Ölüm ve Sessizlik Üzerine Bir Kaç Lakırdı...

Uzun zaman oldu blog yazmayalı, klasik müzik dinlemeyeli de... Aslında bir kaç dakika öncesine kadar da, uyumayı düşünüyordum. Ama sonra klasik müzik dinleyerek blog yazmak istediğimi fark ettim, ölüm ve sessizlik üzerine...

Son günlerde kimselerle konuşmadığımı fark ettim az önce, kendimi saymazsak pek tabii ki... Kendimle bol miktarda konuşuyor, görüş alışverişlerinde bulunuyorum... Yaparım genelde, ne de olsa insanı ölüm kapıya dayanana kadar bırakmayacak yine kendisidir, diğerleri elbet bir yerlerde sizi sizle bırakır...
Çevresinde çok insan bulunan ama çok fazla yakın arkadaşı bulunan bir insan değilim, insanların bana fazla yakınlaşmasına pek izin vermiyorum. Kişisel bir tercih... Ama genel olarak kendimi çok üzmemek ya da diğerlerini kafama çok takmamam için almış olduğum bir önlem... Böyle yaşamaya alıştım, yani konuşmak için çok fazla insana ihtiyaç duymamaya ve kendimle olmaya...

Açık konuşmak gerekirse, gerçekten konuşmak istediğimde sevgilimi ararım ya da onunla buluşurum. Her zaman yakınımdadır, ya bir otobüsle ya da bir telefonla ulaşabilirim kendisine... Ve her zaman hakkında konuşacak şeylerim vardır...

Tek bir şey bu durumu değiştirir...

Ölüm...

Ölüm çok ayrı bir şey; ölümden daha kesin ve mutlak bir şey yok, ondan önemli de bir şey yok. Yaşam ölümden önemli diyebilirsiniz, ama nasıl bir öneme sahipse yine ölümle sonlanıyor değil mi?

İşte bu zamanlarda konuşmaya değer hiçbir şey bulamıyorum. Nasıl bulabilirim ki? Ortada ölüm gibi önemi had safhada bir durum varken ne hakkında konuşabilirim ki, ölüm hakkında mı?

Peki ölüm hakkında konuşmak, zaten hakkında konuşmaktan hiç de haz etmediğimiz bu konu üzerine gereksiz lakırdı yaparak çekilen acıların hafifletmeyi engellemez mi? Elbette, engeller... Unutmak için hakkında konuşmaktan uzak durmak lazım...

Öyleyse birisi öldüğünde, o ölümden daha önemli konuşulacak bir şey olmadığı ve ölümden konuşmak işleri daha da zorlaştıracağı için bizi kaçınılmaz sona itiyor...

Sessizlik...

Ne konuşabilirsin ki? Elden bir şey gelir mi?

Konuşmak geri getirir mi gidenleri, ya da teselli edebilir mi geride kalanları?

Sadece bir an önce unutmak istediklerimizle tekrar tekrar yüzleştirir, zamanın karşı konulmaz unutturma çabasını boşa çıkarır...

Konuşacak bir şey bulamadığın için ve zamanın işini kolaylaştırmak için susarsın...

Ve şu özel iki kelimeyi birbirlerini pekiştirmek için yanyana koyuverirsin...

Ölüm Sessizliği...

Hepinize "ölüm sessizliği"ne bürünmek zorunda kalmayacağınız günler diliyorum...

Saygılar...

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...