Sevmek Yetmiyor Bazen... Bir İlişkinin Bitişi...

Az önce fark ettim ki, 5.5 yıllık ilişkimin bittiğini bilen kişilerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Oysa çok göz önünde bir ilişkiydi bizimkisi, olaylı başlamış, fırtına gibi ilerlemişti. Ama öyle sessiz sakin bitti ki, insanın şaşırası geliyor ama şaşırmıyor. En azından beni şaşırtmıyor...

Aslında şaşırtması lazım, çok fırtınalar koptu içimde çünkü, O'na da hiç patlamadığım değil ama kendi içimde tufanlar kasırgalar yaşadım. Ama hayatımın bu konu dışındaki noktalarında, süt limanlara eş değerdim.


Sevmek yetmiyor bazen. Her şeyi silmek istiyor insan da, silemiyor...
O kadar işlemiş oluyor ki içine, silse kendini de silecek belki!
Evime gelseniz, "Siz ayrılmamışsınız ki!" derseniz. Hala buzdolabında, televizyonun üstünde fotoğraflarımız var, eşyaları olduğu gibi duruyor, hala dolabımın yarısı onun kıyafetleri ile dolu. Atamadım, kaldıramadım, içim el vermedi falan olayı değil bu, görmüyorum hiçbirini de ondan.

Bazen gözüm buzdolabına magnetli, yaklaşık 4 yıl kadar öncesine ait fotoğrafımıza takılıyor ama, üstünde hemen yanındaki ev damacana su getiren Buzdağı'nın magneti üzerinde durduğu kadar bile durmuyor.

Sanki paralel evrende yaşanmış bir ilişki de, Fringe'deki gibi küçük bir bakış atmışım. O fotoğraf da o küçük bakıştan kalan bir parça. Işıltılı ama bir o kadar da uzak.

Severek ayrıldık biz...
Ve sevmenin yetmediğini bilerek ayrıldık... 
Sevmek bir ilişkiyi devam ettirmeye yetmiyor...
Yaşayarak öğrendik bunu...

Biraz Ben, Biraz O...

Introvert bir insanım ben, bir kaç ay oldu bunu öğreneli, oldukça da yüksek seviyede bir Introvert'im. Psikolojide, Introvert'in tanımı, enerjisini içinden yani kendinden alan insanları tanımlamakta kullanılıyormuş. Introvert olmamla ilgili bir yazı yazacağım bir ara, hayatımın aydınlanmasını yaşadım diyebilirim bunu öğrendiğimde.

O ise bir Extrovert'ti. Ben insanlarla bir arada olmaktan yorulurken o tipik bir Extrovert olarak insanlarla enerji doluyordu. Çevremdeki insan sayısı sınırlıdır mesela, gerçekten konuşabildiğim, ortak bir paydada bulaşabildiğim insanlarla saatlerce sıkılmadan konuşabilirim ama, pek çoğundan da çabucak sıkılırım. O'nun ise çevresinde çok ama çok insan vardı.

Introvert olmama ek olarak, akrabalarımla aramda evrenler galaksiler var, o kadar uzağız birbirimize. Annemle babamdan bana miras kalan bir şey bu, bunun yokluğunu hiç çekmedim. Hatta Facebook'u akrabalar ele geçirmeye başladığında, yakınlaşmaya çalıştılar da bir kaçı hariç hepsini itinayla uzak tuttum, bazılarını ise direk engelledim geçtim.


O arkadaşları ile tanışmamı istiyordu. Hiçbirisiyle tanışmadım değil, ama imkanı yok hepsiyle tanışmaya gücüm yetmezdi. Kaldı ki, halen bir öğrenci olmama rağmen hiç öğrenci olamadım ben hayatımda. Oysa böyle üniversiteli arkadaşlar bir araya gelince ister istemez derslerden bahsediliyor ve ben bundan çok ama çok sıkılıyorum. Kendimi oraya ait değilmişim gibi hissediyor, yerler ya da gökler yarılsa da bir yerlere kaçsam diye düşünüyorum.

Hayata dair ilginç, ama deli saçması da diyebileceğiniz çıkarımlarım var. Örneğin orucunu tutmadığım Ramazan'ın bayramını kutlamayı reddediyorum, ya da kurbanını kesmediğim Kurban Bayramı'nı... "Atılmayan bir mesaj uğruna ne ocaklar sönüyor Ya Rab!" diyorum her seferinde ama, çok da samimi gelmiyor böylesi. Birbirimizi hatırlıyoruz diye kandırıyoruz kendimizi, aynı mesajı on yüz bin milyon kişiye tek seferde atarken.

Bu da bir soruna dönüştü tabii aramızda... Anlatamadım, ben "Kendi annemi babamı bile iki üç yıl görmediğim, altı yedi ay aramadığım oluyor, seninkilere özel bir şey değil", dedim ama tabii anlatamadım.


