öğretimimin devamı konusunda sönmekte olan umutlar yeniden canlanacak.

Dilerim tüm isteklerime güzelliklerle bir şekilde kavuşurum...

Haftasonuna göz atacak olursam;

21 Haziran 2008 tarihinde Canım Sev'g'ilim ile tanışmamızın 3.yılını da kutlamış olduk. Bana yaşamın tüm renklerini sunan Müstakbel Eşime buradan kocaman öpücükler. Dilerim daha nice yillarin haberlerini de sizlerle buradan paylaşmak nasip olur.

Cuma günü muhteşem bir maç atlattık. Bittik derken dirildik ve Hırvatistan'ı da Avrıpa kupasının dışına ittik. Çarşamba Almanya ile karşılıyoruz, dualarım seninle Milli Takımım.

Maçlar nedeni ile Türkiye gündemi şuan maç atmosferine kilitlenmiş durumda, ancak arada gözüme batanlar da yok değil.

Elektriğe rekor zam geliyormuş, gaz lambalı günlere dönüş başlasın. Paranız yoksa tabii, gariptir ülkemin o kadar da fakir olduğunu düşünmüyorum açıkçası. Vara yoğa deli gibi para harcayabiliyoruz. Yoksa bizi kredi kartlarımı kurtarıyor ne? Onlar da balonu ne zaman patlayacak merak ediyorum.

Rektör atamaları yapılacak, üniversiteler adaylarını gönderdi. Boğaziçi Üniversitesi'nin sevilen dekanı Kadri Özçaldıran seçilmiş. Hayırlı olsun, dileklerimiz onun seçilmesinden yanaydı. Öğrencilerle iç içe ve sempatik birisi. Şuan ki rektörümüzün yüzünü gören bir Allahın kulu görmek nasip olmadı. Gören cennetlik oluyormuş diyorlar ama cennetlik olan da çıkmadı bizden, tüh yine cehennemde yanacağız demek ki.

Ülkemizin bir köşesinden bir tecavüz haberi, bu sefer manşetlere taşındı. Çünkü 17 yaşındaki hatun kişi, 13 yaşındaki çocuğa tecavüz etmişti. Bir de üstüne hamile kalmış. Nasıl bir coşku varmış kızda, cezaevinden çıktıktan sonra kendisi ile evlenecek er kişiye kolaylıklar diliyoruz ve öpüyoruz kendisini. Bir başka öpülesi kişi de Sivas'tan. 11 yaşındaki bir kıza tecavüz etmiş bir herif. Bu herif, 2007-2008 yılında para ile derslere giriyormuş. Kıza üzüldük, dilerim çabuk atlatır travmasını. Herifi de dileriz cezaevinde bir güzel öperler. Onu da öptük...

Ey Okurlarım, hiçbir araç küt diye duramaz ve size çarparsa size zarar verir. Hele bu çarpan şey bir tren ise, sizi sizden alır öte aleme götürür. Gaziantep'teki minibüsün şoförü bu gerçeğin farkında değilmiş ve 8 kişinin ölümünden sorumlu oluvermiş. Başları sağolsun diyoruz ve tebrik ediyoruz kendilerini, düğünden geriye göz yaşı bıraktıkları için.

Ve muhteşem ülkemiz. Yani eğer birbirimize çamur atmak işin içinde olmasa gerçekleri hiç göremeyeceğiz. İ.Melih Gökçek, Ankara'daki arsenikli su tartışmalarında tokatı İzmir'e vurmuş ve iddia etmişti : "İzmir'in suyunda da arsenik var." Dediği doğru çıktı, varmış. Hayırlı olsun arkadaşlar. Hemencecik falınıza bakayım, üç vakte kadar öleceksiniz. Siz zaten ölmüştünüz biliyorum ama yine öleceksiniz. Yahu o değil de, artık yanlış seçilen belediye başkanları üzerine bir bardak bile soğuk su içemeyeceğiz ya ona yanıyorum ben.

Bu sabahlık bu kadar okurlarım.

Sizleri çok seviyorum, en çok da seni Sev'g'ilim....

Kalbimiz Turkolarla... Ve Turkolar Ceyrek Finalde...

Ve işte 2-0'dan 3-2'yi yapmayı bildik ve gruptan çıktık. Tebrikler Türkolar. Fatih Terim ve Milli Takım gerçekten rahat bir nefes aldı, onlara inanmayanlar ise yarın bir güzel kıvıracaklar.

Tüm Türkiye Bayram Etsin, Ama Lütfen Silahlar Patlamasın...

Bu sene futbol açısından çok güzel geçti. İstediğimiz başarıları alamamış olsak da dolu dolu idi. Bu akşam da, hatta şu saatlerde Türkiye - Çek Cumhuriyeti maçı yapılmakta. Dileklerim Türkolarımızın yenmesi yönünde. Yendiğimiz takdirde, başta Fatih Terim olmak üzere tüm takım rahat bir nefes alacak.

