Adliyeden Birkaç Yaşam Kesiti

Adliyeye hiç işiniz düştü mü bilmiyorum ama düşenler bilir ki orada hayatın binlerce farklı gerçeği vardır ve insan istemeden de olsa uzaktan şahit olur bu tanımadığı hayatların öyküsüne. Benim bundan yıllar önce düştü adliyeye işim, hala bitmedi ve bitecek gibi de durmuyor. Elimden geldiğince uzak duruyorum o duruşma salonlarından, ama bezen de gidip görmek istiyorum kendime gelmek için. Malum insan bilmeyince en büyük dert kendisinin ki sanıyor; oysa bilinmeyen ne sırlar, örtbas edilen ne gerçekler, çevirilen ne dolaplar var ki bunları görünce kendine kızıyorsun "Benimki de dert mi!" diye veya tam tersine güç buluyorsun kendinde açığa çıkmak için...


Ayrıca o atmosfer daha da gerer insanı, koridorlardan tut da matem sergisiymiş gibi giyilen siyah kıyafetlere kadar her biri sanki gerilimi arttırmak için tasarlanmış gibi. Koridorun her iki yanında oturan, ayakta bekleyen, kaba tabirle bir uçtan bir uca volta atanlar, avukatların hakimlerin siyah cübbeleri, karşı tarafın öfkeli, kindar, tehditkar bakışları... Tüm bu gerilimi azalmak istercesine kocaman koridorlar, büyük ve bol ışıklı duruşma salonları yaparlar, sanki mübaşir kapıyı her açışında insanların yürekleri hop etmiyormuş, stresle daha da sıkışmıyormuş gibi...

İşte böyle bir ortamda tanık olursun tanımadığın hayatların acısına, böyle bir ortam da "Yok artık bu da mı yaşanmış?" dediğin öyküler duyarsın. İşte bunlardan bazıları...


5 Yaşındaki Bir Kız Çocuğu ve Babasının Örtbas Edilmeye Çalışılan Cinayeti...
Duruşma için gitmiştim. Hatta ilk duruşma deneyimim olacaktı, haliyle nasıl bir ortam olduğunu merak ettiğim için mahkeme salonuna girdim dinlemeye başladım davayı, ifadeleri...

Mağdur koltuğunda 5 yaşında bir kız ve annesi vardı, yargılananlar yanlış hatırlamıyorsam 5 kişilerdi ve Antalya'da bir ara cinayet işlendiği sebebiyle kapatılan bir kulübün ortaklarıydı. Ortada bir cinayet vardı, bir de kaçırılıp gömülen silahlar. Tabi bu basit bir özeti; bu dava yaklaşık 3 yıldır sürüyormuş ve o gün karar duruşması imiş. Fazla bir ifade ve sorgu yoktu, anlayacağınız 'son sözlerdi'...  O an içime dokunan küçük kızın sözleri oldu:

Buradaki adamların hepsi babamı öldürenin kendileri olmadığını söylüyor, hiçbiri babamı öldürmediyse benim babam nerede? Niye yanımda değil? Diğer çocukları babaları parka getirirken ben niye koşup babama sarılamıyorum?
Gözyaşları içinde boğulan küçük kız daha fazla devam edememişti... 

Peki ya o kızın suçu neydi? Yüzleşmek zorunda mıydı o küçücük yaşında hayatın acılarıyla, çocukluğunu yaşamak hakkı değil miydi?...

Zaten sonunda girdiğim duruşma, bu sözlerden sonra karar vermek üzere araya çıkmıştı. Sonuç ne mi oldu; oradakilerin hepsi uzun yıllar hapis cezası aldı.
Tabi bir de madalyonun öbür yüzü var ki, o da ceza alan bu insanların aileleri. Mahkeme çıkışında koridorda duyulan feryat sesleri, hıçkırıklar, ağlamalar. Bir de sanki bir faydası olacakmış gibi kazanan tarafa çemkirmeler, olay çıkarma çabası.

Davadaki sır medyaya açıklanmadı. Şimdi o kulüp halen işletiliyor, herkes yoluna devam ediyor etmesine ama peki ya o küçük güzel kız neler yapıyor?..

İş Yerinde Tacize Uğrayan Kız ve Bunu Gören Babaanne
Bir başka duruşma günü, yine koridorda ve mahkeme salonunda bir kısmına şahit olduğum olay...

