Çok Ayıp Ettin ATV

Dün akşam Avrupa Yakası, 6 sezon süren yayın hayatının sonuna geldi. Cem Yılmaz, Cem Davran, Melis Birkan, Tamer Karadağlı ve Emel Sayın gibi bir çok ünlü sanatçıya da bu son bölümde yer vermişler.

Dizinin bitiş bölümü çok aceleye getirilmiş sanki. Yazarların en çok zorlandıkları noktadır, son. Bir eserin sonu iyi değilse, giriş ve gelişmesi ne kadar iyi olursa olsun yarım kalır herşey ve tadı kaçıverir. Gülse Birsel de sonunu iyi getirememiş eserinin, kötü olmuş.

Cem Yılmaz ile Burhan arasındaki diyalog o kadar gerçekçiydi ki, tebrik ettim ekrana yansıtılma şeklini. Dizinin genel yapısı içerisinde biraz tuhaf durdu, ama gerçekten iyi bir yansıtmaydı.

Ve ATV'ye bol miktarda hakareti bir kaç saniye içinde sarfetmeme neden olan durum, yani bana bu yazıyı yazdıran o büyük ayıp...

Avrupa Yakası'nın son bölümünün sonuna o zamana kadar dizide emeği geçmiş kişilerin görüntülerine sırasıyla yer vermişler. Ekrana gelen görüntülerin önem önemsizlik ya da eski yeni sıralamalarına sahip değildi, herkese eşit hak tanınmış ki bu yapımcıların yaptığı hoş bir şey.

İşte bu görüntüler geçerken, geçtiğimiz günlerde kaybettiğimiz ve Avrupa Yakası ile bütünleşen Gazanfer Özcan'ın nasıl bir şekilde ekrana geleceğine dikkat kesildim.

Avrupa Yakası ekibi yine bir güzellik yapmışlar ve Hümeyra ile Gazanfer Özcan'ı sona saklamışlar. En güzel şeylerin sona saklanması gibi akan görüntülerde en son ekrana geldiler.

Ve ATV işte burada ciddi manada bir ayıp etti ve Gazanfer Özcan üzerinden prim yapmaya kalkarak diziden sonraki programın reklamını, ekranın yarısını kaplayacak ve Gazanfer Özcan'ın görüntülerini kapayacak şekilde veriverdi.

ATV lafım sana, reklamın iyisi kötüsü olur... Her gün okula gidip gelirken 100 küsurunca gününde olan grev nasıl sana olan sempatimi kaybettiriyorsa, dün yaptığın ucuz reklam sana antipati duymama sebep oldu...

Çok ayıp ettin ATV, çok...

Tam 4 Yıl

Tam 4 yıl önce başladı ilişkimiz, 4 yıl önce saat 05.30 gibi. Günün ilk saatlerinde sıradan iki arkadaştık ve sadece 6 saat sonra bir ilişki başlamıştı aramızda. Bir "İyi Geceler"in devamında geldi, "Sana aşık oldum!" dedim ve açılıverdim. Ama bana aşık falan değildin, "Sadece bir şans ver!" dedim ve ekledim "Eğer şimdi bana bu şansı vermezsen, hayatından çekileceğim. Çünkü sana aşık olduğumu bile bile arkadaş gibi kalamam." Bilirim, yapamam; eski samimiyetim kaybolur ve kendi kendimi yemeye başlarım.

Günlerden Salı idi, takvimler 21 Haziran 2005'i, saatler 05:30'u gösteriyordu. Bir telefon ahizesinde başladı ilişkimiz. Bilmiyorduk neler yaşayacağımızı, neler tadıp neler göreceğimizi... Ama başladık en lezizinden bir ilişkiye...

 Dedim ya, bana aşık falan değildin başta ve işte bu nedenle ilk bir hafta sana "Aşkım" dedirtmek kolay olmadı. Garip bir durumdu senin için aslında, sadece birkaç gün önce arkadaş olarak gördüğün 'çocuğa' şimdi "Aşkım" demek elbette kolay olmayacaktı.

"Çocuk" dedim, evet çocuktum. 20 yaşındaydım ama büyümemiştim. Hayallerim vardı ve henüz hayatın gerçekleriyle şiddetli savaşlar yaşamamış ve derin yaralar almamıştım. İnanırdım kendime, ölümüne. Sanırdım herşeyi yapabilirim... Ama öğrendim, şu 4 yılda öğrendim...

Ama beklenenden kolay oldu, seviverdin beni... O kadar doğal ve tatlıydı ki beni sevmen. Hiçbir şey hissettiremezdi o güzelliği. O kadar içten, o kadar temizdin ki; seninle konuşmak çok ayrı ve eşsiz bir tattı.

Eğitime gittiğim üniversitede görmüştüm seni. Ya da şöyle demeliyim görmüş olmam gerekirdi, ama görememiştim. O gün orada değil, daha sonra aşık oluvermiştim sana. Masumiyetin kalbimi çalıvermiş, sana olan hayranlığım bir deli aşka dönüvermişti. 21 Haziran 2005'in ilk saatlerinde ben bile bilmiyordum sana açılıvereceğimi.

2 Temmuz 2005'te bir kağıda yazdığım satırlar ne hissettiğimi o kadar güzel anlatıyor ki, yinelemeden olmaz...
...
Hayatımın Aşkı!...
Galiba buldum O'nu! Çok temiz, çok masum, biraz içine kapanık, utangaç ve namuslu. Adı Sevil...
Dilerim Güzel Bir Birlikteliğimiz Olur!...

Gerçek Bir Sevgili, Niye Mi?
Bazen bir çocuk gibi babalık yapmamı bekliyor.
Bazen bir kardeş gibi abilik yapmamı bekliyor.
Bazen bir anne gibi, pek şefkatli.
Bazen bir abla gibi, tam dert ortağı.
Bazen bir dost gibi, çok içten ve samimi.
Ve bazen değil her zaman bir Sevgili gibi,
Seviyor bir şey beklemeden,
Sevilmek istiyor dürüstçe...

O dedi ki:
Sana bağlandım çünkü;
Seni Çok Seviyorum, Seninle Çok Mutluyum,
Sen De Huzur Buluyorum, ve Sen Sıcacıksın...

Bir de, "Sana Güveniyorum" dedi...

Ben De Seni Aşkım...
...

Ve o hafta bana müjdeli haberi verdin. İstanbul'a geliyordun... Geldin de...

8 Temmuz 2005'ti seninle buluştuğumuz gün. Yer Taksim Hastanesi önü. Uzaklardan seni gördüğümde neler hissettiğimi, nasıl bir coşku ile dolduğumu anlatmak, kelimelere dökmek benim harcım değil. Ama çok çok farklı bir duyguydu, bir daha yaşanması mümkün olmayan bir duygu.

Ve aşk dolu günlerimiz tam anlamıyla başlamış oldu. Şubat 2006'ya dek sürecek olan aşk dolu günlerimiz. Bol miktarda mutluluk, deli dolu bir aşk ve biraz gözyaşı ile hüzün dolu günlerimiz başlamıştı. Hiç bitmesini istemediğimiz ama anlamadığımız bir anda bitiveren günlerimiz.

