Ben Bir Eşcinselim

Desem elbette yalan söylemiş olurum. Hayır, bir eşcinsel değilim. Ama karşı cinsten bir sevgili edinmek benim seçimim, annemle babamdan öyle gördüğüm için değil bu. Sadece eksik yönlerimi bir kadının kapatabileceğimi düşünüyorum ve bu yönde seçimlerde bulunuyorum.

Karşı cinsten bir sevgili edinmek benim seçimim olduğu gibi, kendi cinsimden bir sevgili edinmek de benim seçimim olabilirdi. Elbet kendi hem cinslerimle daha iyi geçinebileceğimi düşünebilir ve hayatıma bu yönde yön verebilirdim. Eksikliklerimi başka bir hemcinsimin kapatabileceğine inanabilir ve kendi cinsimden bir sevgilim olabilirdi.

(Gelecekten Gelen Not: Eşcinsellik bir tercih değil, doğal bir eğilimdir. )

Eşcinsellere olan azami derecedeki olumsuz yaklaşımı bu yüzden ben kabul edemiyorum. Taklitçi beyinler, herşey de olduğu gibi bunda da elektrikli ve dikenli tellerle çevrili sınırlar çiziyorlar. Herkesin karşı cinsten sevgilisi olmasını şart koşuyor, sadece karşı cinsle evlilik yapanları tebrik ediyor ve eşcinsel yönelimli kişileri neredeyse linç ediyorlar. Bu sadece ülkemizde değil, dünyanın bir çok yerinde bu şekilde.

Genellikle örf ve âdetlere uygun olmadıkları dile getirilse de, bence dinsel bir karşı çıkma bu. Dinlerin bir çoğunun bu konuda ciddi sınırlamaları olduğu savunulur. Savunulur diyorum çünkü bunun bu kadar basit olduğunu düşünmüyorum. Bu tür kısıtlamaların sonradan dinlere eklendiğini ya da dönemin şartlarında daha iyi niyetli amaçlarla dinlerin içine katıldığına kendimi inandırmaya çalışıyorum.

Düşünün bir kere; insana kadın ya da erkek olmasını hissettiren şey hormonlarımız. Erkeklerde farklı hormonlar, kadınlarda farklı hormonlar çeşitli nedenlerle fazla salgılanmakta ve sonuç olarak kendimizi erkek ya da kadın olarak hissetmekteyiz. Cinsiyetin tayininde en önemli organlar olan penis ile vajina bile birbirlerinin kopyası. Tek farkları bu üreme organının erkeklerde dışarı doğru, kadınlarda ise içeri doğru olması. Bundan sonra hormonların kontrolünde çeşitli özelleşmeler olmakta ve kadın ile erkek şekillenmektedir. Yani insan sadece insandır. Kadın, erkek ya da ara cins diye sınıflandırmak açıkçası yanlıştır.

Her bireyin cinsiyet ayrımı yapılmaksızın sadece insan olduğunu anlayıp kabul ettiğimizde ise "eşcinsellik" konusunda ikinci bir adım atabiliriz. İlk adımda ön planda olanın cinsellik olmadığını, cinsel anlamda ortak kökenden gelmiş olduğumuzu anlamış olduk.

İkinci adım; ruhsallık ve düşünsellik. Bir ilişkiye öncellikle fiziksel özelliklerimize bakarak başlıyor olabiliriz, kendimize göre en güzeli ya da en yakışıklıyı seçmiş olabiliriz. Ama uzun süreli ilişkilerde fiziksel özellikler önemini yitirerek, yerini ruhsal ve düşünsel özelliklere bırakır. Ruhen ve aklen barışık olduğumuz, iyi anlaştığımız, birbirimizin kalbini kırmaktan çekindiğimiz, birbirimizin düşüncelerine değer verdiğimiz kişilerle uzun süreli ilişkiler yaşarız. Eğer ruhen ve aklen kendimize uygun kişiyi bulamamışsak, sevdiğimiz kişi dünyanın en güzeli ya da en yakışıklısı olsa dahi onunla ilişkimize son verir ve yeni arayışlar içine gireriz.

