Hiçbir Kere Hayat Bayram Olmadı

Sanırım ilk defa 2002'de bayramı ailemle geçirmedim. Yol uzundu, ev soğuktu ya da param yoktu. Tüm herkes gider, ben kalırdım. Hatta annemin ilk defa "Ev soğuk oğlum üşürsün, gelme!" dediği gün, tüm arkadaşlar seferber olmuşlardı "Bize götürelim o zaman seni!" diye...

O zamandan bu zamana 7 yıl geçti. 7 yıldaki 14 bayramın yarısından fazlasında eve gitmedim ve böylece bayramların benim için anlamı da kalmadı.

Çocukluğumun bayramlarını hatırlıyorum da; sabah çok erken vakitte kalkar, sımsıcak yatağa göre hayli iç ürpertici olan duşa girip boy abdesti alırdık. Sabahın o vaktinde kalkmaya alışkın olmayan bir bünyenin canı da yemek falan çekmezdi. Hemen sıkıca giyinir, sabah namazına giderdik. Sabah namazına gittiğimiz için içeride yer bulabilirdik, çünkü insanlar vacibi farza her zaman tercih ederlerdi (bkz: Cuma Namazı). Sabah namazını kıldıktan sonra, bayram hutbesini dinler ve tekbirlerle birlikte bayram namazımızı kılardık. Ruhani ortamı çok yüksek olurdu bu bayram namazlarında, içim ürperir Allah'la buluştuğumu hissederdim.

Bayram namazı sonrası bayramlaşma için sıra sıra dizilirdik. Herkes misler gibi olurdu o gün; normalde sürmedikleri kokuları sürerler, hiç giyilmemiş elbiselerini giyerlerdi. El öptüğümde yaşlı yaşlı dedelerin gözlerinin içi güler, güzel dualar ederlerdi.

Camideki bayramlaşma bittikten sonra eve gitmeden önce bayrama özel güzel ve leziz yiyecekler almak için ufak bir alışverişe çıkar, böylece esnafla ve mahalledeki diğer tanıdıklarımızla üç beş güzel sohbet ederdik.

Sonra eve gelirdik. Evde bizi, annem ve kızkardeşim karşılardı. Hemen bayramlaşır, birbirimize güzel dileklerde bulunurduk. Annemle babam bize, daha bankadan yeni çıkmış gıcır gıcır banknotlardan verirdi. Ne kadar verdikleri değil, onların yeniliği önemliydi bizim için ve o paraları hiç kullanmadık da. O vakitler o gıcır gıcır banknotların ayrı bir değer vardı.

Şahane bir bayram kahvaltısı hazırlamış olurdu annem. Misler gibi kokan sımsıcak çayı, tereyağı, balı, peyniri, zeytini ve diğer kahvaltılıkları bizim dışarıdan alıp getirdiğimiz sımsıcak çıtır çıtır ekmekle beraber tüketirdik. Sanki hepsinin tadı ayrı bir güzeldi. Normalde de yediklerimiz bunlardı, ama o gün daha bir farklı gelirdi tadı.

O güzel günlerden bugünlere 7 yıldır bayram yaşamadım ben. 2,5 yıldır o güzel çayı bile içemedim. Artık kimsenin "Gelme!" demesine de gerek kalmadı, ben kendim gitmiyorum. Bu sene, işte bu bayrama niyetlenmiştim ve o tanıdık cümleyle karşılaştım "Ev soğuk!..." Hayatımda fakir olduğumuz için ya da sorumluluklarımı yerine getirmediğim için hiç bu bayramlardaki gibi üzülmem. Bir şeyler burkar içimi, koca koca dedeler gibi "Ben küçükken..." diyerek anlatmaya başlarım.

Ve her bayramın bir gününü, çoğunlukla ilk gününü, uyuyarak geçiririm. Arefe akşamı yatarım, bayramın ikinci günü kalkarım. İster uykularım düzenli olsun, ister olmasın bu 2002'den beri hep böyle oldu. Sanırım bayramı rüyalarımda yaşıyorum, herşeyi orada yaşadığım gibi...