Kız akrabaları ile gelmişti duruşmaya, o gün yine önemli başka bir cinayet davasının karar günü olduğu için medya da orada bekliyordu. Kız endişelenmişti, ya içeriye girip haber yaparlarsa diye. İşte burada halkımızın cehaleti ve bazı avukatların eksikliğini görüyoruz. Konu cinsel istismardı ve kız daha reşit değildi, bu yüzden duruşmanın kapalı görülmesini (avukatın, danışmanın, senin ve hakimlerin dışında kimse giremiyor mahkeme salonuna) talep edebilirdi; lakin bilmedikleri için öyle bir talepte bulunmadılar ve içeriye basın dışında birçok kişi girip izlemişti davayı. Ben de bir süre izlemiştim ve avukatımız etkilenmeyeyim diye çıkarmıştı beni, bir süre sonra kendisi de midesinin kaldırmadığını söyleyerek ayrıldı zaten.

Neyse, bahsi geçen kız bir giyim mağazasında çalışıyordu, üstelik de tanıdıklarının mağazası imiş. İfadesi şöyleydi:

Üst raflara kıyafetleri yerleştirirken bu adam sürekli beni süzüyordu; bacaklarıma, göğüslerime dikkat kesiliyordu. Rahatsız olmuştum ama böyle bir şey yapmayacağını, benim yanlış anladığımı düşünüp herhangi bir şey dememiştim. Bir gün soyunma kabinine, oradaki kıyafetleri almak için girdim. Arkamdan da o girdi, elle taciz etmeye başladı, bir yandan da sözlü tacizde bulunuyordu. O sırada içeriye babaannem girmiş, soyunma kabininin açık kalan kısmından bizi görmüş.
İfadenin geri kalanında içeride bulunamadım, bu noktadan sonra avukatım beni salondan çıkardı.

Zaten o güne kadar öğrenmiştim, en yakınlarıma dahi güvenmemem gerektiğini. O gün bir kere daha insanoğlundan nefret ettim. Sapkın insanlıklar, sapkın kişilikler, adaletin açık noktaları ve bunu çok iyi kullananlar...

O adama ne mi oldu; tutuksuz yargılanmaya devam etti, bir kaç kişiye daha tacizde bulunsun diye...

Bir De Adaletin Kendisinden Kaynaklanan Sorunlar Var Ki Onlar Tam Bir Baş Belası

Hakimler, ön yargılar, ifadeler, psikologlar, raporlar, yalancı şahitler, adaleti kandırma çabaları, rüşvetler, bitmek bilmeyen yargı süreci...

Bu işlerde biraz şanslı olacaksınız, biraz paranız olacak, biraz da arkanız sağlam olacak... Şanslı olacaksınız çünkü hakimden hakime duruşmalar değişiyor... Bazıları var ki; yaşadığınız şeyi anlatıyorsunuz ama öyle ön yargılı oluyorlar ki, ona masal geliyor üstüne de hem sana kızıyor, hem de seni tehdit ediyor... Bazıları da var ki; seni objektif bir şekilde dinler, kanıtlara bakar ve doğru kararı vermeye çalışır.

Yukarıdaki örnekte gördüğümüz gibi söz konusu cinsel istismar gibi konularsa ve reşit değilsen başına bir de psikolojik danışmanlar çıkar. Gözlerini senin üzerine diker, hareketlerini inceler, danışmanlık yapar. Bu da yetmez, psikolojik açıdan etkilenip etkilenmediğini anlamak için adli tıba rapor almaya gönderirler kolunda bir mühürle. Rapor süreci de farksız değildir. Sen konuşursun tedaviye alırlar, konuşurken biri soruları sorar, diğeri seni inceler ve beden dilini okur...

Biraz paran olacak, yalancı şahitlerine para yedirebilmek ve adaleti yanıltmaya çalışmak için. Adamın gözünün önünde dövmüştür seni, ama karşındakinin parası vardır ve biraz da psikopatsa göz dağı verir, korkutur ve çıkarır mahkemeye, yalancı şahitlik yaptırır. Hele bir de o olay dört duvar arasındaysa, sizden başka kimse bilmiyorsa iş, daha kolaydır. Rica edersin, biraz para sıkıştırırsın eline; mahkemedeki ifadelerde 'dünyada senden iyi insan yoktur, karıncayı bile incitmezsin... '

Bir de arkan sağlam olacak ki; o dava hem küçük görülmesin, hem çabuk bitsin... Aynı olayı sen yaşamışsındır ya ufak para cezasıyla ya da denetimli serbestlikle ceza almadan bitmiştir; oysa bir duyarsın aynı olayı önemli biri yaşamış, mahkeme ona ağır bir ceza vermiştir. Sadece bu da değil, sen bu sonucu yıllar sonra alırsın, yok raporlar, yok evrak gelmediler, yok duruşma günü yok diye aylar sonrasına gün vermeler. Ama önemli biriysen, bir hafta sonra ilk duruşma olur, en geç bir iki ay içinde sonuca çıkar.

Sonuç...

Tüm bunların arkasında yaşam mücadelesi vermeye devam eden insanlar, çabalar, hayatlar, çocuklar, yetişkinler... Ve bir dolu endişeli ve gergin koşuşturma...

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...