Haklarının Kısıtlanmasını İsteyen Halk

Merhaba Değerli Okuyucularım...

Az önce blogumla ilgili önemli kararlardan birini aldım.  Bu kararı almamda özellikle İsrail hakkındaki pozitif yazıma gelen haddini aşan yorumlar neden oldu ve bu kararımı ivedilikle uygulamaya koyacağım.

Şu zamana kadar 172 tane yazı yazdım. Bunların konuları çeşit çeşitti. İçeriklerini gündelik yaşamdan ve benim şahsi hayatımdan aldılar. Düşüncelerimi kimseye boyun eğmeden aktarmaya gayret ettim.

Yazılarıma gelen yorumlar da elbette benim için çok önemliydi. Blogum üzerinde tüm düşüncelere yer vermek, kabul etmediğim düşünceler olsa dahi onları da siz okuyucularımla paylaşmak benim için çok önemliydi.

Ancak şuan görüyorum ki, yorum yapanlar kimliklerini açıkça yazacak cesareti bulamadan yazılarımı eleştiriyorlar. Keşke sadece yazdıklarımı ya da düşüncelerimi eleştirseler. Elbette herkesin aynı şekilde düşünmek zorunda olmadığını biliyorum, ama artık bu yorumlar şahsıma yönelik ağır ithamlar içermeye başladı.

Ayrıca bu kadar olumsuz yorum alan yazılarımın, insan ufkunu açabilecek diğer yazılarımı da gölge altında bıraktığını düşünüyorum.

Bu nedenle bu yazılarımda ve bloguma yapılan yorumlarda düzenlemelere gideceğim. Özgür düşünce adına şahsıma yapılan hakaretleri uzun zamandır hoşgörmeme karşın, anladım ki; halkımız özgür düşünce ortamı değil, baskıcı rejimler istiyor ve işte o şekilde de yönetiliyor.

Saygılar...

Joomla! Çalışmalarımı Tamamen Bıraktım

Ocak 2005 tarihinde "Mambo İçerik Yönetim Sistemi" ile başlayıp "Joomla İçerik Yönetim Sistemi" ile devam eden, 1 yıllık bir süre içerisinde "Türkçe Çeviri ve Destek Koordinatörlüğü"nü yürüttüğüm Joomla! ile ilgili tüm ilgimi kestiğimi kamuoyuna duyururum.

4 yılı aşkın süredir, kimi zaman yoğun olarak kimi zamansa hiç üzerinde vakit harcamadan çalıştığım Joomla!yı bırakmaya karar verdim. Aslında 6 ayı aşkın bir süredir zaten oldukça pasif olarak ilgimi devam ettiriyordum ancak artık bu ilgimi tamamen sonlandırmaya karar verdim.

Bırakma kararımda etkili olan unsurlar:
  • Eski heyecanımı kaybetmem,
  • Vakit kaybı olarak görmem,
  • Geleceğime ciddi anlamda bir şey katmaması,
  • Ve okuluma yoğunlaşmak istememdir.
Benimle bir şekilde çalışmış tüm arkadaşlarıma teşekkürler, Seni Özlemeyeceğim Joomla!...

Epostalarla Dolaşan Rezalet

Yazılarımdan beni takip edenler, siyasi düşüncem hakkında az çok fikir sahibidir. Daha çok AKP kanadına yüklensem de yanlış olduğunu düşündüğüm bir şeyin karşısında her halükarda dururum, ve elbette takdiri hak eden uygulamaları da ayakta alkışlarım.

Bu aralar bir eposta dolaşıyor, başlığı "Aman Saçı Görünmesin". Amaç türbanlı bayanların fotoğraflara yansıyan çelişkileri. Elbette düşünceleri ile yaptıkları tutmayan insanları eleştiriyoruz.

Ama bu amacını aşan bir dağıtım. Bu kişisel haklara müdahaledir ve fotoğrafların sahipleri rahatlıkla bu epostayı dağıtıma açan ve bu şekilde yaymaya devam eden kişilere dava açabilir ve kazanır da.

Taraf mı değiştirdim? Hayır. Ama dağıtılan epostadaki bazı fotoğraflarda kişilerin kimliklerini gizleme gereği duyulmamış.

Bu fotoğrafta bir çiftin öpüşmesi var. Dağıtılan epostada bu arkadaşların yüzleri karalı değil. Kimlikleri açık bir şekilde tespit edilebilir konumdalar. Bu tür fotoğrafların sahte olma ihtimali dahi var. Sahte olmasa bile, yanlışları göstermek adına kimsenin kimliğini bu denli hedef göstererek açık edemezsiniz.

Aynı şekilde bu fotoğrafta da tüm yüzler çok açık bir şekilde dağıtılmakta. Bir yanlış gösterilirken, çok daha büyük bir yanlış yapmak mantık sınırları içerisinde değil.

Ve sinirlerimi alt üst eden, bunu çekene ciddi anlamda lanetlerimi ilettiğim ve buradaki iğrençliğe hiç dikkat edilmeden bilinçsizce dağıtılan fotoğraf. Bu tür fotoğraflara ve videolara, erotik sitelerde bol bol rastlayabilirsiniz. İçimizde yaşayan bir sürü melun köpek tarafından, gerek kendi doymak bilmeyen zevkleri için gerekse diğer yaratıkların iflah olmaz şerefsizliklerini malzeme yapmak için çekilen etek altı görüntülerden bir tanesi olarak tanımlanabilir.

Herhangi bir kadın, gerek eteği kısa olsun gerekse uzun bu türden bir açılıma maruz kalabilir. Bir rüzgar eteğinizi başınıza geçirebilir ya da dikkatsizce oturuvermiş olursunuz. Bilmezsiniz ki yakınınızda bir sapık vardır ve sizi görüntülemek için fırsat kolluyordur. Sizi görüntüleyecektir ve sizi 3'ün 1'ini tutmuş kişilere zevk malzemesi yapacaklardır.

Üstüne üstlük böyle bir fotoğrafı, fotoğraf sahibinin kimliğini gizlemeye ihtiyaç duymadan dağıtmaktadır. Amaç türbanlıların çelişkilerini göstermek iken, kendini akıl almaz bir iğrençliğin ortasına itivermiştir.

Bu epostanın dolaşımına bir son verilmelidir ya da fotoğraftaki kişilerin kimlikleri benim de yaptığım gibi gizlenmelidir. Aksi takdirde bu iğrençlik bilinçsizce topluma aşılanmaya devam edilecektir.

Bu fotoğrafların sahiplerinin de bu epostanın kaynağına ve epostaları dağıtmaya devam eden kişilere dava açabileceklerini belirtmek isterim, bence bir anlamda ders olması açısından bu işin üstüne gidilmesini öneririm.

Saygılarımla...

Özür : Bu bilinçsizlik ve amacı aşan davranışlar sinirlerimi bozduğu için ağzımın ayarı kaçmış olabilir. Bu nedenle özür dilerim.

81. Oscar Ödülleri Sahiplerini Buldu

81. Oscar Ödülleri'nin adayları oldukça iddialı yapımlardı. Hepsi birbirinden muhteşemdi filmlerin ama elbette favori adaylar da vardı, Slumdog Millionaire gibi. Slumdog Millionaire birçokları gibi benim de favorimdi ve hak ettiği başarıları kazanmayı bildi. Filmden "Slumdog Millionaire ve Müzikleri" yazımda bahsetmiştim (Müzikleri ilk eklediğimde tam sürümdü ama telif hakları sebeplerinden ötürü 30 saniyeye kısaltılmış. Tüm albümü şuradaki torrent adresinden indirebilirsiniz).

Slumdog Millionaire 10 dalda adaydı ve en az yarısı alacağını söylemiştim. Haksız çıkmadım ve 8 dalda Oscar'ın sahibi oldu.

81.Oscar Ödülleri'nin Sahipleri
En İyi Film : Slumdog Millionaire
En İyi Yönetmen : Danny Boyle ( Slumdog Millionaire )
En İyi Kadın Oyuncu : Kate Winslet ( The Reader )
En İyi Erkek Oyuncu : Sean Penn ( Milk )
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu : Penélope Cruz ( Vicky Cristina Barcelona )
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu : Heath Ledger ( The Dark Knight )
En İyi Özgün Senaryo : Dustin Lance Black ( Milk )
En İyi Uyarlama Senaryo : Simon Beaufoy ( Slumdog Millionaire )
En İyi Animasyon Film : Andrew Stanton ( WALL-E )
En İyi Kısa Animasyon Film : Kunio Kato ( La Masion En Petit Cubes )
En İyi Sanat Yönetmeni : Donald Graham Burt ( The Curious Case of Benjamin Button )
En İyi Kostüm : Micheal O'Connor ( The Duchess )
En İyi Makyaj : Greg Cannom ( The Curious Case Of Benjamin Button )
En İyi Görüntü Yönetmeni : Anthony Dod Mantle ( Slumdog Millionaire )
En İyi Kısa Film : Jochen Alexander Freydank ( Spielzugland )
En İyi Belgesel ve Kısa Belgesel : James Marsh and Simon Chinn ( Man On Wire ) ve Megan Mylan ( Smile Pinki )
En İyi Görsel Efekt : Eric Barba, Steve Preeg, Burt Dalton ve Craig Barron ( The Curious Case of Benjamin Button )
En İyi Ses Montajı ve Miksajı : Richard King ( The Dark Knight ) ve Ian Tapp, Richard Pryke and Resul Pookutty ( Slumdog Millionare )
En İyi Kurgu : Chris Dickens ( Slumdog Millionare )
En İyi Film Müziği : A.R.Rahman ( Slumdog Millionare )
En İyi Şarkı : Jai Ho ( Slumdog Millionare )
Özel Ödül : Jerry Lewis
En İyi Yabancı Film : Yojiro Takita ( Departures - Japonya )

Slumdog Millionaire dediğim gibi favorimdi. Birçok otoritenin aksine "The Curious Case Of Benjamin Button"a pek fazla şans vermiyordum, bana "Love In The Time Of Cholera"yı hatırlatmıştı. O kadar sıkılmadım izlerken ama abartıldığı kadar olmadığını da düşünmüştüm.