Garanti'nin Türko reklamını da çok sevdim, keşke biraz daha çeşitlendirselermiş. Gruptan çıkarsak, o zaman çeşitlendirme yapacaklarına inanıyorum. Ayrıca hazırladıkları marş gerçekten harika. Buradan dinleyebilirsiniz...

Ben hala Tarkan'ın yaptığı marşı seviyorum, eline diline sağlık deyip dinleyelim ;)

Bu yazı, 22:25'te yazılmış ve 00:25'te güncellenmiştir.

Beklerim Ates Tilkimi, Cikar Gelir Opera

Firefox'u beklerken, Opera 9.5 sürümünü yayınlayıverdi.

Herkesin aksine, programın göze hoş gelmesinden öte alt yapısı beni alakadar ediyor ve görünen o ki Acid3 testleri 83/100 oranları ile geçebiliyormuş. Fare hareketi tanıma özelliği de, Opera'nın vazgeçilmezlerinden ve onunla bütünleşmiş bir uygulama. Firefox'taki eklentiler desteği, Opera'da zımbırtılarla karşılanmaya çalışıyor ancak hiç yeterli geldiğini sanmıyorum. Firefox'a da eklentilerle kazandırılabilen Speed Dial özelliği, Opera ile birlikte uzun süredir gelmekte. Speed Dial'de sık kullandığınız internet sayfalarını ya da tarayıcınızı açtığınızda ilk erişmek istediğiniz sayfalarınızı, tarayıcı sekmesindeki kare alanlara giriyorsunuz. O alanda sitelerin güncel bir arayüzleri tutuluyor ve siz de böylece o siteye erişmek istediğiniz zaman tek tıklamayla erişebiliyorsunuz. Yine Opera, dahili bir BitTorrent desteği olan bir dosya yükleme yöneticisi ile gelmekte; ancak, uTorrent varken Opera'nınki kullanılır mı bilmem (ben kullanmam açıkçası).

Opera sitesinden aldığım bilgilere göre; Opera 9.5, bir önceki sürümünden (9.2) iki kat daha hızlı olarak internet sayfalarını ve javascriptleri açabiliyor. Açılış süresi de azaltılarak, kullanım keyfi artırılmış. Ayrıca internet standartlarına uyumluluğu artırılmış.

Ancak Opera'nın yeni sürümünde Dragonfly adında bir internet geliştirici uygulaması mevcut ki, detaylı bir şekilde incelenmeye değer. Kısaca şunu söyleyebilirim ki; Opera, geliştirici kadrosunu genişletme düşüncesinde bana kalırsa ve bunun için ilk adımları da atmış.

Bir de Opera'nın gelişim sitesinde şu bilgiye yer verilmiş; önümüzdeki günlerde, internet standartların etkin ve verimli kullanılması konusunda sizlerle dersler paylaşacağız. Buradan çıkaracağımız sonuç ise şu; biz öğretiriz, öğrettiğimize alışır bizim gibi yaparsınız ve de böylece bizler internet standartları üzerinde hakim bir güç olmaya başlarız.

Opera geldi hoş geldi, Opera severleri çok mutlu ettiği kesin. Ancak getirdiği radikal değişiklikleri pek göremediğimiz için Firefox kullanıcıların ilgisini henüz çekebilmiş değil.

17 Haziran 2008 tarihinde yayınlanacağı bildirilen Firefox 3.0; azaltılmış kaynak tüketimi, geliştirilmiş adres çubuğu, etiketleme sistemi zenginleştirilmiş yer imleme özelliği, artırılmış internet standartları uyumu ve hepsi birbirinden harika ve değerli eklentileri ile bence muhteşem ve vazgeçilmez.

Bazı arkadaşlar, iki internet tarayıcısının da güzel özelliklerinden faydalanabilmek adına ikisini birden kullanıyorlar. Ancak bu benim seçimlerime ve kullanım alışkanlıklarıma biraz ters. Çünkü tüm yer imlerim ve diğer kullanım özelliklerim Firefox'ta iken, bir taraftan da Opera'nın yeniliklerini kullanmaya çalışmak açıkçası çok zor ve bir o kadar da gereksiz. Bu aynı anda hem kadın hem erkek olmaya çalışıp arada kalmak gibi bir şey.

Bu arada Firefox 3.0'ın indireleceğin gün bir rekor kırılmak isteniyor. Bu nedenle "Download Day" adı ile bir organizasyon düzenlenmiş. Şu ana kadar 1,142,177 aktif destek mevcut. Pasif destekleri de eklersek, istenilen rekor kırılacakmış gibi gözüküyor.