Ve büyümenin bedelini ödemeye başlamış, hayat tokatlarını suratıma tek tek yerleştirmeye başlamıştı. İlk etapta Ankara'ya dönmüştüm Ekim ayında. Okulumda aldığım başarısız sonuçlar, annemle babamı telaşlandırmış ve evde kara kara bulutlar dolaştırmaya başlamıştı. Hergün menüden bir kavga kesin vardı, ev soğuktu ve üşüyordum. Sendin tek sıcacık olan, geceleri sana telefon etmemle birlikte koynuna girer ısınırdım.

Daha çocukluğumdan bir şey kaybetmemiştim ve her gece seni masallarla uyuturdum. Artık "çocuk" olmaktan vazgeçtiğim gün, masallarım da tükenivermişti. Evin gerilimi, gelecek endişeleri ve onca süre ayrı kalmamız sonu hızlıca getiriverdi. Son zamanlarda sık sık yinelediğin "Ayrılalım..." kelimesi, sessiz sedasız bitişin adı oluvermişti.

Bir gün uyandığında yoktum... Tam olarak ne zaman olduğunu ne sen ne de ben anlamamıştık; ama, sanırım 12 Şubat 2006 idi ayrıldığımız gün. İp kopmuştu, olan olmuştu. Sessiz sedasız ama derin yaralar aça aça girivermişti aramıza ayrılık...

Ve sadece 1 ay sonra öğrenmiştim rahatsızlığımı. Ben bir epilepsi hastasıydım ve tedavime başlanmıştı. Hayat tokatlarını atmaya devam ediyordu ve durdurak bilmiyordu. Sanki o zamana kadar yaşadığım tüm güzelliklerin hesabını sorarcasına ardısıra diziyordu. Ölümcül bir hastalık değildi benimkisi ama, ne mutsuz olmalıydım ne de inanılmaz gergin. Direk elimi kolumu bağlıyor, dilimi lal ediyor ve yerlere atıp kıvrım kıvrım kıvrandırıyordu.

Günler geçti, sormadık soramadık ve bilmedik bilemedik neden ayrıldığımızı. Ağustos'taki sınavla okuluma geri döndüğümde, benim için yeni bir hayat başlamıştı ama, birşeyler eksikti; çünkü, sen yoktun. Büyük umutlarla başladığım ama kapkaranlık geçen bir yıl oldu o yıl. Üstümdeki kara bulutların henüz dağılmadığını geç anladım, dönüşüm güneşin bir anlık yüzünü göstermesiydi sadece.

"Unutmalıyız birbirimizi..." derken kendim bile inanmakta zorlanıyordum buna ama, göstermiyor dillendirmiyordum. Unutmalıydık birbirimizi, aramamalıydık. Bir arkadaş gibi devam etmek güzel olabilirdi ama edemezdik. Ne bir arkadaştık, ne bir sevgili. Her iki taraftan da bir şeyler eksikti.

Ama unutamadık. Her tanıştığımız kişide birbirimizi arar olduk. Her tanıştığımıza birbirimizi anlatır bulduk kendimizi. Ve her yalnız kaldığımı hissettiğimde aradığım kişi sendin, bilirdim herkes gitse de orada olacağını ve beni dinleyeceğini. Bulamadım sendeki sıcaklığı, içtenliği ve masumiyeti. Kabul ediyorum, bulmak için çaba sarfettim ama bulamadım. Olmadı...

Ve sen mezun oldun... Atamların yapılacağı vakit beni aradığında, "İstanbul'a gelme!..." dedim. İstanbul zordur, yorar yıpratır adamı. Yoruldum yıprandım, biliyordum ne kadar zor bir şehir olduğunu. Seni düşünmüştüm, aslında hep seni düşündüm. Senden ayrıldığım gün, artık seni mutlu edemediğimi anladığım gündü ve ayrılmanın daha iyi olacağını sanmıştım ve yanılmıştım. Daha iyi olmamış, eskisinden de kötü olmuştu.

Ve geldin İstanbul'a... Artık İstanbul'da bir öğretmendin. Benim şehrimde, benim soluk alıp verdiğim, kaldırımlarını aşındırdığım şehirde. Hayatın bizim için yine planları vardı ve yavaş yavaş gerçekleştiriyordu.

Ve 26 Eylül 2007'de buluşmaya karar verdik. Neden buluştuğumuzu, amacımızın ne olduğunu hiç ama hiç bilmiyorduk. Arkadaş olarak buluşmayacağımızın farkındaydık, ama sevgili de değildik. Ya peki neydik biz? Yarım, tatsız tutsuz ve hatta mutsuz hayatlardık.

İstanbul'un trafiğinin yoğun ve yağmurlarının atıştırdığı bir gündü, karanlıktı İstanbul, açtım her zamanki gibi. Taksim AKM'nin önünde kafamda binbir soru ile beklerken düşündüğüm nelerin değiştiği ve ne tepki vereceğimdi. Tepkilerimin her türlüsü önceden hesaplayıp belirleyen benim için, bu sefer herşey belirsizdi.

Seni gördüğümde eğer ayakta olsam duramazdım ama, trafiğe yenilip geç kalınca yemek yemek için bir yere oturmuştum. Kapıdan girdiğinde yorgundun, bitkindin, sanki dünyanın tüm yükü senin omuzlarındaydı. Ama hala ışıl ışıldın, hala gözlerindeki muhteşemlik, yüzündeki masumiyet duruyordu. Ve işte tam orada anladım, seni hala unutamamıştım ve seni hala çok ama çok seviyordum.

Ve işte orada yeniden başladı ilişkimiz. Yepyeni mutluluklara ve hüzünlere yelken açıvermiştik yine yanyana. Artık geri adım atmak yoktu, artık biliyordum ayrılıklar daha da yıkıyor bizi. "Ayrılalım..." kelimesinin yoktu artık lügatımda, sen arasıra dillendirsen de benim için bir anlam ifade etmiyordu.

Benimki aşktan öte birşeydi artık. Aşk insanı kör eder, kusurları falan görmez olursunuz ama kusurlar oradadır. Ama aşkın ötesine geçtiğinizde, kusur saydıklarınızdan nice mükemmellikler çıkarırsınız ve siz bile şaşarsınız bu mükemmelliğe. Bambaşka bir dönemdi bu ikinci başlangıç, öncekinden çok farklıydı. Çok daha olgun, çok daha anlamlı ve çok daha sevgi dolu.

Tepemdeki kara bulutların hala gitmediği ama güneşi biraz biraz gördüğüm şu günlerde, işte bugün 21 Haziran ve işte bugün tam 4 yıl oldu. İçine 1,5 yıllık bir ayrılığı bile sığıştırdığımız ilişkimiz, herşeyi yaşattı bize ve yaşatmaya da devam ediyor...

Seni Çok Seviyorum Sev'g'ilim... Sensin Benim Herbişim... Şu özel günümüzde hayal ettiğim bir çok şeyi gerçekleştirememenin üzüntüsünü içten içe duysam da, gelecek adına umutluyum. Bizi çok güzel günler bekliyor, şuan üzülüyor ve hatta ağlıyoruz ama söz veriyorum sana bir cennet sunacağım. Çünkü buna layıksın Benim Güzel Meleğim...

Tam 4 Yıl Oldu Güzel Papatyam... İyi ki varsın, iyi ki benimlesin... Bensenim Benim...