Animasyon dalında hayal kırıklığına uğradığımı söyleyebilirim. "Bolt"un elbette hiç şansı yoktu. Eğlenceli bir filmdi ama Oscar kazanamayacağı açıktı. "WALL-E" gerçekten başarılı bir yapım olmasına karşın, favorim felsefesi ve dolu dolu içeriği ile "Kung-Fu Panda" idi. Gerçekten üzüldüm.

En İyi Erkek Oyuncu dalında Richard Jenkins ( The Visitor )'in aday olduğunu öğrenince çok sevinmiştim ama ödülün sahibi Sean Penn olmuş. Henüz "Milk"i izlemedim, en yakın zamanda izleyeceğim.

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü'nü alan elbette ki "The Dark Knight"ın ölümsüz Joker'i Heath Ledger. Akıllarımızda muhteşem bir Joker olarak kaldı ve hiçbir zaman öğrenemedik neden ağzının yaralı olduğunu.


En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu olarak Penélope Cruz'a "Vicky Cristina Barcelona"daki performansıyla ödül verilmiş. Ancak beni tatmin etmedi açıkçası, çünkü Penélope Cruz'u bir türlü sevemedim ne yapayım.

Açıkçası çok verimli ve dolu dolu bir yıldı. Filmlerin hepsi birbirinden kaliteliydi ve eminim juri karar vermekte oldukça zorlanmıştır.

Bir gün bir En İyi Yabancı Film dalında bir Türk filmini de buradan duyurma temennisi size iyi seyirler diliyorum...

Tiz Koparıla Kelleleri Demiştim

Dün ki Kocaeli yenilgisinden sonra Galatasaray camiasındaki herkes hakkındaki taraftar fermanının kelimelerinden bir demet yazımın başlığı. Dün akşam Galatasaray, Kocaeli'ye 5-2 yenildi ve Ali Sami Yen'deki maçı Taner Gülleri'nin 4 golü ile kara bir not olarak ekledi şanlı tarihine. Adnan Polat acil toplantı yaptı ve Skibbe'nin gönderilip gönderilmeyeceğine dair kararın Bordeaux maçından sonra verileceğini öğrenmiş olduk, en azından medya bu şekilde yansıttı.
Ve bu gelişmeleri görünce ben üzüldüm... Gerçekten üzüldüm... Galatasaray şuan UEFA Kupası'na adım adım yaklaşmakta. Bordeaux'u elemesi muhtemel gözüküyor. Süper Lig'de 5.sırada, o da averajla Fenerbahçe'nin gerisinde. Lider Sivasspor'dan sadece 8 puan eksiği var. Kaliteli bir kadrosu ve efendi bir teknik direktörü var. Herşey çok güzel...

Ama güzel olmayan tek bir şey var ki, o da taraftarın açgözlülüğü. Hep daha fazla hep daha fazla... Yendiğin gibi yenilebilirsin de. Sen arasıra yenileceksin ki diğer takımlar da Süper Lig'de varlık sürdürebilsin. Her maçı yenecek olursan bu ligin ne keyfi kalır. Yenilgilerin işin tadı tuzu, neden hala farkına varamadın taraftar.

Ben kendimi bildim bileli Fenerbahçe'liyim. Galatasaray'ın arka arkaya şampiyonluklar yaşadığı, sonra da UEFA Kupası ile Süper Kupa'yı sırtlayıp getirdiği dönemleri bizzat yaşadım. Sürekli baskı altında kaldık, tuttuğum takımı değiştirmek adına. Değiştirmeliydim çünkü artık hiç başarı kazanamıyordu.

Ama sevmek bu değildir, sevmek ufacık bir yanlışta kapı dışarı etmek değildir. Sevmek affetmektir. Sevmek, yanlışı gördüğü zaman düzeltmesi için ona destek vermektir. Onu yanlız bırakmamaktır. Bizim taraftar sevmiyor, sömürüyor.

Bir maç kaybedilsin hemen "Acaba?"lar yükselmeye başlar. Birkaç maç daha kaybedildiği zaman teknik direktör kovalanır. Durun hele, adam henüz alışamadı. Yok, tiz koparıla kellesi...

Teknik direktör gitti, ama takım hala maç mı kaybediyor? Yönetimin ve futbolcuların tiz koparila kelleleri...

Çok yazık çok...

Galatasaray büyük bir takımdır, Fenerbahçe de öyle, Beşiktaş da...Birkaç hata yaptı diye silinip atılamaz...

Tüm takımlarımıza zorlu ve kafa kopartan yolculuklarında başarılar...

Güncelleme:  Toplantıdan çıkan karar sonucu Skibbe gönderildi ve yerine Bülent Korkmaz getirildi. Hagi teklifi kabul etmemiş, akıllı çünkü takıma en baştan devralmak istiyor doğal olarak. Bülent Korkmaz'ın başarılı olabileceğini pek sanmıyorum, dilerim yanılırım.

Beyazın En Çok Yakıştığı Araba

"Kız gibi araba!" diye bir laf vardır bilir misiniz? Buna en çok uyan araba markası Audi. Tüm modelleri ile kız gibi ve tasarım kalitesini de sürekli yükseltiyor. Araba gerçekten kız gibi ve kesinlikle onu beyazlar içinde görmek harika. Hani gelinlik bayanlara çok yakışır, fevkalade bir hava verir. Tıpkı onun gibi Audi'lere de beyaz rengi bu havayı veriyor. Bu zamana kadar hiçbir arabaya beyaz bu kadar yakışmamıştı.
Ve bu durumun Audi de farkında. Audi Türkiye'de modellerin tanıtıldığı kısımda arabaların ilk rengi beyaz. Markanın kendi değerlerini bilmesi gerçekten memnun edici. Ancak bu sayfada tam olarak beyaz rengini değil, beyaza yakın metalik gümüş rengini kullanıyorlar ve bu rengin kullanılma nedeni de hatları parlaklaştırması.

Audi Q7 V12 TDI Quattro, Sev'g'ilim'le benim favori aracımız. Bu aracı almaya yetecek kadar param olsaydı hiç çekinmeden yatırırdım (~120.000 Euro).  Sizce de harika değil mi?

Boğaziçi Üniversitesi'nde bayan öğretim görevlileri genelde Audi A3 modelini kullanıyorlar. Lüks otomobiller arasında kendinden emin, harhangi bir fiyaka amacı gütmeyen ama kalitesini herkesin bildiği bir model. Şuan ~50.000 Euro'luk bir pahası var. Düşündüğümden daha pahalıymış, bunu itiraf etmek isterim.

Oturaklı ve güçlü görünümlü bir araba için de Audi A5 kesinlikle muhteşem bir seçim. Tasarımı, gücünün tam bir sembolü. Açıkçası üst modeli A8'den daha çekici geliyor bana A5.

Ve muhteşem hatlarıyla spor otomobilleri içerisinde benim için ayrı bir yere sahip olan araba: Audi TT. İlk çıktığı günden beri gönlüme taht kurmuş bir araç. Need For Speed Underground 2'de metalik mavi renkle kullanırken bile zevk duymuştum.

Audi'ye bu güzel modelleri için teşekkür ediyorum. Dilerim kaliteleri ve mükemmellikleri daim, müşterileri bol olur.

Ben Bir Eşcinselim

Desem elbette yalan söylemiş olurum. Hayır, bir eşcinsel değilim. Gayet güzel bir sevgilim var. Ama karşı cinsten bir sevgili edinmek benim seçimim, annemle babamdan öyle gördüğüm için değil bu. Sadece eksik yönlerimi bir bayanın kapatabileceğimi düşünüyorum ve bu yönde seçimlerde bulunuyorum.

Karşı cinsten bir sevgili edinmek benim seçimim olduğu gibi, kendi cinsimden bir sevgili edinmek de benim seçimim olabilirdi. Elbet kendi hem cinslerimle daha iyi geçinebileceğimi düşünebilir ve hayatıma bu yönde yön verebilirdim. Eksikliklerimi başka bir hemcinsimin kapatabileceğine inanabilir ve kendi cinsimden bir sevgilim olabilirdi.

Eşcinsellere olan azami derecedeki olumsuz yaklaşımı bu yüzden ben kabul edemiyorum. Taklitçi beyinler, herşey de olduğu gibi bunda da elektrikli ve dikenli tellerle çevrili sınırlar çiziyorlar. Herkesin karşı cinsten sevgilisi olmasını şart koşuyor, sadece karşı cinsle evlilik yapanları tebrik ediyor ve eşcinsel yönelimli kişileri neredeyse linç ediyorlar. Bu sadece ülkemizde değil, dünyanın bir çok yerinde bu şekilde.