Kısaca bana bugün bayram değil, bugün benim sıradan bir günüm. Hergün sıradan bir gün olduğu için de her gün bayram benim için tıpkı delilere olduğu gibi. Ve her bayramda aklıma o güzel şarkının şu dizeleri gelir; "Hiçbir kere hayat bayram olmadı ya da her nefes alışımız bayramdı... Bir umuttur yaşatan insanı, aldım elime sazımı..."

Sizin Bayramınız Kutlu Olsun!...

Çark Durdu, Saat Sustu

Saatim çalışmıyor, tiktaklarım duyulmuyor. Peki ben bu noktaya nasıl geldim?

Herşey bundan yıllar yıllar önce başladı. Sonun başlangıcı olan o çarkı takana kadar, yaşamıma birçok çark takmış ve artık eskiyenleri ve gereksizleşenleri çıkarmıştım. Ki o taktığım çarkın da diğerlerinden bir farkı yoktu ve saatin sağlıklı bir şekilde tiktaklamaya devam etmesi için gerekliliği vardı. Asıl problem olan o çarkla birlikte taktığım irili ufaklı çarkları yanlış seçmemdi. Yanlış seçimlerim saatimi yavaşlatmış ve işte durdurmuştu.

2003 Eylül ayında saatim en sağlıklı tiktak seslerini veriyordu ve o günden beri onun gibi sesleri bir daha duyamadım. Yeniden duyacağıma dair inancım olsa da, bu inancımı da kendi kendime yoketmekte olduğumun farkındayım.

Ve işte o günden itibaren saatime taktığım çarklar, bazen tiktakları hızlandırdır bazen de yavaşlattı. Ve bu hızlı tiktaklar, benim gözümü boyamaya ya da kendimi kandırmama yetti. Sandım ki saatin hızlı işlemesi doğruydu ve ben birçok kişinin yapamadığını yapıyordum. Ama ileri görüşlülükten son derece yoksun olan bu düşünce, çok geçmeden ne kadar yanlışta olduğumu gözler önüne serdi.

Öncelikle gereğinden hızlı hareket eden çarklar, saati gereğinden fazla yormuştu ve diğer büyük çarklara zarar vermişti. Büyük çarkların bundan etkilenmeyeceğini sanarak büyük bir hata yapmıştım. Yaşam saatinde en küçük çarkın bile tüm saat üzerinde tahminimizin ötesinde etkisi vardır.

Sonrasında ise, saatin içerisine dahil olmaması gereken, ama benim bir şekilde anlamsızca dahil ettiğim bu küçük çarklar; saati amacından saptırdı ve kaçınılmaz sona doğru beni hızla taşıdı.

Ve nedense saatim arada sırada durarak bana "Sonum, sonumuz hiç iyi değil!" dese de, ben bu göz boyanmışlıkla görece küçük önlemler aldım. Sandım ki, bu küçük çarklar o kadar da büyük sorunlar oluşturmaz.

Saatim şimdi durdu, ki uzun zamandır ağır aksak ilerliyordu. Arada parçalanıp dağılan ve kullanılamaz hale gelen büyük çarklar ve onlara bağlı olan tüm diğer çarklarla birlikte çok sağlıksız tiktaklar atıyordu.

Ve ben yine kendimi kandırmak adına; bir çarkı ve ona bağlı olan çarkları düzgün hareket ettirmeye çalışsam, elimle ittirsem falan herşey yoluna girer sandım. Ve elbette yine yanıldım. Çünkü ben ittirmeyi bıraktığımda onlar da durdu.

İşte tam şu noktada, ciddi bir temizlik yapmadan ve önemli kararlar almadan; yani, gereksiz çarklarımdan kurtulmadan ve çarklarımı yağlayıp sağlıklı tiktakları duyana kadar elimle desteklemeyi bırakmadan yaşamıma devam etmemem gerekiyor ki etmem de zaten mümkün değil.

Kendimle yüzleşmeli, hatta acımasız olmalı ve saatimi yeniden çalıştırmak için elimden geleni yapmalıyım. Ya da hala saatimin yeniden çalışacağının umudunu veren son nefesimden de vazgeçmeliyim.

Bir kez daha ilkini seçiyorum ve bu konuda kendime başarılar diliyorum...

Ve ekliyorum; saatinin yeniden çalışacağına olan inancı kimseden bekleme, çünkü artık kimse sana inanmıyor...