Bir de belki dikkatinizi çekmiştir sürekli 3.0 demekteyim, sizler de orada burada sadece 3 olarak görmektesiniz. Ancak sıfırı atmak ateş tilkime haksızlık olacak. Çünkü önümüzdeki günlerde, bu sürüme yetiştirilmeye çalışılan ancak aceleye getirip işi yavan yapmayalım diyerek Firefox 3.0'a eklenemeyen özellikler Firefox 3.1 ile bizlere sunulacak.

Yazıyı bitirmek gerekirse; Ben, Firefox ve eklentilerim muhteşem üçlüyüz. Firefox alışkanlıklarımdan vazgeçemeyeceğim için Opera benden uzak duracak. Ancak siz yine de bir deneyebilirsiniz.

Opera'yı indirmek için tıklayınız...

Not: Farkı farkettiyseniz IE'den hiç bahsetmedim. Eh eğer artık bize aklımızı başımızdan alacak özellikler sunmayacak ise bu pazardan çekilmesi haktır. Kendisi ölüm döşeğindeki bir hasta, ölse de namazını kılıp gitsek diye yolunu gözler olduk.

Hayatimi Yeniden Duzenleyecegim

Son zamanlarda o kadar çok sıkıldım ve bunladım ki anlatamam. Joomla!TR ve AHDER'in siteleri, TOG için yazmam gereken yazı ve bu arada çalışmam gereken finaller. Üstüne maddi ihtiyaçlar, acil karar alınması gereken konular, falan filan. Çeşit çeşit dert tasa, her bir tarafımdan saldırdı. İşte bu günler içerisinde çeşitli farkındalıklar da yaşadım. Ve bu farkındalıklar, önümüzdeki günlerde beni şuan zamanımı ayırdığım bir çok şeyden vazgeçirecek. Vazgeçiyorum, çünkü şuan yaşamımda olan bazı şeyler beni mutlu etmekten çok strese sürüklüyor. Örneğin; Joomla!...Joomla! AHDER ve Joomla!TR ile ilgili verdiğim sözlerimi en kısa zamanda yerine getirip bu alandan çekilmeyi düşünüyorum. Yani bir kaç hafta içerisinde; Joomla!TR'de bildiklerimi derslerle (forumlardan değil) anlatan bir Joomla! severe dönüşeceğim. AHDER'de ise çalışmalarıma devam edeceğim. Ancak yeni bir çalışma almayacağım ya da bundan sonra Joomla! ile ilgili herhangi bir sorumluluk almayacağım. Kısaca Joomla! ile olan yolculuğumun sonuna geldim. İleri ki günlerde çok daha fazla doğru karar vereceğimi tahmin ediyorum. Yine ilk paylaştığım kişiler sizler olacaksınız. Not: Joomla!dan arta oldukça fazla zaman kalacağından yazılarım da artacaktır. Blogum için güzel bir artı olacak bu vazgeçiş.

Bugun Onemli Bir Secim Yaptim

Ben bir epilepsi hastasıyım. Epilepsi hastaları, doktorlarının kontrolünde belli bir süre (uzun bir süre) ilaç tedavisi görürler. Sonrasında herhangi bir kriz geçirmezlerse, ya ilaç tedavisi az dozajda devam eder ya da ilaç tamamen bırakılır. Ben bir epilepsi hastası olduğumdan ötürü, benim de kullandığım bir ilaç var: Depakin Chrono 500 mg.

Bu ilacı, sürekli ve atlamadan kullanmam gerçekten çok ama çok önemli. Ufak bir ara tüm tedavi sürecini en başına çekebiliyor. Tedavi sürelerinin 5 yıl gibi uzun zaman dilimleri olduğunu göz önüne alacak olursak durumun önemini daha iyi kavrayabiliriz.

Son zamanlarda içinde bulunduğum buhranlardan ve yaşamımın bir türlü düzene girmeyişinden ötürü ilacımı sağlıklı bir şekilde kullanamamaktaydım. Ancak son bir aydır (ki bu benim için iyi bir süre), düzenli bir şekilde götürüyorum ve ilacımı hiç aksatmıyorum.

Gelelim benim için önemli olan seçimime;

Bugün cebimde 20 liram vardı. İlacın bedeli, 18,5 lira. Onun dışında tek bir kuruşum bile yok. İşte tam bu anda bahsettiğim önemli seçimimi yapıp paramı ilacımı yatırdım, çünkü bitmişti ve almam gerekiyordu. 2 ay önce olsa, elimdeki para ile ilaç değil yiyecek alırdım. Şimdi ise ilaç alıyorum.

Ne mi yedim?

1,5 liraya bir sandviç yaptırdım. Onu yedim. Şuan açım, odada kuru bir ekmek buldum onu yiyorum.

Yarın mı?

Buluruz elbet bir çare... :)