Yalnızlık ve Kıskançlık Mevsimi

Yaz mevsiminin gelmesinden benim kadar nefret eden başka bir canlı şu dünyada daha yoktur sanıyorum. Yaz mevsimi benim için çile, kabus, işkence ve bilumum iğrenç hislerin ayı. Dışarıdan sıcakların baskıladığı yetmediği gibi, içeriden de buhranlarım baskılıyor ve kafa yönünden biraz daha sakatlaşıyorum.

Yaz mevsimi ve sıcaklar... Evet, ikisi de benim baş düşmanım. Nefret ederim sıcaklardan... İnsana inanılmaz bir miskinlik verir, sabah vakti iş yapamaz olursunuz. Hele İstanbul'un nemi ile de birleşince cıvık cıvık dolaşırsınız. Zaten bir de az sonra bahsedeceğim nedenlerden ötürü kafam sulanmışken işler iyice sarpa sarar. En gerildiğim ve saldırganlaştığım mevsim, yaz oluverir. Yakınımda olacaklara esenlikler diliyorum.

Yaz mevsiminden nefret etmenin bir diğer nedeni de yaz tatili olması. Evet, tatile girmiş olmaktan nefret ediyorum. Tatil güzeldir değil mi? Bana değildir... Yaz mevsimi ile birlikte Sev'g'ilim'in de okulu tatile girer, öğretmen olduğu için onu upuzun ve bomboş bir tatil beklemektedir. Sene içinde yorulmuştur ve dinlenmek en doğal hakkıdır ama benim kabusum oluverir bu tatil.

Kabusum olur çünkü, şimdi olmadığı gibi ileride de tatilim olmayacaktır yazın. Bu tatil bahsi üç durumla bana zehir olur ve olacaktır da;

İlki, yaz mevsimi ile birlikte akraba gezmeleri mevsimi açılır. Akraba mevsiminin açılması demek, Sev'g'ilim ile başbaşa kalmak için sokaklar beni bekleyecektir anlamına gelmektedir. Akraba mevsiminin açılmasıyla, başbaşa kalma mevsimimiz de sona ermiştir; çünkü, bilumum şehirlerden akrabaları eve doluşur ve doğal olarak başbaşa kalmamıza izin vermezler. Ben bir mantar olduğum için (akrabalarımı tanımam, tanışmak isteyenle de tanışmam), bana akraba muhabbetleri hep bir garip gelmiştir. Akraba konusundaki özlü sözüm ise "Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğinidir!" ki, işte tam bu noktada Sev'g'ilim ile çatışmaya başlarız. Çünkü akrabalarına sıkı sıkıya bağlıdır, yeri gelir beni bile siler. Ve ben bir kat daha nefret ederim akrabalık kavramından...

İkincisi, yaz mevsimi ile birlikte deniz mevsimi açılır. Bu zamana kadar her yaz istisnasız denize gitmiş susever Sev'g'ilim denize gitmek ister. Bense yaz mevsiminden hayatım boyunca nefret ettiğimden ve yaz mevsimi ile birlikte elalem güney sahillerine inerken ben kuzey dağlarına çıktığımdan, denize gitmekten haz almam. Güneşin altında ızgara köfte gibi bir sağa bir sola dönerek kızarmaya çalışmak hep çok saçma gelmiştir. Bununla birlikte muhteşem kıskanç olan ben, Sev'g'ilim'in sahillerde mayo ile arz-ı endam etmesinden de hiç hoşlanmam, kelimenin tam anlamıyla fitil olurum. Benle giderse bir dereceye kadar katlanabilirim buna ama bir de yalnız gidecek olursa dokusanız kopacak kadar gerilirim ve kıskançlık senfonisi bu şekilde başlamış olur.

Üçüncüsü ve belki de en önemlisi, yaz mevsimi ile birlikte aileye kavuşma isteği mevsimi de açılır. Anasının kuzusu, babasının kızı Sev'g'ilim evine gitmek ister. Evi yakın da değildir, Diyarbakır'dır gidilecek adres. Çok özlediğinizde otobüse atlayıp gidemezsiniz yanına, hem zaman hem parasal olarak mümkün değildir bu. Her tatilde bu sorunla mücadele edersiniz, bilumum şekillerde üzüleceğinizi söylersiniz ama ailesi için sizi yine silebilir ve siler de. Ve işte onun gidişiyle birlikte yalnızlık senfonisi de açılmıştır. Herşeyiniz olan kişi, sizden kilometrelerce uzaklaştığı vakit koskoca İstanbul'da tek başınıza kalırsınız. Herşeyi bırakıp kaçmak gitmek istersiniz ama olmaz, kökleriniz derinlerdedir. İçi kurtlar tarafından yenip yokolmuş bir çınar gibi ayakta kalmaya çalışırsınız ve yavaş yavaş ölürsünüz.

Ve yine yaz mevsimi geldi. Kavrulan toprakları gözyaşlarım ıslatacak, günlerin uzunluğunun aksine mutluluklarım kısa olacak. Yaşamaktan nefret ettiğimi haykıracağım her gün uyandığımda ve dileğim o günün son günüm olması olacak ama yine bileceğim yaşayacağım ve acı çekeceğim upuzun yıllarımın önümde beni beklediğini...

Haydi Başlasın Yalnızlık ve Kıskançlık Senfonisi...

Bursa Fen Lisesi Yıllığıma Yazılanlar -5

Sonsuza kadar Boşkanımız olarak kalacak olan arkadaşımız. Sen her ne kadar iktidardan düşsen de bizim Boşkanımızsın işte. Senin kanında var liderlik. Bizim de dilimiz alıştı zaten :) Son yıllarda patlayan gazlı kişiliğin ve matematik derslerindeki asiliğin hiç aklımızdan çıkmayacak. Daimi çalışabilme yeteneğini de şaşkınlıkla izlediğimizi söylemeden geçemeyeceğiz. NBA tarzı, hızına hız katan saçlarını daha doğrusu saçsız kafanı çok havalı buluyoruz. Her ne kadar saçlarını hep merak etsek de... Boşkan, ilerde umarız çalışmalarının karşılığını alır ve arzuladığın konuma gelirsin. Hayat boyu mutluluklar ve başarılar seninle olsun, bizim Teenage Mutant Ninja Turtle'ımız.

GİZMO & ES-SEDA

İşte okuldaki en büyük "mutasyon" geçiren öğrenci :) Lise 1’de nasıldı, şimdi nasıl... Ah Boşkan Ah! Affet beni n’olur, eğer bu mutasyonda katkım varsa :) Seni tanıdığım için gerçekten çok mutluyum. Bana kızsan da, darılsan da beni sevdiğini biliyorum. Kırdıysam affet beni...

Bak unutma : "The Lord Of The Saxoers: The Fellowship Of Saxo, The Two Bones, The Returning Of The Master Saxoer..." filmleri bizi bekliyor. Bir de ‘Saxohead’ grubu :) Dostum beni hatırlarken yüzünde bir tebessüm oluşabiliyorsa ne mutlu bana. Umarım yollarımız ileride kesişir. Sen çok başarılı bir tüccar ( mesaj parasını unutmayacağım :)) ) olursun. Hayatında tüm istediklerin sana yakın, istemediklerinse hep uzak olsun. Sevgilerle, dostum....