Genellikle örf ve âdetlere uygun olmadıkları dile getirilse de, bence dinsel bir karşı çıkma bu. Dinlerin bir çoğunun bu konuda ciddi sınırlamaları olduğu savunulur. Savunulur diyorum çünkü bunun bu kadar basit olduğunu düşünmüyorum. Bu tür kısıtlamaların sonradan dinlere eklendiğini ya da dönemin şartlarında daha iyi niyetli amaçlarla dinlerin içine katıldığını düşünmekteyim.

Düşünün bir kere; insana kadın ya da erkek olmasını hissettiren şey hormonlarımız. Erkeklerde farklı hormonlar, kadınlarda farklı hormonlar çeşitli nedenlerle fazla salgılanmakta ve sonuç olarak kendimizi erkek ya da kadın olarak hissetmekteyiz. Cinsiyetin tayininde en önemli organlar olan penis ile vajina bile birbirlerinin kopyası. Tek farkları bu üreme organının erkeklerde dışarı doğru, kadınlarda ise içeri doğru olması. Bundan sonra hormonların kontrolünde çeşitli özelleşmeler olmakta ve kadın ile erkek şekillenmektedir. Yani insan sadece insandır. Kadın, erkek ya da ara cins diye sınıflandırmak açıkçası yanlıştır.

Her bireyin cinsiyet ayrımı yapılmaksızın sadece insan olduğunu anlayıp kabul ettiğimizde ise "eşcinsellik" konusunda ikinci bir adım atabiliriz. İlk adımda ön planda olanın cinsellik olmadığını, cinsel anlamda ortak kökenden gelmiş olduğumuzu anlamış olduk.

İkinci adım; ruhsallık ve düşünsellik. Bir ilişkiye öncellikle fiziksel özelliklerimize bakarak başlıyor olabiliriz, kendimize göre en güzeli ya da en yakışıklıyı seçmiş olabiliriz. Ama uzun süreli ilişkilerde fiziksel özellikler önemini yitirerek, yerini ruhsal ve düşünsel özelliklere bırakır. Ruhen ve aklen barışık olduğumuz, iyi anlaştığımız, birbirimizin kalbini kırmaktan çekindiğimiz, birbirimizin düşüncelerine değer verdiğimiz kişilerle uzun süreli ilişkiler yaşarız. Eğer ruhen ve aklen kendimize uygun kişiyi bulamamışsak, sevdiğimiz kişi dünyanın en güzeli ya da en yakışıklısı olsa dahi onunla ilişkimize son verir ve yeni arayışlar içine gireriz.


Peki ruhların ve düşüncelerin cinsiyeti var mıdır? Elbette yoktur. Az önce insanların da cinsiyetlerinin olmadığını görmüştük. Bu durumda homoseksüel ilişki yaşayanların, heteroseksüel olanlardan gerçek manada hiçbir farkları yok. Görünürdeki fark, taklitçi zihniyetlerin insanları sınıflandırmak ve kendi muhteşem egolarını tatmin etmek için oluşturdukları bir hiçlik.

Bu bağlamda, eşcinsel olarak nitelendirilen bireylere yapılan haksızlığı kabul edememem gerçekten çok normal. Eşcinsellere ve aslında cinsiyetsizliğe her zaman destek oldum. Belki dikkatinizi çekmiştir, blogumun teknik olarak favicon olarak adlandırılan minik simgesi bir gökkuşağı.  Bu gökkuşağı blogumda tüm renklere yer verdiğimin ufak bir simgesi, tıpkı insanları tüm insanlara ve onun düşüncelerine yer verdiğim gibi.

Uzun süredir bu konuda yazmayı düşünüyordum ama kafamı toplayamamıştım. Bu konuda yazmamın nedeni, takip ettiklerim listesinde de görebileceğiniz gibi yazılarını severek takip ettiğim eşcinsel arkadaşlarımın varlığı. Bir çok blogu Google Reader üzerinden takip etmeme karşın sadece tüm yazılarını severek ve ilgili ile okuduğum bir kısmını yandaki listeye ekliyorum. Bu listede şuan Gaykedi ve Günah Yüklenen Adam adlı arkadaşlarımız mevcut.

Peki neden bu eşcinsel arkadaşlarımızın bloglarını ilgi ile takip etmekteyim? Cevap aslında çok basit ama detaylı olarak açıklamak isterim:

Hemcinslerimin blogları genellikle akla hitap eden içeriklere sahip. Teknoloji, internet ve tasarım dünyası, pazarlama ya da modern dünyanın diğer meşguliyetleri ile örülü. Pek bir azı kişisel dünyasına inmemize izin veriyor, belki de yanlış anlaşılacaklarını düşündükleri için bazı yazıları yazmaktan uzak duruyorlar. Karşı cinslerimin blogları ise genellikle ruha hitap eden içerikle dolular. Şiirler, hikayeler ya da resimler ve müzikler. İçeriklerinin birçoğu eposta gruplarında ya da internette dolaşan ve artık ezberlediğimiz dökümanlardan oluşmakta.

Hemcinslerimin ve karşı cinslerimin blogları için "genellikle" ifadesini özellikle kullandım. Elbette iki taraf için de yine severek takip ettiğim bloglar mevcut, hem akla hem ruha hitap eden.

Peki ya eşcinsel arkadaşlarımın blogları? Bu blogların çok daha farklı bir tatları var. Ruh ile akıl kesin çizgilerle ayrılmıyor, iç içe. Bazı noktalarda benim blog tutma mantalitemle uyumlular; her konuda, sınırlar çizmeden yazmak ve paylaşmak.Kısaca her birisi gökkuşağının tüm renklerini güzel bir uyumla içlerinde barındırıyorlar ve bu özellikleri ile beni sıkı takipçilerinden biri yapıyorlar.

Dilerim bilgilerimi ve düşüncelerimi yeterince açık ve net olarak sizlerle paylaşabilmişimdir.

Sağlık, Mutluluk ve Başarı Sizinle Olsun...
Sevgi Kalplerinizden, Aklınız Beyninizden Hiç Eksik Olmasın...

Aradığım O...

Öyle biri ki;
Size içten bir şekilde güzel olduğunuzu söyleyen;
Telefonu suratınıza kapadığınızda sizi geri arayan;
Sizin uykuya dalmanızı seyretmek için uyumayan;
Sizi alnınızdan öpen;
Size en zor anlarınızda,sizi bulutların üstünde çıkarmak isteyen;
Arkadaşlarının önünde elini tutan;
Öyle birini bekleyin ki;
Size durmadan size sahip olduğu için kendini şanslı saydığını veya ne kadar önemsediğini hatırlatan;
Arkadaşlarıma dönüp 'aradığım o.....' diyen.....
*ANONİM*

Bunu okuduğumda, 'Aaa ben zaten bulmuşum' dedim. Deli Aşkım Benim, Seni Çok Seviyorum.
*SEV'G'İLİM*

Ben de Seni Çok Seviyorum Güzeller Güzeli Narin Papatyam...
*OKÇK*

Ahmet Mete Işıkara ve Sözleri

Sizin de bildiğiniz gibi Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara, 17 Ağustos 1999 İzmit Depremi'nde Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Başkanı olması ve yine bu deprem sonrasında yaptığı çalışmalarla, bize kendini "Deprem Dede" olarak sevdirmiş bir kişilik.

Kendisi ile Ocak 2005 ile Haziran 2005 tarihleri arasındaki 6 aylık süreçte birlikte çalışma olanağı buldum. Açıkçası çok tatlı ve yaşının verdiği bir takım inatçılıkları olan bir insan.

Ama son günlerde onun adına gerçekten çok üzülüyorum. Önceleri depremle ilgili yaptığı açıklama haberlerinin altına halkımızın yaptığı yorumlar çok canımı sıkmıştı. Şahsının akademik kariyeri ve yaptıkları unutularak talihsiz yorumlar yapılmıştı. Bu yorumları görünce, akademik kariyer hayali olan beni bile "Acaba akademik kariyere eskisi kadar saygımız var mı?" sorusunu sordurmuştu kendime. Şimdi de yazarlar tartışır olmuş Ahmet Mete Işıkara'yı. Hatta deprem ticareti yaptığını iddia etmeye başlamışlar. HaberTürk'ten Özay Şendir'i bu talihsiz yazısı için kınıyorum, sonuçları düşünülmeden yazılmış.

Peki Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara nasıl bu hale geldi? Cevap çok basit, medya sayesinde. Özay Şendir gibi bir yazarın bile aklında sadece "Türkiye'nin En Seksi Erkeği" seçilmiş olması kalmış, bu da halkımızın neleri okuduğunu ve neleri unutmadığını açıkça gösteriyor

Öncelikle "Türkiye'nin En Seksi Erkeği" konusunu bir açıklığa kavuşturalım. Bir bilim insanını bu tarz bir şeye sürükleyen medyadır. Yanlış hatırlamıyorsam (yanlışsam lütfen düzeltin) bunu ilk Hürriyet Gazetesi Pazar ekinden duymuştuk. Her konuda magazinsel haber üretmeyi marifet sayan medyamızın bir oyunuydu bu da. Ama altında da bilimsel bir gerçek yatıyordu. Sanırım seçim, bir anket ile yapılmıştı ve o şartlar altında Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara'nın bu garip onurla ödüllendirilmesi hiç tesadüf değildi. Sevgide güven esastır, her türlü şart için güvendiğimiz kişileri severiz ve onlarla yaşamımızı paylaşırız. Depremden yeni çıkmış bir Türkiye'de sözleriyle halkımızın belirsiz geleceğine bilimsel anlamda ışık tutan Deprem Dede, doğal olarak aşıladığı bu güvenle sevgiyi haketmiştir ve bu da kendisinin "Türkiye'nin En Seksi Erkeği" seçilmesini doğurmuştur. Bir bilimsel değer de bu şekilde karalanmıştır.