Ve ben çok tutumlu, hatta ekstra tutumlu, bazılarına göre cimri bir insanım... Yurtta kalırken 500TL ile İstanbul'da yurt paramı, yemek paramı falan verebiliyor, tiyatro gibi etkinliklere katılabiliyor, arada kendime sürprizler yapabiliyor ve üstüne ayda 100TL kadar da köşeye koyabiliyordum. Introvert olmamdan ötürü kendi kendime yetebilmemin de rolü var bunda. Ama daha çok fakir bir çocukluk geçirmiş olmamın bendeki bir etkisi, bazılarına göre ise yan etkisi.

Markete girdiğimde bir araba alır, bir uçtan öbür uca marketi dolaşır, her gördüğümü ve canım çekeni içine tepeleme doldururum. Sonra başa dönüp "Buna ihtiyacım var mı, bunu almasam ölür müyüm?" diye diye sepettekileri geri koyar, iki üç tane gerekli şeyle çıkarım marketten. Çünkü harcamalarımızın pek çoğu aç gözlülüğümüzden ve duygularımızla hareket etmemizden ileri geliyor diye düşünüyorum. Sepeti doldururken ki aç gözlülüğümü, sepeti boşaltırken ki mantığımla dengeliyorum. Tavsiye ederim, deneyin ;)

O ise öyle değildi... Eline üç kuruş geçtiğinde harcamaktan geri durmuyordu, hatta elinde üç kuruş olmasa da harcıyordu. O'nun da çocukluğu çok bolluk içinde geçmemişti ama, işte herkeste her durum aynı etkiyi yaratmıyor. Bense onu frenlemeye çalışıyor, olası zor günler için köşede biraz para biriktirmesi gerektiğini sürekli tekrarlıyordum. Para harcamakla ilgili inatlaşmalarımız kavgaya dönüştü bir süre sonra, paragöz oldum O'nun gözünde.


Ama...
Ama aslında bir sene önce bu vakitler bitmeliydi bu ilişki...
O mesajları okuduğumda bitmeliydi...

Aklımı kaçıracağımı zannettiğim, çığlık atmak istediğim ama sesimin çıkmadığı, aklımın duvarlarında yankılanıp beynimi patlatacak gibi olduğunda bitmeliydi...

Bana yalanlar söylediğini öğrendiğim gün bitmeliydi...
Ama sevgim ağır bastı, attım içime...

Beni aldatan O kadını,
Gözümün içine baka baka yalan söyleyen, yeminler eden O kadını,
Bir yıl önce bu vakitler hayatımdan çıkarmalıydım...
Bir yıl daha yıpranmadan, bir yıl daha yorulmadan, bir yıl daha kendimi kandırmadan...

Aldatmanın ve aldatılmanın yüküne,
Bu yükü kimsenin ilelebet taşıyamayacağını çok iyi bilmeme rağmen...
Bitiremedim...

Sevgim ağır bastı, çıkaramadım hayatımdan...
Attım içime...

Sonra yeniden yalanlarını dinledim...
Sonra yeniden kandırıldım, sonra yeniden, yeniden ve yeniden...

Ve bir an geldi...
Sevgim yetmedi artık...
Hala seviyordum.
Hatta şimdi bile hala seviyorum...
Ama artık devam edebilecek gücüm yok...
O'nun da yok...

"Biz"in ne zaman yok olduğu üzerine çok konuştuk, ama bulamadık. Ne zaman "Ben" ve "Sen"e dönüştüğümüzü anlamaya çalıştık, ama pek sonuca ulaşabildiğimizi söylemem. Tahminen ilişkimizin ilk bir iki yılı "Biz"dik, sonrası hep "Ben" ve "Sen"di.


Neyse...

Sözün sonu, 5.5 yıllık bir ilişki bitti...
Bir Ramazan Bayramı ertesinde, Temmuz ayına tek tüfek girdim...

Bu yazıyı tarihe bir not düşmek için yazdım...

En Çok...

O değil de, en çok nelere üzülüyorum biliyor musunuz?

Hayatımda ilk ve son kez 6 Ocak 2012'de bir yıldızı kayarken gördüm.
Kollarımda O vardı, Kilyos sahilindeydik ve mutlu olmayı dilemiştim...
Bu güzel anıma eşlik eden O, artık hayatımın bir parçası değil...

İlişkilerine hayran olduğum annemle babamın şarkısı,
Frank Sinatra'nın "Strangers in the Night"ını bize adamıştım...
Ama artık "Biz" yok, çok sevdiğim bir şarkı böylece öksüz kalmış oldu...


Frank Sinatra, kayan yıldız ve Kilyos sahili...
Hepinize her şey için çok teşekkürler...
Siz çok güzel bir aşk sundunuz...
Ama biz elimize yüzümüze bulaştırdık...
Kendi adıma sizden özür diliyorum...

Tüm Okuyucularıma ve Dostlarıma Sevgilerimle...
Kalın Sağlıcakla...

"Seni seviyorum" dememeli insan aşık olunca.
Çok acı oluyor sonra aynı ağızdan duymak yıkılışını
Yalanlarla, küçümsemelerle ve alaylarla
Ve bunlardır aldatmacaya döndüren kusursuz sandığımız dünyayı.
- Yevgeni Yevtuşenko

Hiç yorum yok

Yorum Gönder

Düşüncelerinizi Paylaştığınız İçin Teşekkürler...