UMUR

Merhaba Kaan,

Emin ol, ben de senin kadar çok sinirlenmiştim. Ama bu okula ikinci kez dönüşüme değil de, bir şekilde ayrılmak zorunda oluşuma. Hepimiz için hayatımızın bir döneminde kaldırmak zorunda olduğumuz zorlukları kaldıramadığımızda, başkalarına sinirlenmek veya başkalarını suçlamak daha kolaydır. Tıpkı benim sürekli arkama dönüp -özellikle sınav sonraları- "Bizim okulda ÖYS çalışmaktan ÖSS'yi kazanamayacağız." derken; senin bana gülerek "Hayır ne yaparsak biz kendimize yapacağız, onlar bahane!" cevabını verişin gibi. Haklısın arkadaşım hem de sonuna kadar.

Arasıra derslerden bunaldığımda beni o hoş sohbetinle ÖSS yumağından kurtardığın için teşekkür ederim. Ayrıca Pazar'ın o erken saatlerinde 19/B'yi gördüğümüzde ne kadar çok sevindiğimizi(!!!) de asla unutmayacağım. Seni tanıdığıma çok sevindim. Boşkan, ne kadar agresif olsan da –ki bu genelde haksızlıklara karşı haklı olarak verdiğin bir tepkiydi- çok iyi bir insansın.

Çevrende senin gibi iyi insanların olması, ömrüm boyunca başarı ve mutluluk dileklerimle...

DENİS

İşte bu her daim kel adamın (bir ara sana katılacağım), ilerde bir gün oda arkadaşım olacağını kim söyleyebilirdi ki. Bu olmasaydı seni tanıyamazdım da. Çünkü pek sosyal yaşama önem vermiyorsun. Neyse ki ben bu konuda şanslıyım.
Senin en çok neyini seviyorum biliyor musun? Acaba bunu söylersem bana ne derler demeyip sorduğum sorulara içtenlikle cevaplar vermeni seviyorum. Ama bu yönün ileride (hatta şimdi de) sana sorunlar çıkartacaktır. Bence biraz daha ortamı dikkate almayı denemen sana çok şey kazandıracaktır. Kendi düşüncelerine genellikle keskin sınırlar çiziyorsun ve bu sınırlara müdahale edilecek olsa, gereğinden fazla (bence!) tepki gösteriyorsun. Hemen hemen hiçbir ortak noktamız olmamasına rağmen bu şekilde iyi geçinebilmemize şaşıyorum (senin koyduğun sınırlara yüklenmediğim sürece!).
Seni tanımak güzeldi. Çünkü senden azmin ne demek olduğunu öğrendim. Umarım feda ettiğin şeylerin karşılığını alırsın. Mutlu bir hayat geçirmeni dilerim.

ONUR SEZAR

Bursa Fen Lisesi Yıllığıma Yazılanlar -4

Sen ne yapacağı belli olmayan, bazen çok normal biri, bazen de kafasına saksı düşmüş biri gibi davranan ama en çok sevdiğim arkadaşlarımdan birisisin. İnşallah ideallerini gerçekleştirirsin ve adam olursun. Her ne kadar dengesiz olsan da seninle güzel günler geçirdik. Umarım bizi unutmazsın. Hayatın boyunca başarılı ve mutlu olman dileğiyle...

İBRAM

Sınıfımızın biricik başkanı, gazozu ve saksıcısı!.. İlk seneyi hatırlıyorum da ne kadar kurallara bağlı, oturaklı ve sakin biriydin; ama içindeki potansiyel biraz da sınıfımızın etkisiyle su yüzüne çıktı. Anladık ki sınıfımızdaki hiç kimse (Cuck bile), senin kadar gaz değilmiş; ama bu halinle çok seviliyorsun. Başarı ve mutluluğun peşini hiç bırakmaması dileğiyle...

YET-KİNG

Sınıfımızın müthiş Boşkanı. Son sene satmış olsan da, sen gönüllerin boşkanısın. Efsane Boşkan. İlk geldiğinde müthiş saç stilinle (müthişliği olmamasından kaynaklanıyor), seni Vince Carter’a benzetmiştim. O zamanlar sessiz sakin biriydin. Ama bizim sınıf senin içindeki saklı kalmış gazı çıkarmakta pek gecikmedi. Hele sınıf maçlarındaki tezahüratların hatta birinde kafanı yarmanı unutmayacağım. Sana ömür boyu sağlıklı, mutlu, bol gazlı ve saksılı günler dilerim.

KERENÇ

Senin böyle kendine has davranışların hep ilginç gelmiştir bana. Sakinliğinle şaşırtırdın beni, ama bu sınıf seni de bozdu valla. Sesin soluğun çıkmazdı ilk zamanlar. Ama şimdi maaşallah gürlüyorsun. Hayatın boyunca hayal ettiğin gibi yaşaman dileğiyle.

ŞENAY

Sınıfı için herşeyini verebileceğine inandığım arkadaşım. 2 senelik bir başkanlık döneminden sonra artık sen de böyle bir sınıfa dayanamadın ve sonunda istifa ettin. Ama hep gönüllerimizin başkanı olarak kaldın. Sen her zaman olmayan saç modelinle dikkat çektin. Hatta bu özelliğin sınıfa iyi bir malzeme oldu. Ama itiraf etmeliyim bu tarz sana çok yakışıyor. Seni, disiplinini, üzerinden hiç çıkarmadığın ceketini ve ciddiyetini hep hatırlayacağım. Umarım çalışmalarının karşılığını alırsın ve RNO olmayı başarırsın. Sevgilerle!

ME(H+T)

Senin gibi Boşkan gelmemiştir bu okula. Biliyor musun, çok sabırlısın (özellikle Güven’e karşı). Bence bu kadar alttan alma. Saçlarını da bir uzatmadın ya aşk olsun :) Disiplin anlayışınla sen tam bir Boşkansın. İyilikler hep seninle olsun.

ELİF

Bursa Fen Lisesi Yıllığıma Yazılanlar -3

Bir, iki, üç derken geldik lise yıllarının sonuna. BFL’de okurken birçok insanla tanıştım. Ama galiba aralarında en marjinali sendin Oğuz. Hiçbir zaman 2 milimetreyi geçmeyen saçların, asla üzerinden çıkartmadığın ceketin, başkanlık karizman ve listelere sığmayan adın ile okulda çok farklı bir yerin vardı. Pansiyonun adrenalinin düştüğü anlarda yaptığın kısa mesafeli uçuşlarla heyecanlandırdın bizi. Açlıktan kırıldığımız zamanlarda, savaş korkusuyla stokladığın nevaleleri yağmalayıp mideye indirmenin ayrı bir tadı olurdu. Odanıza ne zaman girsem düşünmeden edemezdim: "Yahu bu adam nasıl hiç dışarıya çıkmadan yaşıyor" diye. Bir keresinde kafaya koyup zorla da olsa seninle etüd arasına çıkabilmiştim. Gerçekten güzel günlerdi. Fakat bu güzel günler geride kaldı. Kimbilir bu sene yollarımız ayrılacak ama birbirimizi asla unutmayacağız. İnanıyorum ki azmin ve prensipli kişiliğin sayesinde hayatta daima başarılı olacaksın. Yeter ki samimiyetini ve dürüstlüğünü kaybetme. Adın gibi uzun, sağlıklı ve mutluluk dolu bir ömür geçirmen dileğiyle...

