Kilyos'ta Yaşamak... Ya Da Yaşayamamak...

Boğaziçi Üniversitesi Kilyos Sarıtepe Kampüsü, şehir merkezine ortalama 30 km uzaklıkta bir kampüs ve orada yaklaşık 800 öğrenci hem öğrenim görüyor hem de yaşıyor ya da yaşamaya çalışıyor. Kilyos gözlerden ırak olduğu gibi gönüllerden ırak bir kampüs ve bir dolu sorunla boğuşuyor her yıl. Sorunların çözülme hızı, sorunların oluşma hızından düşük olunca da dertler de sürekli artıyor. Ancak bu yazımda dikkat çekmek istediğim sorun, bu sorunların içinde belki de en önemlisi. Ne derler bilirsiniz, her işin başı sağlık...

Yaklaşık 800 öğrencinin yaşadığı Kilyos Sarıtepe Kampüsü'nün tüm sağlık problemleri 23:00'ten sonra görev yapan tek bir hemşirenin omuzlarında. Eğer önemli bir şeyiniz varsa ve hemşire de talep ederse, kampüs araçlarından biriyle en yakın sağlık ocağına veya duruma göre hastaneye götürülebiliyorsunuz. Eskiden bir doktorumuz vardı, ancak taciz suçlamasıyla görevden alınınca bir daha doktor falan uğramaz oldu kampüsümüze. Ayrıca revirimizde ne gerekli ilaçlar bulunuyor, ne de biten ilaçların yeri hemen doldurulabiliyor.


Dile Bile Kolay Değil...

Açıkçası bu yazı çok önce yazılmalıydı, ama bilirsiniz başımıza bir bela gelmeden önlem almamak gibi bir huyumuz var millet olarak. Bu bizim DNA'mıza kodlanmış bir özellik, seviyoruz ölmeden adam olmamayı. Örneğin yine Sarıtepe Kampüsü'nde 2.Kilyos Yurdu'na bitişik olan bina neredeyse tamamen yıkılıyor ve yıkılırken dibindeki yurt binasının kolon ve kirişlerinde çatlaklar oluşturuyor da, Yapı İşleri masa başından "Sorun yok!" diye eposta gönderebiliyor. Bu epostanın tercümesi şu: "Hele bir tarafları çöksün de yurdun, sonra gerekli testleri yaparız. O vakte kadar biraz tadilat, biraz yamayla geçinir gideriz!"...

Geçtiğimiz hafta sonu, Kilyos Sarıtepe Kampüsü'nde bir arkadaşımız talihsiz bir kaza sonucu ağır bir şekilde yaralandı ve o gün Tanrı'nın bile unuttuğu bir yerde yaşadığımızı yeniden hatırlamış olduk. Kampüste herhangi bir doktor olmadığı için ilk yardım tabii ki yapılamadı. Tek tesellimiz bilinçli arkadaşlarımızın, yaralı arkadaşımıza yapılacak hatalı hareketlerin önüne geçmiş olmaları oldu. Gecenin bombası ise, kampüse 1 saatte ulaşan ambulans. 1 SAAT. Dile bile kolay bir süre değil, 1 saat. 1 saatte ne ocaklar sönüyor, ne sular akıyor köprüler altından. 1 saat içinde insan, tünelin sonundaki ışığı yedi kere görür, geçmişleri yedi kere ziyaret eder.

Kendi Kendime Ölürüm Bir Daha Ki Sefer...

Geçen yıl midem bana akşam vakti bin türlü acılar çektirirken hemşireye gittim. Mide asitini dindirici bir ilaç verdi, "Hele bunu bir iç, geçmezse bir daha düşünürüz!" dedi. İçtim ve beklemeye başladım. Tabii ki geçmedi, aksine iyice azıttı. "Öyleyse seni sağlık ocağına gönderelim." dedi ve şoförü aramaya başladık. O zamanlar, bir hasta nakil ambulansımız vardı, belki hala vardır ya yoktur. Tabii bu ambulans, kendi kendine giden bir araç değil, şoför lazım. Şoförlüğünüz varsa, benden tavsiye hiç beklemeyin şoförü. Tabii dışarıdan ne acılar çekildiğini görmek ekşi bir surat dışında mümkün olmadığı için, "Altı üstü bir mide ağrısı için mi?" gibi soran bakışlara maruz kalabiliyorsunuz.

