Özgürlüğüm İçin Göster Gücünü

Bu sefer ben konuşmak istiyorum.
Herkes konuştu benim hakkımda, bu sefer ben.
Susturma beni, susturtma…

Kimim ben?
Doğar doğmaz tanırsın beni, sen öldükten sonra dahi seninleyimdir.
Hiç bırakmam seni. Sensiz olamam çünkü…
Yalnız kaldığını düşündüğünde bile benimlesindir farketmezsin.

Paylaşırım en aydınlık günlerini, en karanlık gecelerini…
Paylaşırım mutluluğunu, üzüntünü, sessizliğini, sesini…
Paylaşırsın beni sevdiklerinle, nefret ettiklerinle…

Seversin beni…
Yaşın, cinsiyetin, dilin, ırkın, dinin neyin varsa seni sınıflamaya çalışan;
Beni sevmeni ve benimle olmanı etkilemez.

Kucaklarsın beni kendinden bir parça gibi.
Ruhunun derinliklerinde saklarsın varlığımı,
Varlığımla ruhuna ruh katarım.

Düğünlerine gelirim, cenazende bulunurum.
Yeni yaşını benimle kutlarsın,
Yeni yılına benimle başlarsın.
Dini törenlerinde saygıyla bulunurum,
Zafer günlerinde gururla hazır olurum.

Sabah kahvaltında mısır gevreğine,
Çay saatinde bisküvine ortak olurum.
Trafik çilende stressini alırım,
İş yerinde ise sığınağınımdır.
Romantik bir akşam yemeğinde,
Sevgilinin kollarındaki andayımdır.

Bensiz düşünemezsin kendini,
Düşünmek de istemezsin.

Sensiz var olamadığım gibi,
Bensiz de var olamazsın.

Kısaca senimdir, sen de ben.
Sesin sesimdir bunu sen de bilirsin.
Ve susturulmak istendiğimde, susturmalarına izin vermezsin.

Bugün de izin verme.
Susturtma beni.
Sesimi kısmak isteyenlere karşı dur.

Seni hiç yalnız bırakmadığım gibi,
Sen de bırakma beni yalnız.

Göster onlara gücünü, gücümüzü.

Susturma beni, susturtma…

Özgürlüğüm için göster gücünü…

Özgürlüğümüz için…

[*FREE IS FREE*]

Yol Arkadaşımız Üniversite

 
Günümüzde her gencin büyük umutlarla ve kelimenin tam anlamıyla, varlarını yoklarını ortaya koyarak kapak atmaya çalıştıkları yerdir üniversiteler. Birçokları üniversiteyi meslek edinmek için okur. Pek bir azı da üniversiteyi, bir deneyim alanı ya da daha açık bir ifadeyle hayata bakışına yeni anlamlar yükleyecek eşsiz bir yer olarak görür, tıpkı benim gibi.

Üniversite bir yaşam alanıdır. Farklı kültürlerden insanların bir araya gelip aynı çatı altında bir çok değeri paylaştığı bir yerdir. Kişi, müfredat çerçevesinin dışında, bir çok sosyal bilgiyi bu mekanda kazanır ve benimseyerek yaşamanın tüm evrelerinde bu bilgilerini aktif olarak kullanır. Bu anlamda üniversite, teknik amaçlarından ziyade, pratik eylemler sunan bir kurumdur.

Üniversiteyi oluşturan bireylerin kültür etkileşimlerinin yanısıra, her bir üniversitenin kendine ait bir kültürü vardır. Uzun yıllar sonucu oluşan bu kültür, kendini köklü üniversitelerde açık bir şekilde ortaya koyar. Üniversiteye gelen birey, çevresinden edindiği kültür çeşitlemelerine, üniversitenin kültürünü de katarak bunu kendi düşünce ve ruh sisteminde yoğurur. Mezun olduğunda ortaya çıkansa işte bu zengin kültürdür.