J-ETHEM

Seninle 2 sene aynı sırayı paylaştık. Gerçekten her ne zaman olursa olsun, bana yardım elini uzattığın için sana çok teşekkür ederim. Ayrıca saksıyoloji dalındaki tecrübelerin ve başarın bütün okul tarafından desteklenmiş ve onaylanmıştır. Her ne kadar bir mutanta benzesen de, çok iyi bir arkadaşsın. Seni hiç unutmayacağımı bilmeni isterim. İnşallah RNO olabilirsin. Mutluluk ve başarılarla dolu bir hayat dilerim.

CEWRET

u-cu-ocu-socu... Nasıl devam ettiğini tahmin edersin herhalde :) Boşkan hacım, seni gördükten sonra Ninja Kaplumbağaların gerçek olabileceğine inanmaya başladım :) Lise 1’de çok ciddi takılıyordun ama yoğun gayretlerimiz sonunda sen de bize katıldın ve sınıfın gazları listesinde bir anda ilk 3’e girdin (neyse hepsi şakaydı). Ama şunu söylemeliyim ki, hayatım boyunca hatırlayacağım insanlardansın. Bize aldığın muzları ve maçlarda yaptığın tezahüratları hiçbir zaman unutmayacağım. Hayatındaki bütün hedeflerine ulaşman dileğiyle.

ALAMATH EMRE

Boşkancığım, valla bu okuldaki ilk günümüz ve kendimi ne kadar ezik hissettiğim geldi aklıma. Seni görünce, kendi kendime "Çok inek!" diye düşünmüştüm ne yalan söyliyeyim. Pek de yanılmamışım. Bu arada bu okulda hiç kimse senin değiştiğin kadar değişmedi. Banana Republic’in üstün gayretleriyle sendeki potansiyeli görmüş olduk. Bir uçak misali sınıfa girişini ve müthiş saç stilini unutamam. Unutma sen RNO'sun. Bizim boşkanımız ve biricik gazozumuzsun. Umarım hedeflediğin başarılara ulaşırsın. Kendine iyi bak.

HİLL-ME

Lise 1’de grubumla beraber seni yoldan çıkarma çalışmalarımızda epeyce yorulduğumu belirtmek isterim.1 sene boyunca çalışmalar cevap vermeyince bayağı üzülmüştük. Ama umutluyduk. Çünkü biliyorduk ki sen türünün son örneğiydin. Emeklerimiz karşılığını Lise2’de vermeye başladı ve az da olsa yolunu saptırmıştık. Bundan da son derece mutluyduk. Seni yoldan çıkardığımızı da belgelemiştik. Umarım elim kafandayken çektirdiğimiz fotoğrafı hatırlıyorsundur. Ayrıca seni tanıdıktan sonra Ninja Kaplumbağa’lara karşı çok özel bir ilgi duymaya başladım. Sen de zaten 5. ninjasın. Verdiğin tuvalet kağıtlarını ve muzu hiç unutmayacağım. Saksındaki çiçekleri sulamayı sakın unutma. Hayat boyu mutluluklar.

MUZZY EVREN

Lise 1’in başlarında sınıfta en çok dikkatimi çekenlerden biri olduğunu söylersem yalan söylememiş olurum. Dış görünüşünle seni Ronaldo ve Vince Carter’a benzetsem de daha sonraları beden derslerindeki sporsal faaliyetlerini görünce senin çok farklı olduğunu anladım. Senin daha çok tutucu olduğunu anladım ve odana girip kitaplığındaki kitapları görünce kendimi "Teenage Mutant Ninja Turtle" demekten alıkoyamadım. Arkadaşlarımla beraber giriştiğimiz yorucu seni bozma çalışmalarında seni tutuculuktan kurtarsak da saksıcılıktan kurtaramadık. Bunu değiştiremeyeceğimiz için saksını sulamanın verdiği zevkle saksına iyi bakmanı ve sık sık sulamanı istiyorum. Hayatta her şey saksından yana olsun.

PÜREN ADAM

Bursa Fen Lisesi Yıllığıma Yazılanlar -2

Merhaba.

Biliyorsun böyle şeyleri yazamam, ama arkadaşlarım bana tüm zorlukları unutturuyor.

Bu dünyada yüzlerce insanla tanışıyoruz. Bu insanlardan unutmak istemediklerimiz veya istesek de unutamadıklarımız elbette ki farklı olanlardır. Farklı olanlar her zaman için özeldir.

Bu insanlardan biri sensin ve seni tanıyan birinin seni kolay kolay unutacağını sanmıyorum. Herkes gibi ben de hayatımdaki birçok ilki sende gördüm. En başta ismin hayatımda duyduğum en uzun isimdi. Sonra saç modelin, nevalelerin, kitapların (yüzlerce), disiplin anlayışın, okula giderken asla çıkarmadığın ceketin, yazdığın ansiklopedi (kimya dönem ödevi) ...

Şunu bil ki hiçbiri unutulmayacak. Bu arada hayatımda tanıdığım en çok ders çalışan insan sensin, belki hedeflerin bunu gerektiriyor ama bana biraz fazlaymış gibi geliyor. Beni en çok etkileyen yönlerinden biri de, seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle çalışan bir dünyada kendin olarak kalmandı. Gerçekten de bu herkes için çok zor bir şey.

Aynı odada aynı kaderi paylaştığımız hayatımın en güzel günleri biz ölünceye kadar hiç unutulmadan devamlı hatırlanacak. Unutma ne Mısır’da ne de dünyada senin gibi birine bir daha rastlanmayacak.

Son olarak söyleyeceklerim; hayat hiçbir zaman istediğin gibi olmayacak, hayatın zorluklarına karşı öfkelenme. İnancın ve tüm benliğinle çalışarak mutlu bir şekilde hayatın tadını çıkar.

Kendine iyi bak. Başarılar.

TUTANCAMEON SEYİT 

Kıymetli Dostum Oğuz,

Seninle Bursa’nın Fen Lisesi’nde tanışmak insana gerçekten gurur veriyor. Dünyada ve kainatta herhalde bir eşin daha yoktur senin. Bu bakımdan da kendimi seninle tanışma adına seçilmişlerden kabul ediyorum. Bugüne kadar ki hayatın başarılarla dolu olduğu gibi bundan sonraki dönemlerinin de başarılarla dolu olacağından hiç şüphem yok. Gönül isterdi ki dostluklar sadece yıllıklarda kalmasın, bir ömür boyu sürsün. Laakal hatırlanma adına bu da sevindirici. Layemut olan Allah’a emanet ol.

Take Good Care Of You !!!...

BÜNYAZ

Saygıdeğer Bay Başkan;

Mesleği ne olursa olsun her insanın yaşadığı güne ait bir borcu vardır. Bu insanın başkan olması borçsuz olduğunu göstermez. Birlikte zaman geçirdiğin halkına vefa borcun olduğunu sakın unutma!... Sorumluyuz ve ancak sorumluluğumuzu idrak ettiğimiz oranda insanız. Bizim birbirimize olan sorumluluğumuz zamana yenik düşmeyen bir dostluk bağları kurmak ve unutulmanın ne demek olduğunu bilmeyen dostlar olmaktır. Yüce hayaller ve idealler ile çıktığımız yolda her adımda sürçer, tökezler, hayatın kaba gerçekleri ile yüz yüze geliriz. Bizim kaderimizin bu şekilde ortak olması dostluğumuzun karesini almaya yetmelidir. Her sürçmede durur, nerede hata yaptığımızı sorgularız. İç dünyamızı geçirdiğimiz depremlerden sonra yine tanzim ederiz ve sazımızı yeniden akortlarız...

