Kaybetmemek İçin...

İçim Yanarken Sizlere Acı ve Donuk Bir Merhaba Diyorum...

Bir çok arkadaşımız, oldukça ulaşılmaz olduğum bir şahsi bunalım dönemimde bir şekilde bana ulaşarak, üniversitemizin neden Soma'daki faciadan sonra bu kadar sessiz kaldığını anlamadıklarını ve hayal kırıklığı yaşadıklarını dile getirdiler. Bu dile gelişe cevabımı, çok uzun bir aradan sonra bu yazıyla sizlerle paylaşmak istiyorum. Okumanız dileğiyle...

Tepkisizlik Hakkında Haklısınız...

Şahsen bu tepkisizlik üzerine olan düşüncelerinde haklılar bu arkadaşlarım...

Bir süredir bu konuda yazılı ya da birebir olmak üzere, ulaşabildiğim tüm üniversite makamlarına bu tür olaylara olan tepkisizliklerine tepkimi, deyim yerindeyse isyan ederek hatta biraz da öfkeli bir şekilde haykırmaktayım.

Ancak Kilyos'tan Güney'e sürülmemle ateşlenen ve kişisel bunalımımın tavan yapması ve şahsi olarak her şeyin daha kötüye gitmesiyle devam etmekte olan süreçle birlikte bir süredir sessizim. Kendime, üniversiteme, ülkeme kırgınım, o nedenle de isteksizim.

Onca görüşmeden sonra hala sessiz kalmak konusunda anlamsız bir direniş gösteren, öğrencisiyle doğru bir iletişim kurmak konusunda hala bin türlü sıkıntısı olan üniversitemin bu tepkisizliğinin nedeni üzerine çok ama çok düşündüm...

Peki Nedeni Ne?

Sanırım; başarıya odaklanmış olan üniversitemiz ve bireyleri, başarısızlık olarak nitelendirilebilecek bu tarz olumsuz durumlara karşı hazırlıksızlar. Ne yapacaklarını bilemiyorlar ve dolayısıyla doğru tepkiler veremiyorlar.

Bu tepkisizliğin diğer bir nedeni ise, öğrencilerin kendilerine gelmelerini beklemeleri. Öğrencilerin talep etmesini, onlara ulaşmalarını bekliyorlar. İçimize 'inip' nabzımızı tutmayı, o kadar meşguliyetlerinin arasında çok zor görüyorlar.

Üniversitenin %34,5'inin temsil edilmediği ÖTK'nın, öğrencilerle aralarındaki bağ olacağını sanıyorlar ama bu bağın pamuk ipliğinden bile ince olduğunun farkında değiller. ÖTK üniversitemiz öğrencileri için o kadar da büyük anlam ifade etmiyor, zaten bir anlam ifade ediyor olsa ÖTK'ya seçimlerine katılım daha üst düzeyde olurdu.

Ayrıca üniversitemizin de dahil olduğu eğitim sistemimiz, öğrencilerinin bir insan olduğunun farkında değil. 'Öğrenci' kavramını; duygulardan ve düşüncelerden arındırılmış, bir şeyler öğrenmesi ve öğrendiklerini sistemin istediği şekilde ispat etmesi beklenen bir şey olarak görüyor. Boğaziçi'nin gerçekten bu konuda farklılık yaratmasını isterdim, ama ne yazık ki o da bu sistemin bir parçası.

Kaybederiz...

Üniversitenin harekete geçmesini ya da artık kemikleşmiş bu kafa yapısını yıkmasını beklersek daha çok bekler, sonunda da umutlarımızı kaybederiz.

Ne yaşadığımızı, düşündüğümüzü, hissettiğimizi bilmeden, dinlemeden, dinlese bile anlayamadan, bizlerin 'insan' olduğumuzu unutup bize 'öğrenci'   diyen büyüklerimizin karşılarında sonuna kadar duramazsak kaybederiz.

Bu sistemin bir parçasına dönüşüp üniversitemizin etkinliklerine 'CEO'lar yerine, bu üniversiteden mezun olup KPSS ile öğretmen olmuş, bilim insanı olmayı hayal ederken özel bir güvenlikçi olmuş, mühendis olmasına rağmen işsiz kalmış mezunlarımızı getirmezsek kaybederiz.

"Boğaziçi sanki özel bir üniversite..." ve/ya "Boğaziçililer çok farklı..." gibi savları, yaşam şeklimizle ve düşüncelerimizle destekleyip kendimizi diğer insanlardan çok üst bir noktada görmeye başlarsak kaybederiz.

Aç insanların haline üzülüp bir hafta bile aç kalmaya tahammülümüz yoksa, sokakta yaşayan insanların haline acıyıp bir gece bile eğlence olsun diye değil gerçek anlamda sokakta kalmamışsak, fakirliği arabamız olmaması ya da telefon modelimizin eski olmasıyla kıyaslıyorsak kaybederiz.

Kaybetmemek İçin...

Kaybetmemek için harekete geçmek, 'insan' olduğumuzu her fırsatta dile getirmek ve bunu görmek istemeyen ya da görmezden gelen gözlere sokmak gerekiyor...

Kaybetmemek için, illa birlik olmayı beklememek, birey olarak da tepkimizi göstermeyi öğrenmek, diğerlerinin bizden hiçbir üstün tarafları olmadığını fark etmek, kendilerini üstün sananlara da bunu fark ettirmek gerekiyor...

Kaybetmemek için, madencimizin halini bir felaket yaşanmadan önce anlayabilmek, bir arkadaşımızın bir yakınını kaybetmeden o yakınının varlığından haberdar olmak, iş işten geçtikten sonra değil, yaşam devam ediyorken harekete geçmek gerekiyor...

Kaybetmemek için, bugün, tam da şu anda Boğaziçili ya da bambaşka bir şeyli olmaktan vazgeçip insan olmayı seçmemiz gerekiyor. Duygu ve düşünceleriyle, mutluluklarıyla olduğu kadar acılarıyla da yaşayan, yaşamaya çalışan bir insan olduğumuzu, yöneten de yönetilen de olsak hepimizin eşit haklara sahip olduğu bireyler olduğumuzu artık anlamamız gerekiyor...

Kaybetmemek için, bir şeyler olup bittikten sonra haykırmak değil, sürekli ifade etmek gerekiyor...

Kaybetmemek için, bugün yaşayıp yarın unutmamak, bugün hatırlayıp yarın hiç yaşanmamış gibi davranmamamk gerekiyor...

Çünkü kaybettiğimiz bir kendimiz değiliz...
Canlarımız ciğerlerimiz, yüzlercemiz, binlercemiz...

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...