Edinilen kültürü ve buna bağlı deneyimleri bir kenara koyarsak, üniversite gelecekteki mesleğimizi doğrudan belirleyici rol üstlenmez. Elbet seçtiğimiz alanda belirli bilgileri bizlere aktarır, ancak bu neyin nasıl yapılacağına dair bir örneklendirme kolaylığıdır. Örneğin İnşaat Mühendisliği alanındaki dersler, bu mühendisliğin konusunu temel aldığımızda; o konuya nasıl bir hazırlık yapmamız gerektiğini, o konu ile ilgili hangi tür bilgileri teorik olarak öğrenmemizin bize yarar sağlayacağını, hangi uygulamalarla bilgilerimizi desteklememiz gerektiğini ve tüm bunları layıkıyla yaptığımızda nasıl bir sonuca ulaşacağımızı gösterir. Bu işlemler bambaşka bir alanda da benzerdir. Bu özelliği ile üniversite bir yol göstericidir.

Üniversite, bize kazandırdığı kültür birikimi ve önümüzdeki yaşamımızda neyin nasıl yapılacağını göstermesiyle, tam donanımlı bir rehberdir. Üniversiteye bu gözle baktığımızda, ondan edindiğimiz kazanımlar da çok farklı olacaktır. Üniversite aşmamız gereken bir engel değil, engelleri aşmamızı sağlayan ve yaşamımız boyunca bize arkadaşlık yapacak bir yoldaştır.

Bir Geceliğine Bana Sahip Olmak İster Misiniz

Sevgili Eray Endeş'in blog dünyasına kazandırmış olduğu Blog Ödülleri yarışmasının bu yıl ikincisi düzenleniyor. Geçen yıl yaşanan tatsızlıklar ve "Zaten kazanacaklar belli!" lakırdıları ile geçtiğimiz günlerde adayları kabul eden ve şuan oylaması süren bu yarışma, gerçekten çok ilginç durumlara ev sahipliği yapıyor.

Şimdi blog sahipleri, oy toplayabilmek için hediye dağıtmaya başlamışlar. Bu konuda herhangi bir kısıtlama yokmuş. Ben de karar verdim, kendimi veriyorum. Evet, yanlış duymadınız. Bana oy verin, bir geceliğine sizin olayım.

Şu fani dünyada, ayakta tutmaya çalıştığım canımdan başka bir şeyim yok. Alın, o da size feda olsun Canlarım.

Şimdi şu adrese http://2009.blogodulleri.com/blog/sadece-insan gidiyor ve bana oy veriyorsunuz. Bana oy verdiğinizi bir şekilde ispat ediyorsunuz, ben de sizin aranızda çekiliş yapıyorum. Kazanan bir geceliğine bana sahip oluyor.

Oyların kömürle ve beyaz eşya ile satın alınmaya çalışıldığı bir ülkede, kendimi sunmuşum çok mu?

Not: İpek hanımefendinin uyarısını haklı bularak birkaç fotoğrafımı ve özelliklerimi sizlerle paylaşıyor ve de oylarınızı bekliyorum.


Boy: 1.83 cm - Kilo: 68 kg
Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Öğrencisi
1,5 yıl radyo programı yaptım.
Çok neşeli birisiyimdir. Burcum Akrep ama çok korkmanıza gerek yok.

Aaa kendimi hiç fiziksel olarak tanıtma ihtiyacı duymamışım şu vakte kadar. Hiçbir şey bulamadım. Merak ettiklerinizi yazın, ben cevaplayayım. Böylesi daha iyi olacak gibi. Zaten fotoğraflar size birçok şeyi sunacaktır.(Bir de deniz kenarında koydum ki reytinglerim tavan yapsın.)

Haydi oyları görelim...

Not -1 : Yarışmadan son gün çekileceğim. Bu nedenle bana sahip olmak isteyenler stadyumlara sığmaz olsa da benim kazandığımı göremeyeceksiniz. Vah vah...
Not - 2 : Bu kampanyayı bir kız olarak yapsaydım, tüm blogların tozonu attırırdım ve hatta kırılması güç bir rekor kırardım. Ah benim insanım...
Not - 3: Çekiliş sırasında her türlü çirkefliği yapabilirim, şimdiden söyleyeyim. Eee biz buna .ötü kollamak diyoruz.