Özay Şendir yazısında "17 Ağustos felaketinin ardından tanıdığımız tüm uzmanlar içerisinde
reklamlarda yer almayı kabul eden tek kişi Ahmet Mete Işıkara oldu." demiş. Özay Şendir sanırım hangi kurumda çalıştığını, okuyucularıyla nasıl bir araya geldiğini ve yazdıklarına insanların nasıl itibar gösterebildiğini unutmuş. Özay Şendir, medyanın gücünü unutmuş. Sayın Özay Şendir, eğer Türkiye'nin En Çok Okunan Haber Siteleri'nden biri olan HaberTürk'te yazmıyor olsaydınız, bu dedikleriniz okuyucularınıza nasıl erişecekti ya da kaç kişi sizin yazdıklarınızdan haberdar olacaktı?

Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara, medyanın gücünü anlamış bir insandır. Daha çok kişiye ulaşmak için medyanın desteğini arkasına alması gerektiğinin farkına çok önceden varmıştır. Sanır mısınız ki Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara sadece haberlerde boy gösterir. Eğer düşünceniz bu yöndeyse çok büyük bir yanılgı içerisindesiniz. Işıkara, Türkiye'nin bir çok noktasında 7'den 77'ye yüzbinlerce insanla bir araya gelmiş ve onlara deprem gerçeği ile ilgili eğitimler vermiştir. Yaşamını, depremin doğal bir gerçek olduğunu ve buna hazırlıklı olmamız gerektiğini anlatarak geçirmiştir.

Eminim akademik çalışmalara Türkiye'de yeteri kadar önemin verilmediğinin farkındasınızdır. Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara'nın halkın geneline yaydığı ve akademik konuların halkın anlayabileceği dile indirgendiği bir çalışmalar bütünü olarak tanımlayabileceğimiz bu etkinlikler, yeterli destek olmadan nasıl yüzbinlere ulaştırılacaktı? Deprem eğitimlerinin daha fazla kişiye ulaştırılması için sponsorluklar yapılacaktı. Bu sponsorlar reklamlarını nasıl yapacaklar? Elbette destek oldukları eğitimlerin bir taraflarına marka logolarını iliştirecekler ve bu eğitimlerin yüzü olan Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara'yı depremlerinde oynatacaklardı. Bu reklamlar Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara'nın da işine geldi, çünkü saçma sapan programlar için zaman ve para bulabilen televizyon kanalları her gün yayınlanacak yarım saatlik bir deprem programı için yer bulamamışlardı. Bu türde çekilen bilgilendirici programları, sanki küçük çocuklara sakıncalıymış gibi gecenin ilerleyen saatlerinde yayına sokmuşlardı. Bunların farkında olan Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara, izlenme oranlarının en üst seviyelere ulaştığı saatlere ancak ve ancak reklamlarla erişebildi.

Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara'nın bu işten para kazanıyor olması da çok doğal. Çünkü yaşamını bu konuya adamış bir kişi, bu alanda yaptığı çalışmalarla hayatını idame ettiriyor. Eğer onun para kazanmasına karşı iseniz; ben de, Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a ülkeyi yönetmesi için para ödenmesine, imamlara bize namaz kıldırmaları için maaş ödenmesine ve Sayın Özay Şendir'in yazdığı yazılarının karşılığında para verilmesine de karşıyım. İsterseniz örnekleri çoğaltarak, "Işıkara, bu işin ticaretini yapıyor." diyenleri kendileriyle yüzleştirebilirim.

Yine Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara'nın spekülatif demeçler verdiğini savunanlar da var. Öyleyse size kendi başımdan geçen bir hikayeyi aktarmak istiyorum. Ben de bu konuda ilerlemek isteyen bir öğrenciyim, Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde okuyorum. Bundan 2 sene kadar önce ODTÜ tarafından ülkemize kazandırılan ve Kanal D'nin "BilimStar" olarak tanıtması ile yarışmacılarının bile tepkisini çeken "Bilim Elçileri" yarışmasına katıldım. Konum "İstanbul ve Deprem"di. Bu yarışma da az önce bahsettiğim bilgilendirici programlar gibi gece kuşağında canlı olarak yayınlandı, 23:30'da başlayıp 3:30'a kadar sürdü. Juri üyeleri, Cem Davran, Neşe Erberk, Prof.Dr.Celal Şengör, Prof.Dr.Ural Akbulut ve Sinan Aygün'dü. 3 dakikalık sunumum içerisinde bir deprem olması halinde, tahmin edilen ölü sayılarını verdiğimde Sinan Aygün sayıları az gösterdiğimi ve ölü sayısının milyonlarla ifade edileceğini dile getirdi (bilip bilmeden, sırf abartmak için). Benim dediklerimi onaylayan ise Prof.Dr.Celal Şengör'dü ki ben bu bilgileri kendim uydurmamıştım zaten, Boğaziçi Üniversitesi'ndeki hocam Sayın Prof.Dr.Semih Tezcan'dan doğrulatmıştım.



Bilim Elçileri Yarışması'ndaki Sunumum


Peki bu hikayenin Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara'nın spekülatif demeçleri ile ne ilgisi var, diyebilirsiniz. Cevap çok basit. Halkımız, abartmayı seviyor. Sayılar milyonlar olarak ifade edildiğinde, dikkatlerini deprem gerçeğine yöneltiyorlar. İstiyorlar ki, İstanbul dümdüz olsun ve herkes ölsün. Duymak istedikleri bu. Sayılar onbinlerle ifade edildiğinde ise "Aaa azmış, o kadar da korkulacak bir şey değilmiş." diyiveriyorlar. Bununla birlikte; 10 yıl içerisinde bir deprem olacak dediğinizde, halkın herhangi bir kişisinin de, devletin önemli bir kademesindeki insanın da söylediği şu "Aaa daha çok varmış, o vakte kadar çoktan yaparız." 17 Ağustos 1999 Depremi'nin 10.yılı bu yıl. Yapılanlar yeterli mi? Yeterli olmak bir yana, bir şey yapılmadı ki. Peki az önce de bahsettiğim gibi, medyanın gücünü anlamış ve halkın ne istediğinin farkında olan Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara ne yapmaktadır? Depremin olacağı tarihi yakın göstermekte (ki aslında doğrudur da, ortada gecikmiş bir deprem vardır ve depremin gecikmesi, fay hattındaki gerilimin daha da artmasına neden olacağından çok daha yıkıcı bir deprem doğuracaktır) ve yetkililerin önlem almasını sağlamaya çalışmaktadır.

Son olarak Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara'nın bilimsel bir makalesinin olmadığından da yakınılmış. Akademik kariyer, araştırma ve öğretme olarak ikiye ayrılır. Ülkemizde öğrenci sayısına oranla yeteri kadar araştırma görevlisi bulunmadığından ötürü, akademisyenlerin büyük çoğunluğu bilgilerini öğretmekten araştırma yapmaya vakit bulamamaktadır. Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara da, akademik kariyerini depremi halka anlatma amacına sunmuş değerli bir bilim insanıdır. İnsanları yarıştırma mantalitesini kafalarına kazımış bireyler olarak, bu kadar değerli bir bilim insanını sırf bilimsel makaleleri yok diye göz ardı etmek akıllı insanın işi değildir.

Türkiye'de yakın gelecekte deprem olacaktır. Bu gerçeği bilerek, sadece kabul ederek değil bu doğrultuda olumlu çalışmalar yaparak geçirmeliyiz. Sizler Prof.Dr.Ahmet Mete Işıkara ya da diğerlerine temelli ya da temelsiz eleştiriler yaparak, depremi engelleyemezsiniz. Işıkara ile uğraşmak yerine, bir aynaya baksanız da "Depreme Hazır Mıyım?" diye sorsanız çok daha mantıklı bir iş yapmış olursunuz.

Saygılarımla...

Ve İşte Başlıyoruz...

3 haftalık bir tatilin ardından üniversitemin bahar dönemi başladı. Bugün ilk ders günü. Yarım saat sonra ki Fizik dersi ile açılışı yapacağım. Dilerim benim için verimli ve beklentileri karşıladığım bir bahar dönemi olarak geçer.

Uzunca bir süredir üzerimde dolaşan kara bulutlardan bu dönem kurtulmak ve rahat bir nefes alıp geleceğe umutla bakmak istiyorum. Bu benim için çok ama çok gerekli bir ihtiyaç, gerek özgüvenimi yeniden kazanmak gerekse gerçekten huzura kavuşmak için.

Bu dönem 6 tane dersim var. Matematik, Fizik, Ekonomi, C Dili, Türkçe ve Tarih. Elbette size genel olarak saydım. Yoksa bunların kodları ve içerikleri falan var. Hemen onları da sayayım; MATH101, PHYS130, EC102, CMPE150, TK222, HTR312. Bu 6 dersin tamamından bir şekilde geçebilmek hedefim. Size şaka gibi gelebilir ama bu benim için son zamanlarda ulaştığım en büyük başarı olacak. O nedenle bir şeyleri toparlama adına gerçekten çok önemli bir dönem içerisindeyim.