ÖMER MAZYER

Bursa Fen Lisesi Yıllığıma Yazılanlar -1

Sene başına doğru Sezai’nin okulumuza geri dönmesi ve odanda kalmaya başlaması üzerine senin odana takılmaya başlamam seni yakından tanımama sebep oldu, hacım. Kendi kendini ÖSS’ye çalışmaya teşvik edici, çok amaçlı gaz stratejisini ise ilk kez sen de gördüm. Umarım bu stratejin seni muvaffak eder. Bir de, sende hiçbir zaman bir ninjutsi sanatı eserine rastlamadım. Sen ne biçim bir Teenage Mutant Ninja Turtle'sın ya? Harbi bu ayıptır ve saygısızlıktır. Seni kınıyorum. Bir ara uğrarsan Shredder'a benden bi selam söyleyiver. Özledik keratayı ha. Birgün saçların uzarsa (normal bir insan saçı uzunluğuna kadar) bana haber ver, sana şöyle doyasıya bakayım mehtaba karşı. Seni şimdi pizzalarınla başbaşa bırakayım. Ama, kabuğuna dikkat!
AUGH – HASAN
Dostları ya da düşmanları olmayan, sadece çıkarları olan insanların arasında, periyodik tablodaki istisnalar gibi karşıma çıkan bu topluluktaki herkese ve Boşken’e... Kalp atışlarınızı hissedecek kadar yakın, bana bir sayfa ayıramayacağınız kadar uzak kaldığım şuralarda biraz hüzün, biraz da unutma korkusuyla geçmişi düşünüyorum da galiba doğru zamanda doğru yerde olmuşum. Ama bu şartların gereklerini yerine getiremediğimden sizden uzak düşmek zorunda kaldım.

Geçirdiğim 1,5 yıl içerisinde unutulamayacak insanlar tanımanın mutluluğunu yaşıyorum. Ortalama bir ömür yaşayacağımızı varsayarsak, 3’te 1’ini tamamladığımız bu süreyi inşallah Flor’lu bileşikler gibi her şarta rağmen birlikteliğimizi bozmayarak geçiririz.

"Biz geliyoruz karadan, engeller kalksın aradan!" diyebilecek kadar öğrencilerine ve kendine güvenebilen Hakkı Baba’mız başta olmak üzere birkaç yüz kişilik bir ordu gibi her türlü sorunun üstesinden gelebildik.

Umarım ki karşımıza çıkanlar için Diablo’nun iblis sürülerinden daha korkunç, Counter Strike’ın Venom’undan daha çevik ve Wizard’lardan daha bilge olur, Archangel’le kesin ve mutlak bir zafere ulaşırız.

Bazı şeylerin değerleri, kaybedilince gerçekten de artıyormuş. İnsanın eve alışması, yatakhaneye alışmasından çok daha zor oluyor. Belki ordayken hep etüdlere, hocalara ve kazık yazılılara söylemediğini bırakmayan arkadaşlar, hiçbir şey bilmediği halde kendini alim zanneden insanları görselerdi ellerindekilere çok şükrederlerdi.

Bir daha eşi benzeri toplanamayacak ve en küçük bir parçasının bile dünyada her istediğini yapacak olduğunu bildiğim tüm insanlara selamları iletir, tekrar birlikte olmayı dilerim...

Hayatımda herşeyin olabileceğini ve türlü insanla karşılaşabileceğimi bana bir kez daha kanıtlayan Boşken’e,

Farkında mısın bilmiyorum aynı odayı paylaştığımız 1,5 yıllık süre içerisinde vukuatsız hiçbir günümüz geçmedi. Bazen tatlı , bazen urfa çiğ köftesi gibi acı, bazen de HCl gibi ekşimtırak günler yaşadık. Bu uzun, zorlu, çabucak geçen, kısa dönemin sonunda (zaman görecelidir) artık şunu anlıyorum ki sonsuza kadar değişmeyeceksin.Bu bazı yönlerin için bir umut, bazıları içinse bir hayal kırıklığı.

İnsanların sana bakışı seni etkilemese de hayatını hep etkileyecektir. Bunu asla unutma!
Gelecekte bir gün aynı odayı paylaşabilmek dileğiyle, kendine iyi bak...
Jin Kazama kadar güçlü ve Heiathcachy kadar saygın bir insan olmanı diliyorum.
Zamanda sürekliliği aklı almayan, zamanı frame frame, hayatı hipotenüsünden yaşayan arkadaşın Veli Gölen.
UZAYLI VELİ

Evrime Lise 1’e kadar inanmıyordum ama şimdi kafamda soru işaretleri var. Kimin yüzünden acaba?
Elbette sen de biliyorsun benim seni ne kadar sevdiğimi. Şunu unutma ki benim için önemlisin. Ama sana bir tavsiyem var; dünyada hiçbir şey senin kendin kadar önemli değil, bunu unutma. Başkaları için kendini bu kadar üzme. Hayatta hiçbir şey bunlara değmez. Ben bu okulda ve üniversitede kazanacağın tecrübelerle senin ilerde büyük adam olabileceğini düşünüyorum. Beni hep hatırla, arkadaşım olduğunu hiç ama hiç unutma...
PELUK İLHAN

İktidarı bıraktın ama hala tek başkanımızsın. Şu saçlarını bir kere uzatsaydın da görseydik nasıl olduklarını.
Özel teşekkür = Bana yaptıkların için çok sağol. Eminim seni çok kırdım. Ama unutma ki seni hep minnetle anacağım. Unuttum sanma, sana hala bilardo sözüm var. Bir de seni tasarrufa davet ediyorum (bari biz bilinçli olalım :) )
Gerçekten çok sağol. Dilediğin herşeyin gerçekleşmesi dileğiyle...

NOT : Alg çiftliğimi hatırladığın için sağol.
KEDİ AYŞEGÜL

Yeşil Aşk

... Bu mutsuz canlı, şimdi çok ama çok yalnızdı.
O sevginin ellerinden hiçbir an ayrılmamayı umut etti.
Ki umut deva mıydı acısına?
Bu kadar zor muydu bir insana aşık olmak
Bu kadar mı çetrefil doluydu bir insana bağlanmak?
Cevabı çok iyi biliyordu.
Ve bu ‘şey’ O’na beraberinde acıyı da getiriyordu.
Eski dostu Hasan’ın ut nağmeleri de,
Eski günlerin hoş esintileri de,
O’na mutluluk bahşetmiyordu artık.
Buralardan gitmeli, bir şekilde yok olmalıydı.
Kendini zayi etmeliydi.
Yavaş adımlarla denize doğru gitti.
Hiçbir şey düşünmeden dosdoğru yürüdü ağır ağır,
Bir daha dönmemek üzere.
Boğulur, ölür giderdi büyük olasılıkla.
Belki de olağanüstü birşeyler olurdu umduğunca.
Belki bir deva bulurdu derin sularda,
Belki bir kalp ağrısı kesici,
Belki bir peri, sevdasını yok ediverirdi bir dokunuşla.
Ve muhtemelen,
Belki de bir ilahi aşka,
Bir nurani varlığa mazhar olur,
Gerçek mutluluğa erişirdi Boschcanello...
AÛGH

Not: Bursa Fen Lisesi'nden arkadaşım Hasan Ateş'in benim için yazdığı 6-7 sayfalık şiirin son bölümüdür. Kendisine sevgilerimi iletiyorum ve diyorum ki; Ey Hasan! Şiirin tamamını bana iletsen de, ben de en özel anılarımın arasına eklesem...