Peki ruhların ve düşüncelerin cinsiyeti var mıdır? Elbette yoktur. Az önce insanların da cinsiyetlerinin olmadığını görmüştük. Bu durumda homoseksüel ilişki yaşayanların, heteroseksüel olanlardan gerçek manada hiçbir farkları yok. Görünürdeki fark, taklitçi zihniyetlerin insanları sınıflandırmak ve kendi muhteşem egolarını tatmin etmek için oluşturdukları bir hiçlik.


Bu bağlamda, eşcinsel olarak nitelendirilen bireylere yapılan haksızlığı kabul edememem gerçekten çok normal. Eşcinsellere ve aslında cinsiyetsizliğe her zaman destek oldum. Dikkatinizi çekmiştir, blogumun logosunda bir gökkuşağı var. Bu gökkuşağı blogumda tüm renklere yer verdiğimin ufak bir simgesi, tıpkı insanları tüm insanlara ve onun düşüncelerine yer verdiğim gibi.

Uzun süredir bu konuda yazmayı düşünüyordum ama kafamı toplayamamıştım. Bu konuda yazmamın nedeni, takip ettiğim bloglar arasında yazılarını severek takip ettiğim eşcinsel arkadaşlarımın varlığı. Peki neden bu eşcinsel arkadaşlarımızın bloglarını ilgi ile takip etmekteyim? Cevap aslında çok basit ama detaylı olarak açıklamak isterim:

Hemcinslerimin blogları genellikle akla hitap eden içeriklere sahip. Teknoloji, internet ve tasarım dünyası, pazarlama ya da modern dünyanın diğer meşguliyetleri ile örülü. Pek bir azı kişisel dünyasına inmemize izin veriyor, belki de yanlış anlaşılacaklarını düşündükleri için bazı yazıları yazmaktan uzak duruyorlar. Karşı cinslerimin blogları ise genellikle ruha hitap eden içerikle dolular. Şiirler, hikayeler ya da resimler ve müzikler. İçeriklerinin birçoğu eposta gruplarında ya da internette dolaşan ve artık ezberlediğimiz dökümanlardan oluşmakta.

Hemcinslerimin ve karşı cinslerimin blogları için "genellikle" ifadesini özellikle kullandım. Elbette iki taraf için de yine severek takip ettiğim bloglar mevcut, hem akla hem ruha hitap eden.

Peki ya eşcinsel arkadaşlarımın blogları? Bu blogların çok daha farklı bir tatları var. Ruh ile akıl kesin çizgilerle ayrılmıyor, iç içe. Bazı noktalarda benim blog tutma mantalitemle uyumlular; her konuda, sınırlar çizmeden yazmak ve paylaşmak.Kısaca her birisi gökkuşağının tüm renklerini güzel bir uyumla içlerinde barındırıyorlar ve bu özellikleri ile beni sıkı takipçilerinden biri yapıyorlar.

Dilerim bilgilerimi ve düşüncelerimi yeterince açık ve net olarak sizlerle paylaşabilmişimdir.

Sevgi Kalplerinizden, Aklınız Beyninizden Hiç Eksik Olmasın...
Ötekileştirmeyin, Ötekileşmeyin...


6 yorum

  1. Bir insanım, dünya üzerindeki bütün insanlar tek bir mesleği seçemezler, başarılı oldukları birkaç meslek mevcuttur ve başarılı olacakları meslekleri seçtiklerinde mutlu olurlar... meslek seçimi kişinin yeteneklerine bağlı olarak değişir... meslek bir seçimdir, başarılı olunacak meslekler içerisinde tercih yapılmaktadır...

    bir erkeğim, fiziki anlamda hiçbir erkekten farkım yok, beynim farklı çalışmıyor, sadece bir cinsel organa sahibim, seçilmiş bir ruhum var... diğer erkeklerden beni ayıran ve diğer erkeklerden beni üstün kılan özelliğim detayları daha net görebiliyor olmam, bir olaya duygusal anlamda daha fazla yoğunlaşabiliyor olmam, sadece ak ve kara değil bakış açım, griyi de net görebiliyorum...

    bir eşcinselim, bu meslek seçimi gibi bir seçim değil, doğuştan gelen özellikler, bedenim östrojen hormonu salgılamıyor... ya da bir kadına yakışır hareketler içerisine girmiyorum... cinsiyet değiştirmeyi düşünmüyorum... kadına özenmiyorum... bir erkeği bir erkek olarak seviyorum...