Bu dönem boyunca bu derslerle uğraşmanın yanısıra hayatımı da düzene koyma ve oluşturduğum düzeni koruma çabası içinde olacağım. Perşembe gününden beri uyku saatlerim oldukça makul. 23:30 gibi yatıp 7:30 gibi kalkıyorum. Bu düzeni devam ettirmem şart, yoksa yine 8 saat uyuyorum ama düzen karmaşası yaşıyorum ve vampirleşiyorum. Bunu sağlamak adına bilgisayarıma zamanımın en büyük hırsızı olan oyunları yüklemeyeceğim.

Oyun oynamak yerine kendimi okumaya ve yazmaya vereceğim. Bu elbette blogum adına da olumlu bir adım. Çünkü yüzlerce konuyu hakkında yazmak üzere imledim ve her gün bunların üstüne biraz daha ekleniyor. Yazmak istediğim konularda yazıp bu yığını ortadan kaldırmak ve sizlerle belki binlerce konu ile buluşmak istiyorum. Sizler de yorumlarınızla ve epostalarınızla varlığınızı hissettirirseniz beni cesaretlendirmiş olursunuz.

Ayrıca bu süreçte, çok önceden projelendirdiğim ama bir türlü fırsat bulup da hayata geçiremediğim bir çok projeyi de yapacağım. Bunların arasında bir Joomla projesi, bir hikaye (romana da dönüşebilir), yazı resmetme projeleri ve İnşaat Mühendisliği ile ilgili araştırmalar mevcut. Derslerime engel olmadan, boş işlerden vazgeçmemle kazandığım zamanda bunları aşama aşama gerçekleştireceğim. Beklemede kalın ;)

Oğuz Kaan'ın Ruhu, canlanmaya hazır ol damarlarımda. Canlan ve beni harekete geçir. Destanlaştır beni, efsaneleştir. Ölümsüzlüğünü sun, yaşamıma tat ver. Cenneti ser önüme, Cehennem ise ayaklarım altında ezilsin.  Yüksel göklere, özgür ol bir martı gibi. Hissetmenin vakti geldi artık kendini Oğuz Kaan gibi...

Buz - Vurulduk




Ne çok hata yaptık
Ne çok hırpalandık
Kırık dökük hayatlarımız lekeli
Ne renk ne ışık var
Herşey ne kadar ortalama

Yazık yazık yazık yazık oldu
Yazık yazık yazık yazık oldu

Vurulduk ince ince
Ayrılıklara bölündük
Farketmedik senelerce
Yalnızlıkla yürüdük

"Uzay Hepari Sonsuza" Albümünden...

GoodRec - Paylaşın ve Tavsiye Edin

GoodRec güzel düşünülmüş ve basitçe uygulanmış başarılı bir tavsiye sitesi. Günlük yaşamda gittiğiniz lokantaları, gece hayatının ortamını, filmleri, kitapları, içtiğiniz şarapları paylaşıp tavsiye edebildiğiniz ve diğer insanların da sizin bu tavsiyelerinizi oylayabildiği ve üzerine fikir yürütebildiği bir platform. Şunu da belirtmek isterim ki, bu kategorilerin artacağına kesin gözüyle bakıyorum.

Siteye Üye Olma

Öncelikle, elbette siteye üye olmalısınz. Size sağ üstteki 'sign up' kısmından üye olma girişiminde bulunmanızı öneririm. Orta alandaki 'Join Us' alanı hata verebiliyor. Kayıt sırasında genel profilinizi oluşturacak sorular sorulmakta, bazılarını 'No Thanks' diyerek atlayabilirsiniz. Bir de kayıt sırasında adınızı sorduğunuz bir yer var, orada lütfen Türkçe karakter kullanmayın çünkü kabul etmiyor. Genel profilinizi sonradan 'Settings' ile de düzenleyebilirsiniz.

Ayarlar

'Settings' bağlantısı ile ulaşabileceğiniz alanda, 'Share Your GoodRecs' bağlantısı mevcut. Bu bağlantı ile site üzerinden yaptığınız tavsiyeleri, FriendFeed, Twitter ve FaceBook üzerinden arkadaşlarınızla paylaşabilmenizi sağlayan ayarlamalar yapabiliyorsunuz.

'Privacy Options' ile profilinizi sadece arkadaşlarınız, arkadaşlarınız ve arkadaşlarınızın arkadaşları ya da herkese açık hale getirebiliyorsunuz.

'Notification Settings' ile de eposta ile haberdar edilme seçeneklerinizi değiştiriyorsunuz. Burada arkadaşlık kabulü, tavsiye haberlerinin iletilmesi ile ilgili ayarlamalar mevcut. Varsayılan olarak hepsi açık.

Yeni Tavsiyede Bulunmak

Yeni tavsiyede bulunmadan önce sitede bir aratmanızı tavsiye ederim. Sitenin üst alanında güzel bir arama alanı mevcut. Siz yazmaya başlar başlamaz, sitede ilgili olabilecek tavsiyeleri listelemeye başlıyor bu da sizin yeni başlıklar açmanıza engel oluyor.

Ben Boğaziçi Üniversitesi Hisar Kampüsü'nde yer alan "Ağaç Ev" adlı lokantayı tavsiye etmek istiyorum. Üst menüden 'Make Recs' diyorum ve orada aşağıdaki 'Restaurants' resmine tıklayıp açılan alanda bir arama yapıyorum (Türkçe karakter kullanmak yok).

'Hisar Kampus, Turkey' arattım, sonuç bulamadı ve 'be the first to add one' dedi. (Eğer Istanbul, Turkey olarak aratsaydınız şimdilik 3 lokanta listeleyecekti ve test aşamasında bir hata olarak yeni tavsiye ekleyebileceğiniz bir bağlantı sunmayacaktı. Yeni bir ekleme yapmak için aramanızı ciddi manada özelleştirin ya da saçmalayın. Şimdilik bu şekilde olacak sanırım. Kendilerine bir hata raporu ilettim, düzelteceklerdir bunu önümüzdeki günlerde.) Tıkladık 'be the first to add one' bağlantısına ve işte yeni bir tavsiyede bulunacağız. Önümüze çıkan forumda istenenleri giriyoruz. İsim (name) : Agac Ev, Adres (address) : Bogazici Universite Hisar Kampus Rumelihisari, Şehir (city) : Istanbul, Ülke (country) : Turkey, Telefon (phone) : +90 212 359 7541, İnternet Adresi (website) : http://www.bgtbogazici.com, Mutfak Türü (cuisine) : Turkish, Pizza, Ice Cream (dedim ama daha detaylı bir seçim de yapabilirdim, mutfak türü işte ), Sizin Tavsiyeniz (your goodrec) : bir artı verdim (thumb up simgesi) ve açılan 160 karakterlik alanı düşüncemi yazdım kısaca. 'Ekle (submit)' dedim ve eklendi.

İşte eklediğim lokantanın adresi : http://www.goodrec.com/restaurants/istanbul-turkey/agac-ev/

Lokanta için oluşturduğum bu alana fotoğraflar ekleyebiliyoruz, gitmek istediklerimiz listesine ekleyebiliyoruz, arkadaşlarımızla paylaşabiliyoruz. Hemen 4 tane resim ekledim, direk listelendi. Gitmek istediğimi belirttim ve bu şekilde yıldızlamış oldum, artık profilimde gitmek istediklerim alanında görebileceğim. İstersen daha geniş bir inceleme de ekleyebilirim bu sayfa üzerinden ama şuan için ihtiyaç duymuyorum. Sağ tarafta da bir Google Map servisi ile kroki üzerinde gösterilmiş. (Ağaç Ev'den reklam parası almalıyım sanırım :) )

Bu eklemeyi yaptıktan hemen sonra Twitter'ıma da bilgi iletildi. Tanımladığım FriendFeed'e de bilgi gönderilmiş olmalı.

Son Söz

Diğer özelliklerini sizin keşfetmenize bırakıyorum. Gelişmekte olan bir sistem olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Sitenin mobil sistemler için de uygulamaları mevcut. Uygulama 2008 TechCrunch50 Konferansı'nda tanıtılmıştı.

İlgili Bağlantı : http://www.goodrec.com
(siteye üye olur da bana da arkadaşlık talebi iletirseniz, sizi arkadaşlarım arasına eklemekten mutluluk duyarım)

ECalc - The Best Online Calculator

Gerçekten harika bir çevrimiçi hesap makinesi. Normal ve bilimsel olmak üzere iki türü var. Bilgisayarınızdaki hesap makinenizden belki çok daha fazlasını size sunmakta. Birimleri dönüştürebiliyor, denklem çözebiliyor, bilimsel fonksiyonlar yapabiliyor.

Sitedeki hesap makineleri ile neler yapabileceklerinizi gösteren bir video mevcut. Buradan buyurun...

Normal hesap makinesine buradan, bilimsel olana ise buradan ulaşabilirsiniz.

Hesap makinelerinden sözü açmışken bir de satıştaki hesap makinelerini inceleyelim demişler ve bize bu incelemeleri sunmuşlar.

İlgili Bağlantı : www.ecalc.com

Yer İmlerim

Geçenlerde ayrı bir blog açıp sık kullanılanlara eklediğim sitelerden beğendiklerimi sizlerle paylaşmaya karar vermiştim. Bu şekilde hem sizlere beğenilerimi ve dikkatime çarpanları paylaşacaktım, hem de sık kullanılanlarımı temizlemiş olacaktım.