Kalemim Kırılsa Da Yazacağım

Henüz elime bir mahkeme celbi geçmediği için bilemiyorum ama mahkemelik olmuş olabilirim ve aslına bakarsanız bana dava açacağını iddia eden arkadaşın sağlıklı bir şekilde düşünerek bu kararından vazgeçeceğine de inanıyorum. Yok kararında ısrarcı ise kendisi bilir, kendisi parasını bana da zamanımı harcatmış olacak...

Kim mi dava ediyor beni?

Elbetteki Volkan Yılmaz... Şurada ki "Bir Hırsızlık Hikayesi" başlıklı yazımın başlığındaki 'hırsızlık' ifadesinden ötürü bana dava açmaya karar vermiş.

Mahkeme konusu olan (ya da olacak olan) yazımda da görebileceğiniz gibi, bir tasarımın kopyalanması durumu söz konusu ve bu tarz bir kopyalama da bir çeşit hırsızlıktır. Ki bu düşünce sadece bana ait değil, temanın yaratıcısı Chris de konuyu buna benzer bir başlıkla okuyucularına sundu "The Anatomy of A Thief". Bu başlıktan ötürü Chris'e de dava açacak mı ya da açabilecek mi onu da merak etmiyor değilim...

Volkan Yılmaz, bugünkü yazısında demiş ki "...o arkadaşa çok farklı ve art niyetli yazmışlar..." Chris'e ilettiğim epostalardan bahsediyor sanırım ve mevzu bahis yazımı okuyanlar varsa görmüşlerdir ki, Chris'e ilettiğim epostaları ve ondan gelen cevapları olduğu gibi paylaştım. Aranızda İngilizce bilmeyenler için tercüme etmek isterim:

EN: blog.wolkanca.com uses your theme. if you aware of this, you will dismiss this email. otherway, you want to look at this site blog.wolkanca.com (this is a huge blog site of turkey)

TR: blog.wolkanca.com, senin temanı kullanmakta. eğer bunun farkında isen bu epostamı görmezden gel. ama farkında değilsen, blog.wolkanca.com'a bakmanı isterim (bu site, türkiye'nin çok büyük bir blog sitesi).

EN: hello chris,
i want to talk about an important thing of us. http://blog.wolkanca.com uses your blog theme. i really want to know that which one is the copy? this is not a big problem but important. because this blog is very big and declares unique. please give me information about this...
thanks...


TR: merhaba chris,
önemli bir konu hakkında konuşmak istiyorum. http://blog.wolkanca.com, senin blog temanı kullanmakta. gerçekten bilmek istiyorum ki, hangisi kopya? bu büyük bir problem değil ama önemli. çünkü bu blog çok büyük ve eşsiz olduğunu iddia etmekte. lütfen bu konu hakkında bana bilgi ver.
teşekkürler.

Bu epostalarda nasıl bir art niyet söz konusu açıkçası bilmiyorum ve Volkan'ın nasıl böyle bir çıkarımda bulunduğunu gerçekten çok merak ediyorum.

Ayrıca Volkan'ın temanın sahibi Chris'e ve bizlere sarfettiği küfürler ise başlı başına bir problem. Olası bir mahkemede kendisini haksız duruma düşürecek kanıtlar olarak tanımlanabilirler.

Önceki yazımda da belirtmiştim ama tekrar hatırlatmak isterim ki; dileğim, Volkan'ın iddia ettiği "ben en iyiyim, örneğim" sözlerinin lafta olmadığını görmek ve yaptıkları ile de örnek olabileceğini göstermesiydi. Örnek olabildi mi, elbette hayır. Bu duruma açıkçası üzüldüm, keşke Volkan hatasını farkına varıp özür dilemeyi bilseydi...

Sonuç olarak; mahkemelik olmuş olabilirim. Olacakları bekleyip göreceğiz...

Her zaman dediğim ve kendime rehber edindiğim özlü sözüm ile bitiriyorum yazımı:

Kalemimiz Kırılsa Da Yazmaya Devam Edeceğiz!... (OKÇK)


Not: "Kalemin Kırılması" ifadesi burada çok anlamlıdır. Ülkemizde idam cezasının kalkması ile birlikte belki artık bilemeyebileceğiniz anlamını TDK şöyle açıklamaktadır: kalem kırmak: (huk) : idam kararı verildiğinde bir daha idam kararı imzalamamak için hâkim kalemini kırmak.*

Bir Hırsızlık Hikayesi

Bu hafta içerisinde oldukça ilginç ve hepimize örnek olması gereken bir olayla içiçe olduk, dakika dakika takip ettik... Tüm olayları ve yaşananları bir araya getirip arşivlemek ve size sunmak istiyorum. Konu hakkındaki yazılarınızı bana iletebilir ve yazının altına bağlantı olarak ekletebilirsiniz...

Olaylar şu şekilde başladı...

Volkan Yılmaz (wolkanca) birçok yeni blog yazarına örnek olabileceğini iddia eden ve her türlü mekanda "benim üstüme blogcu yok" tarzı laflar sarfeden bir kişi. Blogunda birçok Türk blog yazarı, yazılarını paylaşıyor ve binlerce yazı mevcut bu blogta. Yazıların içeriklerinin kalitesi ve bu sitenin bir blog olup olmadığı ayrı bir tartışma konusu, burada bizim konumuz tasarımı...

BlogWolkanca (http://blog.wolkanca.com/)'nın, Chris K Jennings (http://chriskjennings.com/)'in blog tasarımını aynen kopyalandığını tespit ettik.

 
Chris K Jennings 
 
 Blog Wolkanca


Bu tespit ise şu şekilde oldu;

FriendFeed'teki bir arkadaşımız bu blogların tasarımlarının aynı olduğunu ve hatta Volkan'ın Chris'e tepki göstermesi gerektiği konusunda bir açıklama yaptı, çünkü Chris'in Volkan'dan aldığını zannediyordu. Oysa ki basit kontroller gösterdi ki Volkan, Chris'ten almıştı. Bu durumun ortaya çıkmasıyla birlikte, konuyu bizle ilk paylaşan arkadaş gelecek tepkilerden korkmuş olacak ki başlığı içinde yorumlarımız olduğu halde kaldırıverdi.

Ben de hem buna tepki hem de konunun örtbas edilmesini önlemek maksadıyla bir başlıkla bunu FriendFeed'te yeniden sundum (http://friendfeed.com/okckilinc/aa9f23c5/blog-wolkanca-ile-chris-jennings-in-tasar-mlar) ve Chris'ten gelen cevaplarla başlığı bir sonraki adıma taşıdım (http://friendfeed.com/okckilinc/1546a2a4/blogwolkanca-n-tasar-m-k-sa-re-i-inde-de-ecek-e-er).

