Sosyal İletişim Labirentinde Kaybolmuş Şaşkın Fareleriz

Geçtiğimiz hafta önemli bir konuda benimle iletişime geçmek isteyen bir arkadaşım, bana Facebook'tan mesaj  ve Whatsapp'tan mesaj göndermesine rağmen ulaşamadı. Bir şekilde ulaştığında ise ben SMS attım, ama bu sefer de ona ulaşmadı. Sonuç olarak birbirimize ulaşamadık, o iş de yalan oldu.

Aslında düşününce bana ulaşmak kolay bir şeymiş gibi duruyor. Beni telefonla arayabilirsiniz, bana SMS atabilirsiniz, eposta gönderebilirsiniz, WhatsApp'tan, Facebook'tan, Twitter'dan, Linkedin'den, Google'dan, ChatOn'dan, MessageMe'den direk iletişime geçebilirsiniz. Görüyor musunuz bana ulaşmak için ne kadar çok yol var, ki bunlar ilk aklıma gelenler. Peki bu kadar yol, bana erişmeyi kolaylaştırıyor mu? Elbette ki hayır, kafa karıştırmaktan öte bir işe yaramıyor...

Truman Show Bizim Yanımızda Halt Etmiş...


Sosyal medya ekosistemi günden güne büyüyor, hayatımızı gün geçtikçe daha fazla göz önünde yaşıyoruz. Truman Show'un internet versiyonundan da beter durumdayız. Facebook'ta tanıdığımız tanımadığımız herkesle arkadaş oluyor, Twitter'da yaşamımıza dair anlık rapor veriyor, Instagram'da tüm anlarımızın fotoğraflarını paylaşıyor, Foursquare'de adım attığımız her noktayı işaretliyor, daha bin türlü servisle bin türlü etkileşimde bulunuyor ve 3G'li akıllı telefonlarımızla bir an bile kopmuyoruz bu şovdan.


Sosyal medya ekosistemi ile sosyal iletişim yolları da artıyor, sözde daha erişilebilir oluyoruz. Ama nedense cep telefonlarından önce erişebildiğimiz kişilere, artık eskisi kadar kolay ulaşamıyoruz. Ulaşamadığımız için kafayı yiyoruz, denk geldiğimizde de "Neredesin sen?" deyip haşlayıveriyoruz. Oysa ki Twitter'ını kontrol etmeyi unutmuşuz belki de.  Öyle bir kaybolmuşuz ki bu labirentte, ne bir çıkış yolu var ne de duvarın hemen arkasındakine sesimizi duyurma şansı.

Salgın Bir Hastalık...


Bağımlısı ve hatta kölesi olmuşuz bu sözde sosyal dünyanın. Her gün yenileri türeyen sosyal servislerde yer edinmek zorundaymışız gibi hissediyoruz kendimizi, sanki kullanmasak ölecekmişiz gibi. Tam anlamıyla salgın bir hastalık, bize bulaştığı yetmiyormuş gibi arkadaşlarımızı da davet ediyoruz bu dipsiz kuyuya...

Şeytan diyor ki, hepsinden kurtul... Sonlandır tüm üyeliklerini, kafanı rahatlat. Sana ulaşmak isteyenler ya telefon etsin ya eposta atsın. Ötesi seni alakadar etmesin... Bazen şeytanı dinlemek gerekir, ama tabii böyle bir şey pek mümkün değil, çünkü o sosyal servislerle et ile tırnak gibi iç içe geçmiş haldeyiz. Ama azaltmak mümkün, ki o sözde sosyal servisleri hayatınızda azalttığınızda ne kadar zamanın size kaldığına gerçekten şaşırıp kalacaksınız...


Şimdi Başlamaya Ne Dersiniz?


Sizlerle zaman zaman bu servislere yönelik faydalı paylaşımlarda bulunacağım. Hangi servisleri kullanmakta olduğumu, hangilerini neden kullanmaya başladığımı ve hangi servisleri kullanmaktan vazgeçtiğimi alternatif önerilerle sizlerle buluşturacağım. Ayrıca bu servisleri nasıl verimli kullanabileceğinize yönelik ipuçlarına da blogum üzerinden ulaşabileceksiniz.

Bu salgın hastalığın olumsuz etkilerini azaltıp zaman kazanmaya bir an önce başlamak lazım, çünkü gün günden güne işler daha kötüye gidiyor. Bu servisleri verimli bir şekilde kullanabilmek ve kontrolü kolaylaştırmak gerekli. Düzlüğe çıkmak bir süreç ve bu süreçte dilediğiniz konuda bana danışabilirsiniz.

Ayrıca kullanmaya devam edeceğim servislerdeki profil sayfalarımı da 'İnternette Ben' sayfasına ekleyeceğim, takip etmek isteyene kapım açık ;) Ve burada belirtmediğim ama kullandığımı gördüğünüz servisler varsa, oradaki varlığımdan şüphe duyabilir ve taklitlerimden fersah fersah kaçabilirsiniz :)

2 yorum

  1. Sayın OKCK;

    Bu yazınızın içeriğini çok faydalı bulsam da sizi bir konuda özellikle eleştirmek istiyorum. Özellikle Twitter'da özel hayatınızla ilgili gerçekten kimsenin bilmemesi gereken ve bilmek istemeyeceği ayrıntıları paylaştığınızı düşünüyorum. Elbette ki isteyeceğiniz şeyi yazıp yazmamakta özgürsünüz. Ama ilginç bir şekilde Twitter'daki paylaşımlarınız bu yazının konusuyla tamamen ters düşmekte. Twitter'ınız açık olduğundan örnek bir tweetinizi de vermek istiyorum;
    "Oguz Kaan C Kilinc ‏@okckilinc 15h
    Sevgilim'in su şişesinden su içince ağzıma onun bal dudaklarının tadı gelmesi, mmmm çok leziz..."

    YanıtlaSil
  2. Öncelikle yorumunuz ve düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkürler. Eleştirdiğiniz hususlardaki yaklaşımımı dile getirmek isterim.

    İnternetteki varlığımda hiçbir şeyimi hiçbir zaman gizlemedim. Telefon numarama dilediğiniz gibi erişebilir, benimle ilgili pek çok bilgi edinebilir, hatta benim hakkımda bir çok kişi için 'özel' olarak tanımlayabileceği şeylere ulaşabilirsiniz. Hiçbir zaman internetteki varlığımla, günlük yaşamımı ayrı tutmadım.

    Bunun bir nedeni de, yaptığım ya da söylediğim şeyler için hiçbir zaman pişmanlık duymamamam. Twitter'daki o iletimi kimsenin bilmemesi gerektiğini düşünmüyorum, ki bilmek istemeyenler varsa beni takip etmeyi de kesebilirler. Elbette gizliliği olması gereken şeyler de var, ama bu iletimin onlardan biri olduğunu düşünmüyorum.

    Yazı ile ters düşme konusunda gelecek olursam; ben zaten bu yazıda dile getirdiğim olumsuzluklardan etkinlenmediğimi iddia etmiyorum, aksine bu dertten ben de muzdarip olduğum için kendime yol çizerken takipçilerime de rehberlik yapabileceğimi söylüyorum.

    Yorumunuz ve seviyeli eleştiriniz için tekrar teşekkürler, esenlikle kalın...

    YanıtlaSil

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...