    Bu sevgi heteroseksüel ilişkilerde olduğu gibi.. hiçbir farkı yok bana göre... Zaten seks yapan bedenlerimizde cinsel organlar değil beyinlerimiz... Kimya olarak farklıyız... İnsan olarak değil...

    Kimileri çift cinsel organa sahip olduğumuzu düşünüyor. yanlış...

    kimileri illaki kadın olmak istediğimizi düşünüyor. yanlış...

    kimileri ilişkide bir taraf kesinlikle aktif (erkek) diğer taraf kesinlikle pasif (kadın) olduğumuzu düşünüyor. yanlış...

    2008 de islam konferansından çıkan fetva "tek eşli olmanın bir günah sayılamayacağı" yönündeydi...

    İnsanların bilgilendirilmesi gerekiyor, bu da zaman alacaktır...

    yazıya ek olarak yazmak istedim...

    YanıtlaSil
  2. çok teşekkür ederim, ülkemde aydınlık insanlar görmek beni mutlu ediyor, gelecek ve ülkem için ümitleniyorum... ırkçılar tarafından öldürülen masum bir can için pek çok kişi "hepimiz ermeniyiz" diye haykırınca, kimileri bunu analarına bir küfür gibi algılamıştı, evet ezilenler için, haksızlıklar için gerekirse hepimiz çingene, hepimiz zenci, hepimiz eşcinseliz diye haykırabilmeliyiz.

    YanıtlaSil
  3. Maalesef Türkiye sizlere çok yabancı arkadaşlarım.. sizleri en başta insan gibi görebilmeleri için uzun yıllar gerekiyor. Türkiye'de solcular, Kürtler, eşcinseller, metal müzik severler...; yani Aziz Nesin'in itham ettiği topluluk yanında marjinal kalanlar her zaman dışlandı, hor görüldü. Uzay çağına da gelsek, eller klavye kullansa da beyinler örümcek ağlarında boğuluyor.. Tüm insanlara sevgiler... Eşcinsellere saygı duymak için insan olmanın yanında artı özelliklere gerek yok..

    Herkese sevgiler & selamlar

    YanıtlaSil
  4. Genelinde aydınlık ve çağdaş bir bakış açısı ile yaklaşmışsın. Fakat ''dinlere sonradan girmiştir'' veya ''iyiniyetle eklenmiştir gibi'' iddialarının senin körpe beynine yerleştirilmiş ''laik, modern, müslüman, Türk'' kalıbına uyma uğraşı olarak gördüm ben. Tabii bu benim görüşüm.

    Duyulmak istenmeyen şeyin, ''dinin bir zehir'' olduğu konusunda ısrarım var. Çoğunluk katılmaz, ama tüm sosyolojik veriler, tarih bunu gösteriyor.

    Hayatta başarılar. Genç yaşında bu fikirleri zahmet edip ortaya dökmen ilerisi için ümit verici

    YanıtlaSil
  5. Ne oluyor Allahaşkına sizlere millet? 5 Posta, güzel kardeşim sen dini gerçeğiyle yaşayan bir insan gördün mü? Bugünden bahsetmiyorum. Senin ayağını bastığın bu topraklar; müslüman dedelerinin iman dolu göğsünde söndürdüğü topların,mermilerin hatıralarını taşıyor. Allah'a sonuna kadar inanıyorum. Şimdiki sahte din unsurlarından tamamen nefret ediyorum. Aslında siz beni çok çok iyi tanıyorsunuz ancak şimdi sosyal medyada bombardımana uğramamak için adımı vermeyeceğim.

    YanıtlaSil
  6. Eline sağlık. gayet güzel bir yazı olmuş...

    YanıtlaSil

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...