Dileğim; Volkan'ın iddia ettiği "ben en iyiyim, örneğim" sözlerinin lafta olmadığını görmek ve yaptıkları ile de örnek olabileceğini göstermesiydi. Bu tasarımı Chris yapmış ve Volkan da ona haber verip izin almadan kullanmaya başlamış ve tasarımın Chris'e ait olduğuna dair hiçbir bilgiyi sitesine eklememişti.

Bu noktada şunu hatırlatmak isterim; aynı durum tam tersi için geçerli olsaydı, yani Chris Volkan'dan kopyalamış olsaydı, tepkim ve sunumum aynı şekilde olurdu. Buna emin olabilirsiniz...

Bu konudan haberdar olması için Chris'e blogu üzerinden şu epostayı yolladım...
blog.wolkanca.com uses your theme. if you aware of this, you will dismiss this email. otherway, you want to look at this site blog.wolkanca.com (this is a huge blog site of turkey)
ama emin olamadım ulaştığından ve ayrıca eposta adresine doğrudan şu postayı gönderdim:
hello chris,

i want to talk about an important thing of us. http://blog.wolkanca.com uses your blog theme. i really want to know that which one is the copy? this is not a big problem but important. because this blog is very big and declares unique. please give me information about this...

thanks...

friendfeed subject about this problem: http://friendfeed.com/okckilinc/aa9f23c5/blog-wolkanca-ile-chris-jennings-in-tasar-mlar
Chris hemen cevapları gönderdi:
Hey, thanks for the tip.  I don't speak the language, but its clearly evident it's a blatant ripoff.  I have contacted him (in english) about removing the design.  I hope he decides to do the right thing.

Thanks!

Chris Jennings
ve epostama direk gelen ise şu;
I designed this blog theme, no question.  I am a designer, he is a fraud.  Simple as that.  I have all the source psd's and rights to all of the images.  If Blog.wolkanca.com won't take it down, I will file a DMCA proceeding with his webhost and have them shut it down.

Thanks!

Chris
Ayrıca Volkan'ın FriendFeed üzerinden yazıyı görüp açıklamada bulunabileceğini düşünmüştüm ama sonradan farkettim ki; beni, daha sonradan sahte hesap olarak çıkan biriyle konuşmaları sırasında araya girdiğim için engellemiş. Bu nedenle kendisine sitesi üzerinden bir eposta attım ama  geri dönmediği için sizlerle paylaşamayacağım, çünkü bende bir kopyası yok.

Chris'in cevaplarını FriendFeed'te şu başlık (http://friendfeed.com/okckilinc/1546a2a4/blogwolkanca-n-tasar-m-k-sa-re-i-inde-de-ecek-e-er) altında paylaşmamla birlikte konuyu uzatmamamı, kapatmamı ve hatta şahsıme yönelik ağır ithamlarda bulunarak kendime "ayar ver"mem gerektiğini iddia eden tepkiler aldım. Ama bu olumsuz tepkilere karşın olacakları takip etmek isteyen çoğunluk için başlığı sürdürdüm ve yaşananlarla birlikte dakika dakika güncelledim.

Chris, Volkan'a Twitter üzerinden şu mesajı iletmiş:

Dreamhost has been informed, DMCA proceedings have been initiated. Thanks for helping document everything publicly #goodluck (*)

Volkan'ın Chris'e yönelik cevapları ise şu şekilde: (Chris, Türkçe bilmiyor...)

@kniazeu @andresee @mikegee @justenholter @kode80 @benbinary @chriskjennings @chriskjennings fuck you. (*)


RT: @benbinary: @kniazeu @andresee @mikegee @justenholter @kode80 @benbinary @chriskjennings @chriskjennings :D (*)


@chriskjennings adamım tasarımını da senin de a.q. lan yürü git sanki dünyayı kurtardın amucuk. (*)


@chriskjennings what price man? squeezing me please. (*)


Not: Volkan'ın Türkçe ve İngilizce küfürleri, sonra da herşeyin para ile satın alınabileceğini sanıp tasarımın fiyatını sorması ibretlik bir durum açıkçası.


Chris bu sorunu bloguna taşımış ve "The Anatomy of A Thief" başlığı ile okuyucularına sunmuş.


Volkan ise buna karşılık "Blogun Tasarımı: Chriskjennings" başlığı ile bizlerle paylaşmış, neden bağlantı vermediğimi ise yazının sonunda anlayabilirsiniz. Bu yazıda "orospu çocuğu" ifadesi ile şahsıma da hakaret edilmiş.


Volkan'ın yazısında şöyle bir ifade olmasına karşın: "Zaten bu tasarımı ben yaptım da demedim ama tüm kodlama ve yerleştirme bana ait, eminim o da tasarımının bu halinden çok hoşlanmıştır çünkü artı şeyler de var.", bugün Chris'in yazısına bıraktığı yoruma baktığımızda şu ifadelerle karşılaştık ki: "Sevgili arkadaşım. Bu tasarımı ben yaptım ve evet senin tasarımından esinlendim. Logoyu grafiker arkadaşım yaptı. Çok önemliyse senin için kaldırır değiştiririm. Bu kadar içerleyip mevzuyu hırsızlığa getirmenden dolayı çok sinirlendim, sanki sen dünyayı kurtardın. İyi çalışmalar.", hala hatasını kabul etmediğini ve kendisi ile bile çeliştiğini gördük.

Chris bu olaylardan sonra sitesinin altındaki bilgiyi de şu şekilde değiştirdi:
© 2006-2009 Chris Jennings. ALL rights (yes, @volkanyilmaz that means you too) reserved. 

ve Volkan'ın sitesi üzerinden Chris'inkine giderseniz şu ifadeyle karşılaşıyordunuz:
Welcome visitors from Blog Wolkanka. Wolkanka stole my work and is lying to you, his viewer. He has been reported and his site will soon be offline. If you are truly a friend of his, ask him to remove his theme before he faces a full denial of service from his hosting provider.

Sonrasında Chris olayı bir adım daha öteye taşıdı ve Twitter üzerinden bizlerle şu bilgileri paylaştı:
Has someone stolen your work? Let Google know, they will remove them from their index: http://bit.ly/123WJq

Dreamhost responds promptly. They've pointed me towards filing a more formal complaint, while suggesting they will take care of the rest.

Bu bilgilerle birlikte Chris'in, Google'dan sitenin arama listesinden kaldırılmasını ve Dreamhost'dan ise sitenin kapatılması istediğini anladık.

Ve olayda sona ulaşıldı...

BlogWolkanca kapatıldı... Siteye bağlanmak istediğinizde 404 hatası sizi karşılamakta.

Konu ile ilgili Chris'in son paylaşımları ise şunlar:
Thank you for writing. The content in question has been taken offline per your DMCA notification. http://blog.wolkanca.com
 .@volkanyilmaz, as promised your site has been taken down. Thanks for everyone's advice, kind words and encouragement through this ordeal.
Bu olayla ilgili yankılar devam ediyor. Sizlerle paylaşmaya devam edeceğim...