Tabii orada mide kanaması geçiriyor olabilirsiniz, bambaşka bir yerinizde bir problem olabilir. Öyle de oldu zaten. Ben "Tamam bir daha ağrımayacak bir tarafım, ağrısa bile rahatsız etmeyeceğim. Hatta vakti geldiğinde kendi kendime öleceğim!" düşünceleriyle bindim ambulansa. Uskumruköy taraflarında, benim mide ağrısı krize dönüştü. Sinir krizi falan değil, kriz işte... Tabii ambulansta herhangi bir ilkyardım ekibi olmadığını belirtmem gereksiz sanırım, ne gerek var öyle şeylere. Boğaziçi'ni kazanmışız o kadar, gerekirse kendi kendimizin doktoru olabilmeliyiz, boşuna mı aldık o kadar puanı. Boğaziçi'nde Tıp olsa, kazanabilecek öğrencileriz ne de olsa!

Böyle Ambulanslar Da Var Türkiye'de...
Şişli Etfal Hastanesi'ne giden 30dk'lık yolculuktan aklımda kalanlar; bin türlü kasılan kaslarım nedeniyle çektiğim acılar ve her acıtan kasımla birlikte attığım çığlıklar, şoförün yaptığı panik, sirenler ve ışıklar. Şişli Etfal'e ulaştık, kum gibi hastaların arasında bir kriz daha geçirip de sakinleştirici iğneyi yedim ve köşede dinlenmeye bırakıldım. Tepemdeki şoförün "Ben olmasam..." kahramanlık alt metni ile "... ama benim dönmem gerekiyor!" serzenişlerini dinleyerek dinlenmeye çalışırken aklımdan geçen, "Şoför giderse, bu vakitte Kilyos'a nasıl dönerim? Bir an önce kendime gelmeliyim..." idi. Bir kez daha söz verdim kendime, "Ölümün kıyısında bile olsam, kendi kendime öleceğim bir daha ki sefer!"

Benim ki görece hafif bir olaydı, kriz geçireceğimi bilseydim hiç yollara düşmezdim. Bırakırdım, kendi kendine olur geçerdi, bünye alışkın o krizlere. Ya peki 800 öğrencinin yaşadığı bu kampüsteki olası sağlık problemlerinin 'görece hafif' olacağına kimin garantisi var? Gördük işte, talihsiz kazalar yaşayabiliyoruz. O kadar doğal ki bu kazalar. Doğal olmayan ise Türkiye'nin geleceği olacak öğrencilere verilen değerin bu kadar az olması...

112'yi Şimdiden Arayın, Ancak Gelir...

Yeri gelmişken, Kilyos Sarıtepe Kampüsü'nde yaşayan arkadaşlarıma bir iki tavsiye vermek istiyorum; Sabah uyandınız ve kendinizi kötü hissediyorsunuz. Öksürme, hapşırma gibi basit şeylerden bahsetmiyorum, daha ağır anormallikler bahsettiğim. Hiç "Revire giderim!" diye düşünmeyin, atlayın ilk otobüse şehre inin ve bir devlet hastanesinin aciline ulaşın. Emin olun çok daha çabuk çare bulursunuz derdinize. Ya da sizin veya arkadaşınızın başına bir şey geldi diyelim. İlgililere haber verme işini sonraya bırakın ve direk 112'yi arayın. Hatta 112'yi şimdiden arayın, başınıza bir iş geldiğinde anca gelmiş olur zaten!!!

Dedim ya DNA'mız son dakikaya, başa bir şey gelmeden önlem almamaya programlı. Kendimizi geç olsun da güç olmasın saçmalıklarıyla avutuyor, "Buna da şükür, en azından arkadaşımız yaşıyor!" diyorsak, hepimizi çok öpüyorum(!).

Lafta Kalsın İstemiyoruz...

Bu hafta Kilyos Sarıtepe Kampüsü'nde, Boğaziçi Üniversitesi Yönetimi'nden doktor ve ambulans talebi için imzalar toplanacak. İmzaları yönetime ulaştırdıktan sonra biraz bekleyeceğiz, biraz ama öyle bir ay falan değil, belki bir hafta. Sonrasında talebimizi iletmek için farklı yollar kullanmayı düşünüyoruz, umarım gerek kalmaz.

"Yaşananlardan dersimizi aldık, eksiklikleri gidereceğiz!" tarzındaki cek caklı vaatlere karnımızın tok. O eksiklikler hemen giderilmeyecekse o koltukta oturmanın, "Ben yöneticiyim!" diye ortalarda dolanmanın anlamı ne ki?

İmza: Kilyos'ta Allah'a Emanet Yaşayan Bir Öğrenci

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...