Sık kullanılanları, adı ile aynı doğrultudaki bir amaç için kullanmıyorum. Yukarıda da dile getirdiğim gibi beğendiğim ya da dikkatime çarpan şeyleri depolamak ve sonra yeniden kullanmak için kullanmaktayım. Bir anlamda işaretleme maksadı ile.

Ve yine yukarıda dediğim gibi bunun için bir blog açmıştım ama geçen hafta blogumun tasarımında düzenlemelere gidip yeni işlevler yüklememle birlikte tüm bloglarımı tek bir çatı altında toplamaya karar verdiğimi de dile getirmiştim. Bu karar nedeni ile artık üstteki menüde "Yer İmleri" başlığı altında 'bookmark' etiketi ile etiketlediğim bu yazılarıma rahatça ulaşabileceksiniz.

Bunu bir seri olarak düşünebilirsiniz ve dilerim bu seri hepimiz için faydalı bir seri olur.

Hepinize varlığınız için teşekkür ederim dostlarım...

Sağlıkla kalın...

Hoşgeldin 2009 Webware 100 Ödülleri

2007 ve 2008 yıllarında düzenlenen Webware 100 Ödülleri ile, internet kullanıcıları en iyi Web 2.0 uygulamaları ve servislerini seçiyor. Geçen yıl yaklaşık 2 milyon oy kullanılmış olan bu yarışmada, bu yıl bu uygulamalar çok daha iyi yerlere geldi ve bize daha mücadeleci bir yarışma ortamı sağladı.

6 Mart 2009 tarihine kadar aday olunabilecek yarışmada, oylama 31 Mart 2009'da başlayacak. Sonuçlar ise 19 Mayıs 2009'da açıklanacak.

Kullanıcıların oylayabileceği 10 kategorinin yanında, 11.kategori olarak "Webware Editörleri Özel Ödülleri" kategorisi de yer alacak. Her kategorinin 10 kazananı olacak. Bu yılın kategorileri:

Ses ve Müzik: Müzik akışı ve indirme, sesli blog (podcasting), sesli kitap servisleri ve tavsiye sistemler.
Tarama: Çevrimiçi içeriğe ulaşmak için gereken araçlar, internet tarayıcıları, başlangıç sayfaları, RSS okuyucuları, ufak araçlar (widgets) ve çalışma motorları.
Alışveriş: Perakende satış, açık artırma, alışveriş siteleri, seyahat, etkinlik biletleri ve emlak siteleri.
İletişim: E-posta, yazılı ve sesli sohbet.
Altyapı ve Depolama: İnternet uygulamaları platformları ve araçları; çevrimiçi depolama ve eşleme ürünleri.
Konum Temelli Servisler: Haritalama, arkadaş bulucular, iş konumlandırıcılar, coğrafi servisler. (2009'un yeni kategorisi)
Fotoğraf ve Video: Fotoğraf depolama, paylaşma ve düzenleme; video depolama, oynatma, izletme, düzenleme ve animasyon.
Verimlilik: İş ve organizasyon araçları.
Yayıncılık ve Fotoğrafçılık: İçerik yönetimi araçları, bloglama, fotoğraf düzenleme ve barındırma.
Arama ve Referans: Arama veri ve yolları; arama araçları ve wikiler gibi bilgi depoları.
Sosyal Yayıncılık: Sosyal ağlar, paylaşımlı çevrimiçi alanlar, içerik yönetimi, bloglama ve mikrobloglama.
Editör Ödülleri: Geleceği parlak ürünler, tasarım, teknolojinin yaratıcı kullanımı ve benzerleri.

Adaylık Süreci Başladı

"2009 Webware 100 Ödülleri" aday alımları şuan yapılmakta. İnternet kullanıcılarının oylamasını istediğiniz bir servisiniz olduğunu düşünüyorsanız, şuradan başvurunuzu yapabilirsiniz. Başvuru alımı 6 Mart 2009'da sona erecektir.

2009 Webware 100 Ödülleri'ne Aday Olun

Birden fazla kez aday olmaya ya da arkadaşlarınızı aday olmuş bir siteyi aday göstermeleri için teşvik etmenize gerek yoktur. Servis, 1 Mart 2009 tarihinde test sürecinde olsa dahi açık olmalıdır. Adaylar Webware tarafından yeniden kategorilendirilecektir. Aday olma süreci kapandıktan sonrai editörler kategorilendirilmemiş ve tekrarlayan adaylıkları temizleyecek ve tüm servislerin doğru kategorilerde olmasını sağlayacaktır. Sonra her kategoriden final için yarışacak servisler seçilecektir. Editörler, en önemli, en yaratıcı ve en kullanışlı ürünlerini Webware 100 finalisti olarak belirleyeceklerdir.

Oylama Süreci 31 Mayıs'ta Başlayacak

Kullanıcılar, her kategorideki favori servislerini oylayabileceklerdir. Oylama, Webware site üzerinden olacak olup kendi sitelerine koyabilmeleri için oylama butonu kodları finalistlere gönderilecektir. Oylama Nisan ayı boyunca sürecek olup her kategorinin en iyi 10 servisi ve ek olarak 10 editör seçimi, 19 Mayıs 2009 tarihinde açıklanacaktır.

Önceki Yılların Kazananları: 2008 | 2007

Ne Biçim Şeysin Ey Ölüm

Hazırlıksız olanların yakar geçer kalbini,
Doya doya bakmamışların akıtır gözyaşını,
Sevgi ile konuşmayanların haykırtır çığlığını,
Sen ne biçim şeysin Ey Ölüm!...

Bir Google Reader Temizliği

Az önce Google Reader'ıma bir göz atayım dedim. Hiç denediniz mi bilmiyorum ama 1000 sayısına erişince saymayı bırakıyor artık. Ben de sık sık Google Reader'ı açmadığım için bu sayı tabii ki kendini aşmış.

Google Reader'ı bu sayılara eriştiren elbette kişisel bloglar değil, daha çok herkese açık olan bildirgeç veya webware gibi siteler. Onların her birinde 150şer yeni yazı var. Tabii hepsi beni alakadar etmediği için şöyle bir göz atıp temizlemem kolay oluyor.

Google Reader'ınızı bu kadar uzun süre açmayınca ve blogların yığılmasına izin verdiğinizde, bazı blogların artık kullanılmadığını ve hatta tamamen kapandığını anlıyorsunuz.

Takip ettiğim bloglar arasında kapananlar ya da kapanmış kadar olanlar:
  • www.eyardimci.com : Ekin Emre Eser tarafından yayınlanan bir blogdu. Kendisi ile Blog Yazarları Buluşmaları'ndan birinde karşılaşmıştık. Heyecan dolu bir gençti. Ama anlaşılan blog yazma konusundaki hevesini en azından bu site için kaybetmiş. E-Yardımcı adlı site tamamen kapanmış.
  • www.dolmakalem.org : El değiştirdikten sonra hiçbir yazı girilmemiş. En son el değiştirdiğine dair bir yazı var, ondan sonrası boş. Güzel ve kaliteli içeriği olan bir blogtu, okunası yazılar mevcuttu. Ama kaybetmişiz geçmiş olsun. Keşke el değiştirmeden eskisi gibi devam etseydi. Ancak eski yazıları okumak adına bir süre daha Google Reader'ımda tutacağım.
  • www.toshieee.com : Yazarı Ahmet Sülek siteyi kapatıp Blog Wolkanca'ya geçmiş. Bana göre iyi yapmamış, nedenini başka bir yazıda paylaşırım sizlerle. Kendisini yeni mekanında eskisi kadar sıkı takip edeceğimi sanmıyorum. Bir de son yazıdan bir önceki yazı, sunucu değişikliğinden ötürü yaşanan veri kayıpları ile ilgili. İşte ücretsiz bir servis olan Blogspot'a geçmemin en büyük nedeni, sunucu problemleri ile uğraşmaktan canımın sıkılmasıydı. Bir blogu daha harcamış sanırım.
  • www.bayandanblog.com : Mert Alemdar'ın eşi Ayşen Alemdar'ın blogundaki yazı da 13 Eylül 2007 tarihinde girilmiş. İçerisinde değerli yazılar olan bir blogtu ancak aktif değil maalesef. İşin bir de ilginç ama beni hiç şaşırtmayan tarafı, Mert Alemdar'a ait olan sitelerden dalisdefteri.com ve egitimmerkezi.com sitelerinin açıldığı gibi kalmış olması. Bu da tüm bloglarımı tek merkezde toplamamın ne kadar doğru olduğunu açıkça gösteriyor. Bayan'dan Blog'un "Bağlantılar" alanında gösterdiği blogları da bir kontrol edeyim dedim de, onların da en az yarısı güncelliğini yitirmiş.
  • www.antimousepad.org : Emre Büyükozan'ın blogu da aktifliğini yitiren bloglar arasındaki yerini almış. Gerek tasarımı gerekse içeriği ile takip ettiğim bir blogtu. Suskunluğa bürünmesi kötü olmuş.
  • punkthepump.blogspot.com : İlginç bloglara ev sahipliği yapan bu blog da güncelliğini yitirmiş maalesef.
Daha benim takip etmediğim ama kapandığına şahit olduğum onlarca blog var. Elbette bununla birlikte açılan yüzlercesi. Ama sanırım bir 5 yıl sonra hala ayakta duranlar çok şeyler görmüş geçirmiş olacaklar.

Takip edin, takip edilin...

Sevgilerimle...

Yıl 1961

Uzun bir aradan sonra bir mim dalgasından nasiplenmişim, henüz farkettim. Beni mimleyen ise yazılarını fırsat buldukça severek takip ettiğim Cem Daştan.

