Prometheus - 2 Saatlik Bir Fragman

Uzunca bir aradan sonra sinemaya gittim, bu uzunca aranın nedenleri; yüzlerce filmden oluşan arşivimi henüz bitirmemiş ve son dönemde tiyatroya sarmış olmam. Ve ilk defa bir 3D filme gitme isteği duydum, 17 tl'lik bir ödemeyi yapmaya En Sevdiğim ile bir ilki yaşama adına cesaret edebildim ;)


Bugünkü sinema seansımı, Cuma günü vizyona giren Ridley Scott yapımı Prometheus***'a ayırdım. Biraz hızlı bir seçim yaptım açıkçası, En Sevdiğim ile otobüsün kalkmasına iki saat kala karar verdik sinemaya gitmeye.

Açıkçası yaptığım seçime güveniyordum; IMDB'de şuan ki puanı 8.3, Beyazperde 4,5/5'lik bir eleştiri yapmış. Yönetmen Ridley Scott boş adam değil, yapımcı ise Lost ve Star Trek'ten tanıdığımz Damon Lindelof.

Şimdi insan bu filmden çıkınca "Vay be, ne muhteşem filmdi öyle!" demeli değil mi, ama yok öyle bir şey demiyorsunuz. Diyeceğiniz şey şu: "Ne oldu şimdi? Şunu neden yaptı, bu niye oldu?" ve kendinize "Başka bir film mi bulamadım izleyecek?" diye sormadan edemiyorsunuz.

Esasında film güzel olacakmış, sadece "Filmin devamını çekemeyiz belki, o nedenle herşeyden bahsedelim ama süreyi de çok uzun tutmayalım" demeselermiş keşke. Filmin içinde en az beş sezonluk diziye yetecek kadar konu var ve biz tamamını iki saatlik bir süre içinde izliyoruz.

Doğal olarak film, koca bir dizinin iki saatlik fragmanı görünümüne bürününce; mantık hataları, anlamsız boşluklar, nedensiz eylemler, gereksiz koşuşturmalar, üvey evlat gibi duran duygusallık, zorlama bir dinsellik ve bolca cevapsız soruyla dolmuş taşmış.


--- Dikkat Spoiler İçerir ve Sizi 17tl'lik Bir Kayıptan Korur ---

Film, çok hoş bir atmosferde, muhteşem bir şelalenin tepesinde başlıyor. Şelalenin başında beyaz suratlı dazlak bir herif, garip bir şey içiyor ve sonra DNA'sına kadar parçalanıp yok oluyor. Bu herif kendini büyük bir keyifle yok ederken, bir uzay gemisi göğe doğru yükseliyor ve tarihler değişiyor.

Bu sefer vadi gibi bir yerde, bir grup arkeologun yanında buluyoruz kendimizi. Bir araştırma yapıyorlar, 2089 yılında 35.000 yıllık duvar resimleri buluyorlar. Önceki sahneden buraya nasıl ve neden geldik diye düşünüyor ve de elbet ileride çözülür diyorsunuz, ama cevabı yok, boşuna beklemeyin.


Sonra tarihler ve mekan yeniden değişiyor. Birkaç yıl sonra, bu sefer bir uzay gemisi içindeyiz. Gemide sarışın ve oldukça ciddi bir adam var (sonradan öğreniyoruz ki bir android, insanımsı robot). Müzik dinliyor, dil öğreniyor, film izliyor ve küvez içinde yatan kişilerin anılarında dolaşıyor.

Uzay gemimiz varış noktasına erişiyor, androidimiz (David) küvezdeki insanları uyandırıyor. Meğersem o kişiler uzay gemisinin 2 yıllık yolculuğu boyunca, o küvezlerde uyumuşlar. Uyudukları süre boyunca yaşlanmadıklarını da eklemek lazım.

Bu insanlar, CO2 oranı dışında dünyaya çok benzeyen bu gezegene 'Mühendisler'i bulmaya gelmişler. 'Mühendisler' dedikleri, Tanrı. Kısaca amaçları Tanrı ile yüzleşmek ve ona "Nereden gelip nereye gidiyoruz, Koçum?" demek.


Bundan sonra bir dolu garip ve anlamsız olay oluyor. O kadar karman çorman ki, biraz kafanızı karıştırasım var bu noktada;

Karınca yuvasına ve piramitelere benzeyen bir yapı içerisinde, kocaman bir insan kafası heykeli ile top mermisini andıran binlerce fıçı buluyorlar. Bu fıçıların içinden siyah garip bir sıvı akıyor ve bu sıvı adam yiyen garip yaratıklara dönüşüyor ilerleyen süreçte.

Android David, bu fıçılardan akan sıvıdan bir damlayı alıp arkeologlardan birinin içkisine karıştırıyor. Bu arkeolog, gidip esas kızımız ve sevgilisi olan Elizabeth Shaw ile sevişip onu hamile bırakıyor. Kızımız, 10 saat içinde 3 aylık bir canavar yavruya sahip oluyor ve evlere şenlik bir kürtaj sahnesiyle içindeki bu ahtapota benzeyen adam yiyen canavardan kurtuluyor.


Kızımız ile sevişen arkeologsa, mutasyon geçiriyor. Uzay gemimizin başındaki hatun Meredith Vickers, bu değişime uğrayan arkeologu alev tabancasıyla kebap yapıyor. Bu noktada duygulu anlar yaşıyoruz, anlamsızca.