Manga - Dünyanın Sonuna Doğmuşum

Aralık 2004’te yayınladıkları kendi isimlerini taşıyan Altın Plak ödüllü ilk albümleri ve Bir Kadın Çizeceksin, Dursun Zaman, Bitti Rüya gibi parçalarıyla büyük bir çıkış yakalayan maNga, dört yılı aşkın bir aradan sonra ikinci albümleri “Şehr-i Hüzün”le geri dönüyor..

1- Gün Doğumu
2- Beni Benimle Bırak
3- Dünyanın Sonuna Doğmuşum
4- Cevapsız Sorular
5- Evdeki Ses
6- Her Aşk Ölümü Tadacak
7- Şehr-i Hüzün
8- Hayat Bu İşte
9- Üryan Geldim
10- Tek Yön Seçtiğin Tüm Yollar
11- Gecenin Ritmi
12- Hepsi Bir Nefes
13- Sessizlik Sona Erdi
14- Kaçamak Faslı
15- Alışırım Gözlerimi Kapamaya
16- Gün Batımı

Ve işte bu albümün çıkış parçası "Dünyanın Sonuna Doğmuşum" sizler için gelsin...



Naber bak, bende dert yok tasa yok
Mutluyum artık bir beynim yok
Dikmişim ekrana gözlerimi
Başka da bir ihtiyacım yok
Kişisel neyim kaldı ki bir iletim olsun
Tıklana tıklana her şeyim ortada
Atın ölümü arpadan olsun
Her yiğit gibi benimki de meydanda
Tıklama konusu ayrı bir dava
Mahkemelerde görülüyor hala
Namusu bacak arasında ararım
Dişi sinek bile görsem laf atarım
Çakma makma, üçe beşe bakmam
Önüm, arkam, sağım solum markam
Bana pastamı verin, ekmeğe gerek yok
Ben tüketmeden var olamam
Ayna, ayna hadi söyle benden daha gamsızı var mı?
Ayna, ayna hadi söyle benden daha arsızı var mı?

Dünyanın sonuna doğmuşum
Ya da ölmüşüm de haberim yok
İyi bilirdik derler elbet ardımdan
Bundan büyük bir yalan yok
Yok , bundan büyük yalan yok
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın
Dedikodu yapar, keyfime bakarım
Ağzımda sakız, elimde çanta
Fink atarım kaldırımlarda
Bağlanmaya sonuna kadar karşıyım
Ama dizilerimden beni ayırmayın
Değişir dünyam bir tuşla uzaktan
Elimdeki kumandam hayatıma kumandan
Yeni bir kart verdi bugün bankam
Puanlarım artık en büyük kankam
Olmasa da cebimde beş kuruş para
Cebimdeki telefon on numara
“Bak kızım, yedi kocalı hürmüz gibi dolan
Ama ailemizin kızı gibi davran,
Seni alacak biri de bulunur elbet
En kolay parayı hep sen kazan”
Ayna, ayna hadi söyle benden daha gamsızı var mı?
Ayna, ayna hadi söyle benden daha arsızı var mı?
Dünyanın sonuna doğmuşum
Ya da ölmüşüm de haberim yok
İyi bilirdik derler elbet ardımdan
Bundan büyük bir yalan yok
Yok , bundan büyük yalan yok
Sıkıldım çok, her dakika düşünmekten üzülmekten
Artık yok, kalmadı gücüm düşmekten yenilmekten
Pişmanım erken vazgeçmekten kendimden
Bu alem geçmiş kendinden
Ne gelir elden?

Ücretsiz AutoCad 2010

Autodesk Autocad 2010'u, Student Engineering & Design Community http://students6.autodesk.com/ öğrencilerine ücretsiz dağıtıyor.

Üniversite Öğrencilerine Benzersiz Hizmet adlı yazımda incelediğim AutoDesk sitesi, öncü ve bir numaralı yazılımı olan AutoCad 2010'u da öğrencilere ücretsiz olarak sunduğu programlarının arasına eklemiş.