Doğum tarihinizden (1985) yaşınızı (24) çıkartın (1985-24), o yıl (1961) şimdiki yaşınızda (24) olsaydınız;
  1. Adınız ne olurdu?
  2. Hangi mesleği yapıyor olurdunuz?
  3. Nerede yaşamak isterdiniz?
  4. İdolünüz kim olurdu?
  5. O yıllara ait bir fotoğraf, şarkı veya söz varsa ekleyiniz.
Açıkçası zor bir mim. 1960'lı yılları araştırmam gerekti. Bunun için Google Arama sonuçlarını, Hürriyet arşivlerini, ve Wikipedia sayfalarını kurcaladım. 1961 senesinde babam bile 5 yaşında olduğu için geçmişe ait derin bir bilgim yoktu açıkçası.

Ama inceledikçe ilginç ve güzel bilgiler elde ettiğimi düşünüyorum.

Türkiye 27 Mayıs 1960 darbesinden henüz çıkmış. Yani Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk askeri darbesine tanıklık etmişim çok kısa bir süre önce. Eğer şimdiki dili uzunluğum o zaman da varmış ise, kesinlikle ciddi acılar çekmiş olmalıyım.

O zamanlar şimdiki kadar evlilik konusunda geç kalmış olacağımı zannetmiyorum ve evli olduğumdan ötürü ben de alyansımı bozulan ekonomiyi düzeltmek adına bağışlamış ve de karşılığında "Devrim Alyansı" olarak tabir edilen bakır yüzüklerinden almışımdır. Gerçekten ilginç bir ayrıntı.

1961'de daha milliyetçi bir Anayasa hazırlanmış. Hatta darbe öncesi DP'lilerin Kürdistan Hükümeti'nin kurulması için çalışmalar yaptığı iddia edildiğinden; 1924 Anayasası'ndaki "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir" ifadesi, yeni anayasada "Egemenlik Kayıtsız Şartsız Türk Milletinindir." olarak değiştirilmiş.

1961 senesine Türkiye için genel olarak baktığımda dikkatimi çeken olaylar ise şöyle:
  • 16 Ocak'ta Amerika Türkiye'ye 43 Milyon $ yardımda bulunmuş. Bu para şimdinin orta büyüklükteki şirketlerinde zaten mevcut olan bir para. 45 yılda nasıl bir yükseliş yaşamışız da farkında değilmişiz.
  • "Alamancı" kavramı sanırım ilk 1961 senesinde doğmuş. Çünkü 17 Şubat'ta Türk-Alman İş ve İşçi Bulma Kurumları arasındaki anlaşma ile her yıl iki üç bin Türk işçinin Almanya'ya gitmesi kabul edilmiş.
  • 12 Nisan'da Yuri Gagarin uzaya çıkan ilk insan olmuş.
  • Yeni sorunların habercisi 9 Ağustos 1989'da Doğu Almanya Hükümeti'nin isteyen vatandaşlarının Batı Almanya'ya gidebileceğini açıklamasıyla yıkılan Berlin Duvarı, 13 Ağustos'ta yapılmaya başlanmış.
  • 17 Eylül 1961'de Adnan Menderes idam edilmiş.
  • Cemal Gürsel, 4.Cumhurbaşkanı olarak seçilmiş.
  • 20 Kasım'da İsmet İnönü başkanlığında CHP-AP koalisyonu kurulmuş.
  • İlham Gencer ve Fecri Ebcioğlu'nun, Bob Azzam'ın bir şarkısı üzerine yazdığı "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" u sahnelerde söylemeye başladı. Şarkının çok kısa sürede sevilmesi üzerine de 78'lik plak olarak basılan bu şarkı, "resmi" olarak Türk Popu'nu başlattı.
  • Adı "Mustafa" filmi ile anılan Can Dündar 16 Haziran 1961'de doğmuş.
  • Aynı tarihte ise benim çok değer verdiğim bir yazar olan Peyami Safa vefat etmiş.
  • 2 Temmuz'da ise Ernest Hemingway hayata gözlerini yummuş.
Genel bir araştırma yaptıktan sonra mimimize geri dönelim ve soruları cevaplayalım.

  1. (1961-27=)1937 senesinde doğmuş olacağımdan ve henüz büyük bir kurtuluş mücadelesinden henüz çıktığımız için adım Kurtuluş, Yılmaz ya da basit bir isim olarak Mehmet olabilirdi.
  2. O karmaşık dönemde ya bir asker olurdum ya da bir yazar.
  3. Ankara'da, tüm karmaşanın hüküm sürdüğü bir alanda. Ama Türkiye'yi de gezip görmek isterdim, henüz bu kadar bozulmamışken.
  4. İdolüm elbette Mustafa Kemal Atatürk olurdu.
  5. O zamanın en önemli filmlerinden bir tanesi 10 Oscar Ödülü alan West Side Story imiş. Şarkı sözü olarak da Türkiye'de Resmi olarak Türk Popu'nu başlatan "Bak Bir Varmış Bir Yokmuş" adlı çok beğendiğim şarkıyı paylaşmak istiyorum.
Bak Bir Varmış Bir Yokmuş

Bak bir varmış bir yokmuş, eski günlerde
Tatlı bir kız yaşarmış, Boğaziçi'nde

İşte bir sabah erken, masal böyle başlamış
Delikanlı genç kıza, iskelede rastlamış
Bakışmışlar göz göze, gören kimse olmamış
Fakat denizde dalga, oynamaya başlamış

Bak bir varmış bir yokmuş, eski günlerde
Tatlı bir kız yaşarmış, Boğaziçi'nde

Delikanlı yaklaşmış, ne kadar güzelsiniz
Güzel kız uzaklaşmış, fakat siz de kimsiniz
Ben bir erkek meleğim, bırak yanına geleyim
Ellerimi sürmeden, gözlerimle seveyim

Bak bir varmış bir yokmuş, eski günlerde
Tatlı bir kız yaşarmış, Boğaziçi'nde

Olamaz hayır hayır, annem çok kızar buna
Beni kenara ayır, git takıl şuna, buna
Şayet istersen beni, bize yolla anneni
Söz veriyorum sana, olacağım gelini

Bak bir varmış bir yokmuş, eski günlerde
Tatlı bir kız yaşarmış, Boğaziçi'nde



Bak Bir Varmış Bir Yokmuş - İlham Gencer

Ben de Başak, Arzu ve Mert'i mimliyorum. Eğer bu mim hakkında bir şeyler yazmadılarsa dilerim mimime cevap verirler.

Güzel günler sizlere ve tekrar Teşekkürler Cem'...

Slumdog Millionaire ve Müzikleri

Slumdog Millionaire, 2008 yılının en özel filmlerinden biri. Film birçok ödüle aday oldu ve aday olduğu ödüllerin birçoğunu aldı. Şimdi de gözünü Oscar Ödülleri'ne dikmiş durumda. Tam 10 dalda Oscar'a aday ve eminim en az yarısını kazanacak. Ödüllerin tam listesine buradan ulaşabilirsiniz.

Filmin yönetmeni, Shallow Grave, Trainspotting ve 28 Days Later filmlerinin de yönetmeni olan Danny Boyle. Bu filminde de çok sıradışı bir şekilde konuları ele almış. Basit bir bakış açısı ile belki sıradan bir aşk hikayesinin önüne geçemeyecek olan film, muhteşem olay örgüsüyle sizi olayların içine çekiyor.

Film, "Kim 500 Milyar İster?" adlı yarışmanın Hindistan versiyonu ile birlikte bir gencin tüm yaşamını bizlere sunuyor. Film başından sonuna kadar Türkiye'nin hiç de yabancı olmadığı bir ortamda geçiyor. Yabancılık çekmemesinin nedeni Hindistan varoşlarının bizim varoşlarla olan benzerliği. Belki filmi bize bu kadar yakın hissettiren sebep de budur. Olanlara şaşırmıyor, hatta doğal karşılıyorsunuz; sanki sokağa çıkmışsınız ve etrafınıza bakmışsınız gibi.

Filmde çok iğneleyici yerler de mevcut. Filmlerden bir sahne gibi olacak ama konuşmalara dikkatinizi tam vermenizin gerekliliğini anlamanız için paylaşmak istiyorum:
Filmdeki kahramanımız Jamal Malik, yarışmada 100$'ın üzerindeki kişinin resmini biliyor. Ama polis dedektifinin gösterdiği 1000 rupi'nin üzerindeki kişiyi bilemiyor. Jamal Malik'in Hindistan'da doğmuş ve büyümüş olduğunu düşündüğümüzde bu durum saçma gibi. Ama işte şu diyalog herşeyi açıklıyor ve çok nüktedar bir durum ortaya çıkartıyor:
Polis Dedektifi: Explain the 100 dolar bill.
Jamal Malik: Bombay had turned named to Mumbay.
Türkçesi:
Polis Dedektifi : 100 doları açıkla bakalım.
Jamal Malik: Bombay'ın adı Mumbay'a çevrildi.
Özümüzü kaybettik ve yabancılaştık, kendimizden daha çok yabancıları bilir olduk demek istiyor. Bu tür bir çok diyalog film içerisinde mevcut, bu nedenle lütfen çok ama çok dikkatli dinleyin konuşmaları.