Uzay gemisinin sahibi ve bu yolculuğu ayarlayan Peter Weyland, Charlize Theron'un canlandırdığı Meredith'in babası, bu bilginin filmde bize hiçbir faydası dokunmuyor. Bu trilyon dolarlık adam, Weyland Şirketi'nin de sahibi ve ölmek üzere. Bu garip gezegene gelmesindeki amaç da ölümsüzlüğe kavuşmak zaten.


Bizimkiler, Tanrıları bulduk zannederken düşmanlarını bulduklarını fark ediyorlar. Meğerse bu gezegendekiler yanlışlıkla burada hapsolmuşlar, amaçları dünyayı yok etmekmiş. David, bu düşmanlardan birini uykusundan uyandırıyor ve o yaratık da aslında uzay gemisi olan yapıyı kullanmaya başlıyor. Tabii bu arada, andoridimizin kafasını koparıyor, zengin baba Peter Weyland'ı ve yanındakileri katlediyor.

Esas kızımız Elizabeth Shaw, uzay gemisinin kaptanına ulaşıyor. Yaratıkların gemisinin kaçıp gitmesine izin vermemesi gerektiğini söylüyor. Kaptanımız ve iki cengaveri, bir anda Kara Murat edasında kamikazelik yapıp yaratıkların gemisine bodozlama dalıyorlar. Ve evet gemiyi düşürmeyi başarıyorlar.


Düşen gemi, bozuk para gibi yuvarlana yuvarlana Meredith'imizi pestile çeviriyor. Elizabeth'imizin hayatını ise yaşam üçgeni kurtarıyor. İçinizden "Bu hatunlar salak mı, neden sağa sola kaçışmak yerine, sanki düşen geminin kendilerini ezmesini istercesine önünden koşturup duruyorlar?" diyorsunuz ve merak ediyorsunuz, Elizabeth'i yerdeki o kaya parçası nasıl pestile dönmekten kurtarabildi, hayretler içinde kalıyorsunuz.

Elizabeth ile başbaşa kaldık derken yaratık çıkıp geliyor, kızımızı kovalıyor. Kızımızı ise, artık kocaman bir ahtapota dönüşen yavrucağı kurtarıyor bu öfkeli düşmanının elinden (O ahtapotumsu canavar o hızla büyümeye devam ederse, tüm uzaya yayılabilir benden söylemesi).


Sonra bizim kafası kopuk android bozuntusu David, esas kızımızın kulağına "Başka gemiler de var, ben onları sürebilirim, Dünya'ya geri dönebiliriz." diye fısıldıyor, ama kızımız da psikopota bağlıyor ve cevap veriyor "Hayır, Dünya'ya değil, bu yaratıkların geldiği yere gitmek istiyorum!" diyor ve bizim kopuk kafalı androidimizi de yanına alıp uzay gemisiyle gidiyor.

Ve final sahnesi...
Yavrucağımızın öldürdüğü yaratığın içinden, Alien çıkıyor, basıyor çığlığı ve sahne kararıyor...

Not: Düşman yaratıklar, film başlarken DNA'larına kadar parçalanan herifler. Ve bu heriflerin DNA'ları, insan DNA'sı ile birebir aynı.

--- Final Sahnesi Dahil Anlattım - 17tl'lik Bir Kayıptan Kurtardım Sizi ---


Ridley Scott, bu konuyu böyle saçmasapan bir şekilde harcamak yerine özenle çekilen Spartacus gibi 13'er bölümlük birkaç sezondan oluşan bir diziye parçalasaymış, her şey çok daha harika olabilirmiş.

Ama pek tabii ki, bu gerçekten de bir fragman olabilir ve her konu Star Wars serisi gibi parça parça alınıp detaylı bir şekilde filme dönüştürülebilir. Böylece bu filmin potansiyeli de biz izleyicilerle buluşturulmuş olur.


Özetle...

İçerik olarak yüksek yoğunluğu ve potansiyeli olan bir film, bir çok yan film doğuracağını düşünüyorum. Görsellik olarak oldukça iyi durumda, ama artık görsellikte sınırlar sürekli aşıldığı için normal geliyor sahneler. Oyuncu performansları, Android David dışında vasatın altında. Hatta bir ara androidimizin Tanrı'ya dönüşeceğini falan düşündüm, o kadar mükemmel bir yaratık.

Ama ne yazık ki;
Beklentilerimi karşılamaktan oldukça uzak bir görüntü çizdi Prometheus...

*** Prometheus, Hesiodos'a göre İapetos'la ve Klymene'nin oğlu ve Atlas, Menoitios ve Epimetheus'un kardeşidir. Bazı metinlerde Prometheus'un annesi Asia ve kardeşi Athos olarak gösterilir. Prometheus, öteki kardeşleri gibi, tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış ne var ki öteki kardeşlerinden farklı olarak sonunda insanoğlunu yaratarak ve onlara ateşi (yaratıcılığı, bilimi, uygarlığı) vererek bu düzeni değiştirmeyi başarmıştır.

1 yorum

  1. Aynı düşünceyi paylaşan birilerinin olması güzel şey, benim de aklım feci karışmıştı :)

    http://www.ibrahimnergiz.info/film-izlenimim-prometheus-2012-1908.html

    YanıtlaSil

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...