AutoCad hakkındaki detaylı bilgiye buradan ulaşabilirsiniz: http://www.autodesk.com/autocad

Aşkın Efendisi

Bir gün bir bakarsın kalbin ağrır olur. Anlamazsın neler olduğunu. Hayır mıdır şer midir bilemezsin. Kapılırsın seni saran sıcaklığa. Garip bir heyecandır. Yaşamamışsındır öncesinde bu hissi hiçbir şeyde. Hiçbir şey seni bu kadar sıkı sarıp sarmalamamıştır. Hiç bırakmak istemezsin, anlamadan neler olduğunu. Ama devam etsin istersin, hiç ama hiç dinmeden.

Kapılmışsındır aşk denen illete. Güzellikse neden vardır içinde üzüntüler ve çirkinlikse niye yaşatır mutlulukları. Nedir, ne değildir anlamazsın. İşte bu anda bir karar vermek zorundasındır. Ya sorgulamadan kabul edeceksindir bu bilinmezliği, ya da sorgulayıp saplanacaksındır en belalı bataklıklara.

Aşkın Efendileri sorgulamadan kabul edenlerdir. Aşk da bir bilinmezdir hayat gibi. Bitmez zannedersin hiçbir zaman, bir bakarsın bitivermiş. Tam bitti dersin, yeniden başlamış. Bazen de bir yaşamı bitirirken diğerini başlatıverir. Tıpkı aşk gibi.  Umutlar bittiğinde hayatlar tükendiği gibi, aşk da biter umutlar bittiğinde. Aşk da doludur hayat gibi tüm renklerle. Ve bilirler Aşkın Efendileri, ak gibi kara da vardır aşkta.

Şanslılar vardır, ilk aşkları son aşkları olur. Yorulmaz kalpleri kanadı kırık sevdalarda. Tükenip gitmezler sonu bilinmez yolculuklarda. Sanırlar, hayat mutlulukla ve herkes sevgiyle dolu. Bilmezler kıymetini sevdiklerinin, yaşarlar acımasızca aşkı. Acıtırlar sevdiklerinin kalplerini, çünkü sanırlar ki tüm aşklar mükemmeldir. Yaralanırlar da yaralarken. Ve sanırlar daha mükemmeli vardır elinde tuttuklarının.

Şanslıların aşkları, Aşkların Efendileri iledir. Şanslıların tüketmez aşklarını, Aşkın Efendileri. Bilirler Aşkın Efendileri; zordur aşklar, yaşadıkça ve yaşatmak için inat ettikçe güçlenir. Filmin sonuna gelindi sanılır, ama Aşkın Efendileri sarıverirler makarayı başa ve değiştirmeden makarayı, yepyeni ve bambaşka bir film çekiverirler. Kaybetmek istemezler ilki gibi şimdiki aşklarını. İlk aşkı yaşamamış Şanslılar bilemez onların neler çektiklerini, nelere göğüs gerdiklerini. Bilmeden mükemmeli ister Şanslılar, istedikçe de kavuşurlar. Çünkü onlar Şanslılardır ve aşklarının sahipleri Aşkın Efendileri’dir.

Bazıları ise ömürleri boyunca aşklarını ararlar. Kaybetmişlerdir bir kere Aşkın Efendileri’ni.  Bilmezler aramak deva değildir derde, çare getirmez çaresizliğe. Umutsuzluk kapattığında yolları, aşkları gibi bitirmek isterler hayatlarını da. Her yeni aşkta, kaybettikleri Aşkın Efendileri’ne özlem duyarlar. Geçmişin özlemi, bugünün mutluluklarını karartır. Karardıkça günler, gecelerle bir olur. Her bir aşk denemesi biter hüsranla. Aşkın Efendileri’ni aramakla geçer ömürleri, belki bulurlar belki de aşka feda olurlar.

Ne aşka feda olarak, ne de aşkı feda ederek yaşamak lazım.
Yaşamak aşkı yaşam gibi ve aşık olmak yaşama aşk gibi.

İmza : Aşkın Efendisi