Rektörümüze Selam Olsun...

Sevgili Rektörümüz...

Boğaziçi Üniversitesi'nin uzatmalı öğrencilerinden biriyim, benim gördüğüm dördüncü rektörsünüz. Belki uzatmalı olduğum için ve eleştirel yazılarımdan ötürü benden pek haz etmiyor olabilirsiniz. Ama bu mektubu sizlere kendim için değil, apolitik kimliğinden kurtulup binlerle direnişe katılan Boğaziçililer için yazıyorum. Bu hakkı da kendimde, senelerdir üniversitemde pek çok tecrübe kazandığım için buluyorum. Umarım kusuruma bakmazsınız...

Bugün, Gezi Parkı'nda başlayan direnişin altıncı günündeyiz. Binler milyonlara dönüştü, tüm Türkiye diktatörlüğe karşı bir oldu. Cuma gününden bu yana olaylar şiddetini artırdı, devlet terörünün kanlı canlı şahitleri olduk ve olmaya da devam ediyoruz. İnsanlık biber gazında boğuldu, kardeşlik TOMAlarla püskürtüldü. Ama durdurulamadık, direniyoruz ve direndikçe ilerliyoruz.


Siz De İyi Bilirsiniz...


Boğaziçi Üniversitesi'nin aynı zamanda bir öğretim görevlisi ve hatta geçmişte Endüstri Mühendisliği bölümü öğrencisi olarak bilirsiniz ki; Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri o kadar da politik değildir, hatta apolitik olduklarını söyleyebiliriz. Diğer üniversitelerde kıyamet kopar da, Boğaziçi Üniversitesi'nde her şey pek bir sakindir.

Bu zamana kadar üniversitemizde çeşitli eylemlere tanık olduk, ama üniversitenin popülasyonu ile kıyasladığımızda çok bir destek aldıklarını göremedik. Sabih Hoca zamanında Rektörlük kuşatıldı bir kesim öğrenci tarafından. O vakit de, uzunca bir süreden sonra üniversitemize ilk kez çevik kuvvet girdi, ki sonra da polis çıkmaz oldu zaten üniversitemizden. Gördük böyle şeyler, tanık olduk parça parça.

1 Haziran Gecesi...


Ama 1 Haziran gece yarısı tanıklık ettiğimiz kadar büyük bir bir araya gelişe hiç tanık olmadık. Yüzlerce değil binlerce Boğaziçili bir araya geldi, akın akın yürümek istediler Taksim'e. Birçokları alışkın olmadığı için böyle bir yürüyüşe, yarı yoldan geri döndüler ama en azından Nisbetiye Caddesi'ni trafiğe kapatıp direnişe destek verdiler.


Boğaziçililer'in bir araya gelişi bununla da kalmadı. Cumartesi günü sabah saatlerinden itibaren bireysel ya da kitle halinde direnişe katılmaya devam ettiler. Saatlerce direndiler, direnişte biber gazına maruz kalan direnişçilere yardım etmek için koşturdular ve bugün de hala direnişe destek vermeye devam ediyorlar.

Direnişe Destek Vermek İstiyoruz, Ama Finaller?


Saygıdeğer Rektörümüz...

Boğaziçililer direnişe destek vermeye devam etmek istiyor ama malumunuz final dönemindeyiz. Direnişe katılmak istiyoruz, ama aklımız sürekli sınavlarımızda. Türkiye'nin geleceği mi, kendimizin geleceği mi? Karar veremiyoruz. Aslında cevabımız basit; ülkemizin geleceği. Ama tek sorumlu olduğumuz kişi kendimiz olsa bu cevabı vermek kolay da, ailemize karşı da sorumluyuz.


Teşekkür ederiz, bizi kaale alıp sınavların yapılıp yapılmayacağını bize iletmiş ve finallerin ertelenmeyeceğini belirtmişsiniz. Ancak gerçekten merak ediyoruz, bu mudur doğru olan? Direnişe destek veren binlerce Boğaziçi Üniversitesi öğrencisinin yüreğini rahatlatmamak mıdır doğru olan?

Finalleri ertelememenizin bahanesi akademik takvimin sıkışıklığı ise; 2004 yılında Türkiye'de gerçekleşen NATO Zirvesi için üniversitenin kapanış tarihini bir hafta erkene çekmiştiniz. Demek ki; altıncı gününe giren direnişin, bir NATO Zirvesi kadar önemli olduğunu düşünmüyorsunuz. Düşünceniz bu yönde ise, söyleyecek sözümüz yok. Lakin artık eskisi gibi susmuyoruz, haberiniz olsun.

Neden Suskunsunuz Rektörümüz?