Filmin içeriği hakkında daha fazla konuşmayacağım. Ancak filmin sonunda, filmde görev alanların geçtiği bölümde çok güzel bir müzik eşliğinde harika bir dans şov var. İnsanı kıpır kıpır ve cıvıl cıvıl eden bir dans. İzlemeden sinema salonundan ayrılmayın derim.

Ve son olarak müzikleri...
Hint Ezgileri, Modern Müzik ile harika bir şekilde harmanlanmış ve muhteşem bir ikili oluşturmuşlar. Tüm müziklerde adı geçen A.R.Rahman'a ve ona eşlik eden onlarca sanatçıya teşekkürler, muhteşem bir iş başarmışsınız.

Filmi kesinlikle izlemelisiniz, izledikten sonra buradan düşüncelerinizi benimle paylaşırsanız ayrıca mutlu olurum. Aşağıda filmin müziklerinden en beğendiğim 5 tanesini dinleyebilirsiniz.

İyi Seyirler ve İyi Dinlemeler...
Prem Kumar: So are you ready for the final question for 20 million rupees?
Jamal Malik: No, but maybe its written, no?
Prem Kumar: Maybe...

Sadece Başarı Sizinle Olsun

Her önemli günde "Sağlık, Başarı ve Mutluluk Sizinle Olsun" diye temennide bulunulur. Herkes herhangi birinin olması halinde diğerlerinin de onu takip edeceğine inanır. Ama acı bir şekilde deneyimledim ki, günümüz şartlarında içlerinden başarı hariç diğerlerinden sadece birinin olmaması, diğerleri bütünüyle sizde olsa dahi sizi etkilemiyor. Başarının varlığında ise, mutsuzluklar ve hastalıklar sizden uzak oluyor.

Şimdi birçoğunuz bunu itiraz edeceksiniz belki. Ama gelin birlikte detaylı bir şekilde inceleyelim isterseniz. Çok zor değil açıklaması emin olun. Sadece olumlu tarafından bakmak yerine olumsuz tarafından bakacağız ve sonuca ulaşacağız.

Mutluluğu ele alalım. Mutlu olduğunuzu düşünün. Sadece mutlusunuz.
Ama sağlığınız yerinde olmayabilir. Mutlusunuzdur ama ölüm döşeğindesinizdir, ağrılarınız almış başını gitmiştir. Tüm sevdikleriniz sizin yanınızdır, bir an üzülmenize izin vermemeye çalışıyor olabilirler. Belki gerçekten sevdiklerinden, belki de acıdıklarından sizi mutlu etmeye çalışıyorlardır. Son vakitlerinde mutlu edelim çabası vardır. Gerçi onlarda bir noktadan sonra sizden uzaklaşacaklardır. Ya da ölüme yakın olduğunuz için mutlusunuzdur, böylesi de daha iyi bir mutluluk sebebi emin olun.
Başarılı da olmayabilirsiniz.Tüm işleriniz ters gidiyor olabilir. Siz çabalıyorsunuzdur ama işleriniz bir türlü düzelmiyordur. Ya da artık herşeyden vazgeçmişsinizdir. Tembelleşmiş ve ipin ucunu bırakmışsınızdır. Sonuç olarak da başarı sizden fersah fersah uzaktadır.
Sonuç olarak; dünyanın en mutlu bireyi siz olsanız dahi, sağlık ve başarı sizden uzaktır.

Sağlığı ele alalım. Sağlıklı olduğunuzu düşünün. Sadece sağlıklısınız.
Ama mutluluğunuz yerinde olmayabilir. Sağlıklısınızdır ama etrafınızda sevdikleriniz yoktur. Sonsuz bir hayat sürecekmişcesine sağlıklısınızdır ama yapayalnızsınızdır. Hatta bu kadar sağlıklı olduğunuz için sizden nefret eden hastalılıklar bile olabilir çevrenizde, sanki bir suç gibi. Ve yine birçok sağlıklı birey, sırf mutsuzluktan ötürü sapasağlam yaşamlarına son verme girişimi içine bile girmişlerdir.
Başarılı da olmayabilirsiniz. "Sapasağlam adamsın, elin iş tutsun." diyenleri saymayı bile bırakmışsınızdır ama eliniz bir türlü iş tutmamaktadır. Bir türlü başarılı olamıyorsunuzdur. Ya da tembelliğinizin sebebi, "Herşeyin başı sağlık!" cümlesidir ki bu da başarı adına sonunuzu getirmiştir.
Sonuç olarak; sonsuz bir hayata yetecek kadar sağlıklı bir birey dahi olsanız, mutluluk ve başarı sizden uzaktır.

Şimdi de başarıyı ele alalım. Başarılı olduğunuzu düşünün. Sadece başarılısınız.
Ve mutluluk da sizinle olacaktır. Başarınızı çekemeyen birkaç kişi çıkıp "Bunlar sana değil başarına geliyor." deseler de sonuç olarak etrafınızda sizi sevenler ve sizi mutlu edenler, sizi üzenlerden daha çok olacaktır. Günümüzde sadece başarılı olanlar mutlu olmaya layıktır ve sadece onlar sevilir. Çünkü başarı güçtür, cennetin anahtarıdır.
Sağlıklı da olursunuz. Ne zaman sağlığınız sizi terk etmeye kalkacak olsa, başarılarınız sonucu gelen gerek maddi gerekse manevi güçle eski sağlığınıza yeniden kavuşabilirsiniz. Ama başarılı olmasaydınız bu güçleri hayatta bulamazdınız. Ölseniz bile, huzurla göç edersiniz çünkü başarmışsınızdır.
Sonuç olarak; günümüzde herşeyin temelinde yatan başarıdır. Başarı varsa, mutluluk da sağlık da sizinledir.

İşte bu nedenle, tek dileğim:

Başarı Hep Bizimle Olsun! (diğerleri onu takip eder zaten...)

İşte Hayat - İlhan İrem

Gittiğin gün, hayat bitti sanmıştım
Gittiğin gün, ölümü yaşamıştım
Gittiğin gün, zaman durdu sanmıştım
Meğerse ben yanılmışım

İşte hayat, yine akıp gidiyor
İşte hayat, sensizde yaşanıyor
İşte hayat, böyledir deniyor
Zaman her şeyi siliyor

Öyle uzak, şimdi bana, yaşadığım hatıralar
Bir bulanık film / resim sanki, senle dolu dakikalar
Bak yinede zaman zaman, düşünürsem gözlerini
Her yanımı anlatılmaz yemyeşil bir sızı kaplar

Bence artık, sen sönmüş bir güneşsin
Bence artık, sen yankısız bir sessin
Bence artık, soluksuz bir nefessin
Bence artık, herkes gibisin

İşte hayat, yine akıp gidiyor
İşte hayat, sensizde yaşanıyor
İşte hayat, böyledir deniyor
Zaman her şeyi siliyor

Boşver Arkadaş - İlhan İrem

Hep bir ümit uğruna yaşıyoruz hepimiz
Mutluluğun ardından koşuyoruz hepimiz
Kimi pulda parada aşkı arar kimimiz
Düşünür kara kara ağlar çaresiz
Ağlama arkadaş ağlama aşk için
Şu kısacık hayatta bu yaşlar niçin
Ağlama arkadaş ağlama aşk için
Bu günler geri gelmez gider gençliğin
Boşver boşver arkadaş başka bulursun
Bütün kalbin sevinçle neşeyle dolsun
En kötü günlerimiz hep böyle olsun
Mutluluklar bizimle elem yok olsun
Boşver boşver arkadaş başka bulursun
Bütün kalbin sevinçle neşeyle dolsun
En kötü günlerimiz hep böyle olsun
Mutluluklar bizimle elem yok olsun
Kapılma hayallere bir gün dönecek diye
Haydi sil gözlerini bakma maziye
Sakın kanma bir daha kanma tatlı sözlere
Bu ders olsun sizlere yaşlı gözlere
Ağlama arkadaş ağlama aşk için
Şu kısacık hayatta bu yaşlar niçin
Ağlama arkadaş ağlama aşk için
Bu günler geri gelmez gider gençliğin
Boşver boşver arkadaş başka bulursun
Bütün kalbin sevinçle neşeyle dolsun
En kötü günlerimiz hep böyle olsun
Mutluluklar bizimle elem yok olsun
Boşver boşver arkadaş başka bulursun
Bütün kalbin sevinçle neşeyle dolsun
En kötü günlerimiz hep böyle olsun
Mutluluklar bizimle elem yok olsun

Yasaklı Siteler İçin OpenDNS

Yasaklı sitelere girmek için birçok program ve uygulama mevcut. Ancak bence en güvenlisi, bazen YouTube'da işe yaramasa da, OpenDNS. OpenDNS'i uygulamak için bilgisayarınızda bir takım ağ ayarlarını değiştirmelisiniz.
  • "Ağ Bağlantılarım"a tıklayın.
  • Açılan pencerede sol tarafta bulunan "Ağ Bağlantılarını Görüntüle"ye tıklayın.
  • "Yerel Ağ Bağlantısı"na sağ tıklayıp "Özellikler" deyin.
  • Açılan pencerede "İnternet İletişim Kuralları (TCP/IP)"na çift tıklayın.
  • DNS adreslerini kullan deyip Yeğlenen DNS Sunucusu için 208.67.222.222, Diğer DNS Sunucusu için ise 208.67.222.222 girin.
  • "Tamam" deyip çıkın.
Not: Bu bilgileri, blogumda aktif olarak kullandığım imeem'e ulaşamazsanız kullanabilirsiniz. Olumlu sonuç alacaksınız.