Ne Reyhanlı'daki korkunç saldırıdan sonra, ne de altıncı gününe giren Halk Direnişi ile ilgili hiçbir kınama ya da Basın Bülteni falan yayınlamadınız. Yine Boğaziçi Üniversitesi'nin Facebook Sayfası da bu iki konu hakkında çıtını çıkarmadı. Hatta Gezi Parkı'nda başlayan direniş için, yüze yakın Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi kısa ve öz olarak bir bildiri de yayımladı, onda da imzanızı göremedik.

Üniversitemizin öğrencilerinin rektörü değil misiniz, ya peki öğretim görevlilerimizin? Peki kimin rektörüsünüz? İktidarın rektörü mü? Gerçi sizi de anlayabiliyoruz... Her ne kadar seçilerek başa gelseniz de; atamanız Cumhurbaşkanı tarafından yapılıyor ve üniversitemizin de devletin kırpa kırpa kuşa çevirdiği bütçeye ihtiyacı var. Ama bu kadar suskun olmayın, gerçekten varlığınızdan şüpheye etmeye başladık.


Bir Anket Yaptık...


Geçen Boğaziçililer arasında bir anket yaptık, ankete katılanların %30'u çalışmalarınızdan memnun değil. Elbette herkesi memnun etmek neredeyse imkansız, buna gayet iyi biliyoruz. Ancak arkadaşlarımıza sorduk ki "Boğaziçi Üniversite Rektörü olsanız ne yapardınız?". Öğrenciler sizi özlemiş Rektörüm, sizinle daha fazla iç içe olmak, sizi daha fazla görmek istiyor, onları dinlemenizi istiyorlar. Seçilmeden önce bizim için bir umut ışığı oldunuz, bu umudun kaybolmasını istemiyoruz.

Özetle Rektörüm, Umudumuz Olun İstiyoruz...


Üniversitemiz için bir çok takdir edilesi başarının altına imza attığınızı biliyoruz. Lakin bizim rektörümüz olun, öğrencilerinize yabancılaşmayın istiyoruz. Bizi ayırmadan, ayrıştırmadan dinleyin istiyoruz. Güney Kampüs'ten Kuzey Kampüs'e makam aracınızla değil, bizlerle yürüyerek veya 'shuttle'a binerek gidin istiyoruz. Öğlen yemeğinizi bizimle yiyin, ne yediğimizi ya da yiyemediğimizi görün istiyoruz. Ders aralarında kantinde oturacak yer arayın, kitap okumak için kütüphaneye gelin de kütüphanede dört dönüp yer bulamayın istiyoruz. Kilyos'a havalar güzelleşince değil, rüzgarın bizi uçurduğu kara günlerinde gelin, bizimle bir kış günü Kilyos'ta mahsur kalın istiyoruz. Sürekli artan popülasyonumuzla birlikte neden başarılı olamadığımızı, derste yer bulamayarak, yer bulsanız dahi bulduğunuz yerden dersi takip etme ihtimalinizin olmadığını görerek anlamınızı istiyoruz. Okulu uzatmamızın tek suçlusunun öğrenci olmadığını görmenizi, "Çalışmıyorsunuz!" demeden önce neden çalışmadığımızın nedenlerini yeterince sorgulamanızı istiyoruz. Yola getirilmemiz gerektiğini düşünüyorsanız, bunu yasaklar koyarak değil, bilinçlendirerek yapın istiyoruz.

Kabul ediyoruz, çok şey istiyoruz... Ama biz Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden birinin öğrencileriyiz, bu kadar şeyi istemek hakkımızdır diye düşünüyoruz. Haksızsak söyleyin de susalım, gerçi artık susamıyoruz ama bir deneriz sizin güzel hatrınız için. Sürçü lisan ettiysek affınıza sığınırız, içimiz kan ağlıyor da...

Selam Olsun Size Rektörüm, Sevgi ve Sağlıkla Kalın...

5 yorum

  1. Bunu bir mektup halinde göndermenin bir faydası olamaz mı Oğuz Kaan? Denenebilir gibi.

    YanıtlaSil
  2. Yazıyı eposta olarak atmayı deneyeyim, görür mü emin değilim ama... Şansımızı denemenin zararı yok ama...

    YanıtlaSil
  3. gülay hoca maillerini kontrol eder. ulaşacaktır.

    YanıtlaSil
  4. Gülay Hoca'nın BOUN ve Rektörlük adreslerine eposta olarak gönderdim. Umarım başıma bir şey gelmez. Neyse sen yanmasan ben yanmasam nasıl çıkarız aydınlıklara değil mi...

    YanıtlaSil
  5. Gulay Hoca iyidir bisi demez

    YanıtlaSil

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...